<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173</id><updated>2012-02-06T05:56:48.672-08:00</updated><category term='L'/><category term='ALTERNATİF TIP'/><category term='OTİZM'/><category term='tebrik mesajı'/><category term='A'/><category term='ŞEKER'/><category term='KİLO KONTROL'/><category term='HAYVANLAR'/><category term='SAÇ'/><category term='RENKLER'/><category term='C'/><category term='P'/><category term='Ü'/><category term='SAĞLIK'/><category term='Ş'/><category term='F'/><category term='KOZMETİK'/><category term='ÇAYLAR'/><category term='S'/><category term='I'/><category term='Z'/><category term='D'/><category term='N'/><category term='B'/><category term='M'/><category term='V'/><category term='O'/><category term='TAŞLAR'/><category term='G'/><category term='HABER'/><category term='T'/><category term='K'/><category term='Ç'/><category term='ÇOCUK SAĞLIĞI'/><category term='YAĞLAR'/><category term='KANSER'/><category term='KISA KISA SAĞLIK'/><category term='H'/><category term='E'/><category term='RUH SAĞLIĞI'/><category term='Y'/><title type='text'>ZENCEFİL</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>576</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-3027529210746628513</id><published>2009-04-02T23:38:00.002-07:00</published><updated>2009-04-02T23:42:26.693-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RUH SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÇOCUK SAĞLIĞI'/><title type='text'>EVLİLİK</title><content type='html'>Doktora gittiğimizde birtakım sorularla karşılaşırız. Hastalığın veya rahatsızlığın türüne göre soruların tipi de değişmektedir. Eğer yüksek tansiyon rahatsızlığımız var ise; “Kilonuz nedir?”, “Başınız ağrıyor mu?”, “Tuzlu–yağlı–hamur işi çok yer misiniz?”, “Egzersiz yapıyor musunuz?” türünden sorulara muhatap oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, genelde sorulan sorular, hep fizikî hayatımızla, bedenimizle ilgili olmakta; ruhî yapımız ihmal edilip, sosyal bir varlık olduğumuz unutulmaktadır. Tıp ve psikiyatrideki gelişmelerden de biliyoruz ki, birçok hastalığın temelinde psikolojik ve ruhî, daha doğrusu insanın nefsi ve egosuyla ilgili sebepler bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlık, yalnızca biyolojik açıdan normal olma hali değil, aynı zamanda aklî muhakeme ile dünyayı idrak etme, iç aleminde kendisiyle barışık olma, duygulardan iyi yönde yararlanabilme, davranışlar itibariyle müsbeti yakalama, sosyal manada çevre ile uyumlu olma ve her yerde yapıcı davranma durumudur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir araştırmaya göre mutsuz ve problemli evlilikler, insanda hipertansiyon sebebi olabilmektedir. Bilindiği gibi hipertansiyon, modern dünyada en çok öldüren hastalıklar listesinin en başında yer almaktadır. Bu çalışmadan sonra doktorlar herhalde hastalarına sordukları sorularda bir takım değişiklikler yapacaklardır. Meselâ şu sorular sorulabilir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;–Eşinize en son ne zaman çiçek aldınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;–Ailenize yeterince zaman ayırıyor, onlarla hoş vakit geçiriyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;–Çocuklarınızı öpüyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;–Akraba ve eş dost ziyaretlerini ne kadar sıklıkla yapıyorsunuz. Veya ihmal mi ediyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;–Çevrenizdeki insanlarla hediyeleşiyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;–Birine en son ne zaman hediye aldınız? veya size en son ne zaman bir hediye verildi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tarz soruları uzatmak mümkün. Bazılarımız belki de bu soruları özel bulabilirler. Ancak Amerika’da “evlilik danışmanlığı veya hakemliği” (Marital Counselling) denilen bir hekimlik türü sadece bu gibi konularla ilgilenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Burada sevindirici bir hususa parmak basıp geçelim. Batı’da ve Amerika’da aile müessesesi çok darbeler alıp zedelendiği için bu tip hekimlik alanları ortaya çıkmıştır. Ülkemizde ise aile yapısını dinamitleyen çok faktör olmasına rağmen, dinimizin bu müesseseye verdiği çok büyük önemden dolayı bu tip kurumlar nisbeten azdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem inancımıza göre, hem de hayatın bize öğrettiği bir hakikat olarak anne, çok mukaddes bir varlık, baba ailesinin rızkı için çalışması ibadet olan kahraman bir babayiğit, karı–koca arasındaki muhabbet ve sohbet de sanki cennette yapılan tatlı bir görüşmedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Brian Baker’e göre insanlarla iyi ilişkiler kurulması ve insanlardan gelen sosyal destek, kan basıncını düzenlemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp damar sistemi başta olmak üzere insan vücudu, sosyal destek konusunda çok hassas olup, anında ve doğrudan cevap vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kaç misalle açarsak: Psikolog Daniel Goleman’a göre stresli insanlar sakin insanlara nazaran iki kat daha fazla gribe yakalanmakta, karamsar ve inatçı insanların hayatlarında astım, ülser ve kalp rahatsızlıklarına yakalanma riski 3 kat daha fazla olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ayrıca depresyon, kansere zemin hazırlamaktadır. Uyluk kemiği kırılan yaşlılar neşeleri yerinde ise üç kat daha hızlı iyileşebilmektedir. Hastalığını kabul edip problemleri hakkında konuşan kanser hastaları da, hastalığını kabullenemeyen ve konuşmayanlara nazaran daha çabuk iyileşmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktor Charles Miner’e göre kızdığımız zaman tansiyonumuz 6 derece artar. Bunun kalbimiz üzerindeki zararlı tesiri oldukça yüksektir. Kalbimiz, karşılaştığımız insanlar arasında, duygularını kontrol edebilen neşeli ve huzurlu olanlardan hoşlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten hırçın, her şeye hiddetlenen, inatçı insanlardan kim hoşlanır ki, kalbimiz hoşlansın?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük bir düşünüre göre ise; kızgınlık, kıskançlık, öfke, haset ve tamah gibi kötü duygular, kanserden daha tehlikeli manevi tümörlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tür hastalıklar, insanın enerjisini tüketir, verimliliğini azaltır, beden sağlığını bozar, huzur ve mutluluğunu engeller. Kanser insanın 60–70 yıllık ömrünü yok ederken; haset, kin, kızgınlık, kıskançlık, öfke ve açgözlülük gibi manevî hastalıklar insanın sonsuz hayatını mahveder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Baker’ın araştırmasından şu sonuçu çıkarabiliriz: “Mutsuz evlilikler, sağlık için zararlıdır (Bad marriages bad for your health).”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç yıl süren bu araştırmanın başında 100’den fazla kadın ve erkek bir anket doldurmuşlardır. Evliliklerin kalitesini ortaya çıkaran bu ankete ilâve olarak katılan kişilerin hergün tansiyonları ölçülmüştür. Ayrıca, kendilerinden tutmaları istenen günlük değerlendirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta, üç yıl önce mutsuz bir evliliği olanların üç yıl sonra tansiyonları anlamlı olarak artmıştır. Mutlu evliliği olanlarda ise tansiyon düşmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani mutlu evlilik, koruyucu bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Yine üç yıl sonra mutsuz evlilikleri olanlarda, kalbin sol karıncık (ventricle) duvarının kalınlığı artmıştır. Bu da yüksek tansiyon belirtisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce yapılan çalışmalarda da, mutsuz evliliklerin şizofreni, depresyon ve kalp rahatsızlıkları ile ilgisi bulunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de sadece bu çalışmaya bakarak kesin hükümlere varmak yanıltıcı olabilir. Bunun ileride yapılacak çalışmalarla desteklenmesi lâzımdır. Birçok yeni psikososyal stress çeşidi vardır, ve bunlar yüksek tansiyona sebep olabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hattâ insanlar bu stresin farkında bile olmayabilirler. Fakat unutmamak gerekir ki, en büyük meselemiz kendimizle, kendi içimizde yaşadığımız meseledir, ve dışarıdan bize doğru olan meseleler eğer büyüyor ve çözümsüzlüğe doğru gidiyorsa, bunda iç dünyamızın belli bir itminan ve sükunete ermemesi rol oynuyor olabilir.&lt;br /&gt;Kanada Sağlık Araştırma Enstitüsü uzmanlarına göre ise, tansiyon hastaları için reçetelere yeni tedaviler yazma zamanı gelmiştir. Mutsuz evlilikler için tedavi programları bir çare olarak görülmektedir. Bunlardan biri; evlilik danışmanlığıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bazı hekimlere göre bu inanılmaz bir keşiftir.&lt;br /&gt;Kur’an–ı Mu’ciz–ûl Beyan’da buyrulan, “Karı koca arasında bir mesele olursa, bir hanım tarafından bir de erkek tarafından iki hakem belirleyip meseleyi çözersiniz.” (Nisa suresi/35) şeklindeki tavsiyenin, yaşadığımız hayatın gerçeğine ne kadar uygun mucizevi bir reçete olduğunu böylece görmüş oluyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;www.hayatifarket.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-3027529210746628513?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/3027529210746628513/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=3027529210746628513&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/3027529210746628513'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/3027529210746628513'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2009/04/evlilik.html' title='EVLİLİK'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-3181998487994653967</id><published>2009-04-02T23:38:00.001-07:00</published><updated>2009-04-02T23:38:43.494-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KANSER'/><title type='text'>SİGARA</title><content type='html'>Pasif içicilerde kalp hastalıklarına bağlı ölümler % 30 artış göstermiştir.  (olumume sebep olmazsaniz sevinirim )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara hemen hemen tüm akciğer hastalıklarında risk faktörüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grip,üst solunum yolu enfeksiyonları, pnömoni sigara içenlerde daha fazla görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kronik bronşit, amfizem çoğunlukla sigarayla ilişkilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara içen astımlarda şikayetler ve klinik bulgular ağırlaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30'lu ve 40'lı yaşlarda sigara içenlerin kalp krizi geçirme riski içmeyenlerin 5 katıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara kalp hastalıklarına bağlı ölümlerin en az % 20'sinden sorumludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara HDL (iyi yağ)'yi düşürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlarda östrojen eksikliği yaparak kalp hastalıklarını arttırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın içicilerde kalp krizi riski erkek içicilere göre % 50 daha çok artış gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara koroner arter hastalığı için major risk faktörüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara içenlerde miyokard infarktüsü riski 2.5 kat artmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başta koroner arterler olmak üzere tüm  arteriyel sistemde yetmezliklere yol açarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara akut olarak kan basıncında 10 mmHg'lık artış yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara içen hipertansiyon hastalarında kalp ve böbrek problemleri daha sık görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hipertansif hastalarda sigara bırakıldığında koroner arter hastalığı riski % 35 - % 40 düşer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara içenlerde diyabet gelişme riski 1.4-3.3 kat artmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyabetiklerde makro ve mikrovasküler komplikasyon artmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyabetik sigara içicilerinde HDL azaldığından koroner arter hastalığı riski daha belirgindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Glisemi kontrolü sigara içen diyabetlilerde kötüdür&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara içen diyabetiklerin nefropati riski içmeyenlerden fazladır ( Mikroalbüminüri nedeniyle).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nöropati riski Tip I ve II diyabetlilerde artar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ünde 1 paket sigara içenlerde felç geçirme riski 2.5 kat artar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda sigara felç riskini arttırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parkinson hastalığının erken semptomlarını baskıladığı için tanı konulmasını geciktirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara üst solunum yollarında ödem, mukus sekresyonu ve mukosilier transport inhibisyonu yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nazal ve nazofaringeal mukozal klirensi bozar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üst solunum yollarında bakteri ve virüs kolonizasyonuna zemin hazırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Östaki borusunda yetersizliğe yol açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aktif ve pasif sigara içimi otitis media riskini artırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Menier hastalığı, akut işitme kaybı gibi durumlarda tedaviyi etkileyeceğinden sigara bıraktırılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aktif ve pasif sigara içiciliğinde paranazal sinüzit riski artmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara içenlerde larenjit sık görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara yeni kemik oluşumunu önleyerek osteoporoza sebep olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara içen kadınlarda menapoz sonrası dönemde kalça kırığı riski 60 yaşında %17, 70 yaşında %41 fazladır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Omurgada bozukluklara yol açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara içenlerde bel ağrıları daha fazla görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara içenlerin kemikleri yoğunluk kaybeder; kırıklar daha kolay olur ve iyileşme %80'e kadar daha yavaş olur.&lt;br /&gt;                                                                                                       Günde 1 paketten fazla içenlerde sırt problemleri de daha fazladir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-3181998487994653967?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/3181998487994653967/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=3181998487994653967&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/3181998487994653967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/3181998487994653967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2009/04/sigara.html' title='SİGARA'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-3067722007331427686</id><published>2009-02-27T11:27:00.000-08:00</published><updated>2009-02-27T11:28:37.736-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RUH SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>BEYİN TESTİ</title><content type='html'>Beyninizin hangi tarafı daha gelişmiş?&lt;br /&gt;Beyninizin hangi bölümünün daha fazla gelişmiş olduğunu öğrenmek istiyorsanız bu testle kendiniz belirleyebilirsiniz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEYNİNİZİN HANGİ TARAFI DAHA ÇOK GELİŞMİŞ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Okuldayken hangi dersleri daha çok severdiniz?&lt;br /&gt;    a) Türkçe, Resim, Sosyal vb.&lt;br /&gt;    b) Fenle ilgili olanları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Hangi tip sporları yapmaktan hoşlanırsınız?&lt;br /&gt;   a) Tek başına yapılan sporları&lt;br /&gt;   b) Takım sporlarını&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Gördüğünüz rüyaları ne sıklıkta hatırlarsınız?&lt;br /&gt;   a) Çoğunlukla hatırlarım&lt;br /&gt;   b) Ender olarak hatırlarım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-Ellerinizi ve mimiklerinizi konuşurken ne kadar kullanırsınız?&lt;br /&gt;   a) Çok kullanırım&lt;br /&gt;   b) Çok az kullanırım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-İki elinizin parmaklarını birbirine geçirerek kapatın. Hangi elinizin baş&lt;br /&gt;parmağı üstte kalıyor?&lt;br /&gt;   a) Sağ&lt;br /&gt;   b) Sol&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6-Şu an saatin kaç olduğunu tahmin edin, şimdi saate bakın, yanılma payınız&lt;br /&gt;ne kadar?&lt;br /&gt;   a) On dakikadan fazla&lt;br /&gt;   b) On dakikadan az&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7-Aşağıdakilerden hangisini daha kolay hatırlarsınız?&lt;br /&gt;   a) İnsanların yüzlerini&lt;br /&gt;   b) İnsanların isimlerini&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8-İki gözünü açık tutarak elinizde ki kalemi, bir cam kenarı veya kapı&lt;br /&gt;kenarı ile hizalayın. Önce sol gözünüzü, sonra sağ gözünüzü kapatın. Hangi&lt;br /&gt;gözünüzü kapatınca kalem daha az oynuyor?&lt;br /&gt;   a) Sol gözümü kapatınca&lt;br /&gt;   b) Sağ gözümü kapatınca&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***********************************************************&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"A" ların sayısı fazla ise SAĞ beyniniz daha gelişmiştir...&lt;br /&gt;"B" lerin sayısı fazla ise SOL beyniniz daha gelişmiştir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***********************************************************&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben sag beyinliyim cünkü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-hayal ederim&lt;br /&gt;-duyduklarımı unutmam&lt;br /&gt;-hissederim&lt;br /&gt;-koku alma tad alma benim için çok önemlidir&lt;br /&gt;-sezgilerimi kullanırım&lt;br /&gt;-iç güdülerim kuvvetlidir&lt;br /&gt;-yeni şeyler üretirim&lt;br /&gt;-subjektifim&lt;br /&gt;-boyutları iyi algılarım&lt;br /&gt;-ritim duygum gelimiştir&lt;br /&gt;-bir bütün olarak görürüm&lt;br /&gt;-duygularımla hareket ederim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;********************************************************&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben sol beyinliyim cünkü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-mantık yürütürüm&lt;br /&gt;-lineer düşünürüm&lt;br /&gt;-sınıflandırır - isimlendirir&lt;br /&gt;-dizer listeler yaparım&lt;br /&gt;-analiz ederim&lt;br /&gt;-yapı incelerim&lt;br /&gt;-matematiksel işlemler yaparım&lt;br /&gt;-bilinçli hareket ederim&lt;br /&gt;-dili doğru kullanırım&lt;br /&gt;-detayları görürüm&lt;br /&gt;-inceler ve odaklanırım&lt;br /&gt;-bütünü değil parçayı görürüm&lt;br /&gt;-sistemli ve disiplinli çalışırım&lt;br /&gt;-objektif davranırım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;www.hayatifarket.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-3067722007331427686?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/3067722007331427686/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=3067722007331427686&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/3067722007331427686'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/3067722007331427686'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2009/02/beyin-testi.html' title='BEYİN TESTİ'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-1106875979742242144</id><published>2009-02-27T11:23:00.000-08:00</published><updated>2009-02-27T11:24:18.344-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='C'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÇAYLAR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ALTERNATİF TIP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>FELÇ</title><content type='html'>Günde 3 bardak için felç riskini azalt&lt;br /&gt;Diğer SAĞLIK haberlerini okumak için tıklayınız...&lt;br /&gt;Günde 3 bardak için felç riskini azalt&lt;br /&gt;Araştırmalar günde 3 bardak siyah veya yeşil çayın, felç riskini beşte birden fazla yani yüzde 21 oranda azalttığını gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CaliforniaÜniversitesi'nden bilim adamlarının yaptığı araştırma, çayın, felç ihtimaliyle mücadelede güçlü bir silah olabileceğini ve günde 3 bardak siyah veya yeşil çayın, felç riskini beşte birden fazla, yüzde 21 oranda azalttığını gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmayı yürüten bilim adamları, siyah ve yeşil çayın, içerdikleri hücre koruyucu antioksidanlar nedeniyle benzeri faydalı etkilere sahip olduklarını söyledi. David Geffen Tıp Fakültesi'nde görevli Prof. Dr. Lenore Arab, çayın içindekilerin, damarların hasarını azaltabileceğine inanıldığını ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HABER  7&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-1106875979742242144?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/1106875979742242144/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=1106875979742242144&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/1106875979742242144'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/1106875979742242144'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2009/02/felc.html' title='FELÇ'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-2358782724874958817</id><published>2009-02-27T11:21:00.000-08:00</published><updated>2009-02-27T11:22:34.599-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RUH SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÇOCUK SAĞLIĞI'/><title type='text'>ÇOCUKLARIMIZ</title><content type='html'>Kriz önleminde çocuğunuza örnek olun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk Gelişim Uzmanı Şenay Yılmaz, çocuklarının sorunlarına dair ailelerden gelen soruları yanıtladı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sibel Tüzün'ün haberi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sekiz yaşındaki oğluma bir şey istediğinde hiç 'hayır' demedik. Ekonomik krizde harcamalarına dikkat etmesi gerektiğini nasıl anlatalım?&lt;br /&gt;Çocuğun sürekli rahat ve istediklerine ulaşabileceği bir ortamda yetiştirilmesi, onun, zorlayıcı hayat koşulları ile karşılaşınca hırçın agresif ya da saldırgan davranmasına neden olabilir. Ona şartların zorlaştığını hissettirebilmeniz için işe önce kendinizden başlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAKİNLİKLE ANLATIN&lt;br /&gt;Lükslerinizden vazgeçtiğinizi hissettirin; çok beğendiğiniz bir gömleği para biriktirerek alabileceğinizi eşinizle yüksek sesle konuşarak onun duymasını sağlayın. İsteklerinden gücünüzün yeten kısmını karşılayabileceğinizi, fazlasını yapamayacağınızı anlatın. Ancak bu konuşmayı sakin, sessiz ve onun da kendini rahat hissettiği bir ortamda yapın. Bunun bir süreç olduğunu zamanla atlatılacağına inandığınızı ve ondan aile bütçesine destek olmasını istediğinizi söyleyin. Durumu aşırı dramatize etmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Çocuğum evde çok uslu ama okulda hep yaramazlık yapıyor. Ya da evde çok yaramasa okulda çok sessiz duruyor. Neden böyle yapıyor?&lt;br /&gt;Çocuklar yaşadıkları zorlukları, stres yaratan durumları ya da ifade edemediklerini davranışlarıyla gösterirler. Hangi saatlerde, hatta hangi derslerde bu sorun artıyor, sorgulayın. Bunları tetikleyen nedenlere bakın. Nedenden sonuca gitmeye çalışın. Eğer evde hareketli okulda sessizse; ebeveynlerin dikkatini çekmek istiyor, okulda arkadaşları ile yaşadığı sorunları çözemediği için huzursuzluk yaşıyor ya da okulda kendine fazla özel vakit ayıramadığı için evde yaşadığı özgür ortamı sonuna kadar yaşamak istiyor olabilir. Onu anlamaya çalışın. Anlarken yargılamadan, tamamen onun gibi düşünerek sorunlara çözüm üretin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Arkadaşları çocuğumla alay ediyor. Çocuğumu nasıl yönlendirmeliyim?&lt;br /&gt;Onu dinleyin ve arkadaşlarının neden dalga geçtiğini anlamaya çalışın. Sonra bu durumla başedebilme yolları üretin. Örneğin görmemezlikten gelmesini isteyin. Ya da o ortamdan uzaklaşmasını söyleyin.&lt;br /&gt;* Kesinlikle diğer çocuklarla ya da velileriyle konuşmayın.&lt;br /&gt;* Ona moral verin ve başınızdan geçen benzer bir olayı (gerekirse hikaye yaratın) anlatın. Çeşitli çözümler ürettiğinizi ve uyguladığınızı söyleyin.&lt;br /&gt;* Çocuğunuzdan yaşadığı bu durumu anlatan bir resim çizmesini isteyin. Çizdiği bu resimleri duygu durumlarına uygun renklerde boyaması konusunda teşvik edin. Daha sonra resmini anlatmasını isteyin. Bu sayede olumsuz ve saldırgan duygusunu boşaltmış olur ve sakinleşir.&lt;br /&gt;* Çocuğunuzun özgüvenini artıracak davranışlarda bulunun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sabah / günaydın&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-2358782724874958817?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/2358782724874958817/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=2358782724874958817&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/2358782724874958817'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/2358782724874958817'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2009/02/cocuklarimiz.html' title='ÇOCUKLARIMIZ'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-1355860024890203903</id><published>2009-02-27T11:17:00.000-08:00</published><updated>2009-02-27T11:18:02.356-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RUH SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>RÜYALAR</title><content type='html'>Rüyalar ilişkilerinizi kurtarabilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüyalar ilişkilerinizi kurtarabilir&lt;br /&gt;Psk. Dr. Cengiz Demirsoy Rüya ile psikolojik onarım çalışmaları yapan Demirsoy rüya konusunda kadınların daha hassas olduklarını söyledi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi Etiler Psikolojik Destek Merkezi’nde rüya terapileri yapan Psk. Dr. Cengiz Demirsoy, Rüya ile psikolojik onarım çalışmaları yaparken, rüya konusunda kadınların daha hassas olduklarını fark ettiğini belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demirsoy, "Bizim toplumumuzda, belki de tüm dünya toplumlarında, kadınların psikolojiye ilgisi erkeklerden daha fazla. Bunun bir nedeni kadının erkeğe göre daha ilişki odaklı oluşu... Kadınlar, eşleriyle, çocuklarıyla, akrabalarıyla, arkadaşlarıyla ilişkilerine daha fazla önem veriyorlar. Hem kendilerini hem de ilişkide oldukları kişileri “anlamak” kadınlar için önemli oluyor. Aynı zamanda çevreleriyle ilişkilerinin kalitesine de dikkat ediyorlar. Örneğin evli bir çift sorun yaşadığında, kadın erkeği ve ilişkilerindeki sorunu anlamak ve değiştirmek için daha çok çaba sarf ediyor. Bu nedenlerle psikolojiye erkeklerden daha açık ve daha yatkınlar. Aynı yatkınlığı rüya konusunda da görüyoruz. Erkekler genellikle rüyalarına önem vermezken, kadınlar rüyalarla daha yakından ilgileniyor ve aralarında paylaşıyorlar. Bu yatkınlık, kendimizi ve çevremizi anlamak için olumlu bir başlangıç. Aama yeterli değil!" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ERKEKLERİ TANIMAK İÇİN RÜYALAR KULLANILABİLİR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Rüyalar, psikolojide önem verilen bir konu. Psikologlar, insanları anlamak  ve hayatlarında olumlu yönde değişimler sağlamak için rüyalardan yararlanıyorlar. Ama rüyaları ele alırken kullandıkları belli bir yöntem var" diyen Demirsoy, " İşte, kadınlar da kendilerini ve ilişkide oldukları kişileri tanımak için rüyalardan yararlanabilirler ama bunun için rüya konusuna sadece açık, yatkın olmak yetmez, psikologların kullandıkları yöntemlerden yararlanmaları gerekir. Ve psikolojideki yöntemleri uygulayabilmek için mutlaka psikolog olmaları gerekmez, çünkü bunlar oldukça anlaşılır yöntemlerdir ve uygulama yaparak yetkinleşmek mümkündür" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demirsoy'a göre,  eğer bu yöntemler bilinmez ise, rüyalar sadece bir ilgi, hobi düzeyinde kalır ve rüyaların insanları anlamak konusunda bize sunduğu zengin fırsatlar kaçar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Haber 7)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-1355860024890203903?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/1355860024890203903/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=1355860024890203903&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/1355860024890203903'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/1355860024890203903'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2009/02/ruyalar.html' title='RÜYALAR'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-5979787219368092199</id><published>2008-11-30T09:14:00.001-08:00</published><updated>2008-11-30T09:15:29.213-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ALTERNATİF TIP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RUH SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>RENKLER</title><content type='html'>Renkle tedavi olmaya ne dersiniz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Renkle tedavi olmaya ne dersiniz&lt;br /&gt;Evrende varolan her şeyin bir rengi vardır. Denizin mavisi, güneşin türlü sarı ve kızıl tonları insanın görüp algılayabildiği renkler. Bunların herbirinin de canlılar üzerinde etkisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırmızı-Hayat enerjisi : Kırmızı renk, kan dolaşımı ve kansızlık hastalıkları için faydalıdır. Kırmızı rengin fiziki etkilerini şöyle sıralayabiliriz: Soğuk algınlığı, bronşit, romatizma ağrıları, titreme ve soğuk hissi, kansızlık, denge bozukluğu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırmızı renk, tansiyon hastalarına, sinirli ve histerik hastalıklarda ve şiddetli ateşi olan kişilerde tedavi amacıyla uygulanmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turuncu-Depresyon için etkili: Turuncu renk yorgunluk, halsizlik, uykusuzluk, korku ve depresyon için etkilidir ve eterik bedenimiz için takviye olur. Bunların dışında astım, bronşit, bağırsaklar ve özellikle kabızlık için çok iyi gelir.anne sütünün çoğalmasına da faydası olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarı-Baş ağrılarına iyi geliyor: Sarı renk mide bozuklukları, diyabet, kabızlık, böbrek rahatsızlıkları, gazlar, karaciğer zayıflığı, baş ağrıları ve migrene karşı etkilidir. Bunlarla birlikte sindirim sisteminizi güçlendirir ve güneş sinir ağı çakrasını da dengeler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarı renkden renkten, aşırı kalp atışı ve ruhi anksiyetesi olanlar, alkolikler ve ödemli hastalar yararlanamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeşil-Psikolojiyi düzeltiyor: Yeşil renk psikolojik problemlerin giderilmesinde çok önemli rol oynar. Uykusuzluklar, aşırı heyecanlar, bel ağrıları, yüksek tansiyon, alkol bağımlılıklarından doğan asabilikler için faydalıdır.Bunların haricinde mide, akciğer, rahim, göğüs ve kalın bağırsak kanserindeki ilerlemeleri durdurur ve bunların ağrılarını sakinleştirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mavi-Şifanın rengi: Mavi renk vücudun savunma sistemini güçlendirir ve tüm hastalıklar için şifa verici özellik taşır. Mavi renk, sinir sistemini sakinleştirir. Bedenin ısısını azaltır ve algılamayı arttırır. Baş ağrılarında, sinirden kaynaklanan öksürüklerde, boğaz ağrılarında, astımda, guatrda, diş ağrılarında, deri rahatsızlıklarında ve uykusuzlukta etkili olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mavi renk ;soğuk algınlıklarında, cinsel isteksizliklerde ve felçte yasaktır. Mavi rengin uzun kullanımları kabızlığa ve yorgunluğa sebep olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çivit Mavisi (lacivert)-Anestezi etkisine sahip: Lacivert, aktif bir renktir ve anestezi etkisi vardır. Diş ağrılarında, yüz kaslarındaki ve sinüzitteki ağrılarda, siyatik ve romatizma, kulak ve göz rahatsızlıklarında etkilidir. Bu renk 5 duyuyu harekete geçirme gücüne sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mor veya menekşe-Kalbin rengi: Mor renk, sinir sistemi, halsizlik, psikolojik ve duygusal yorgunluklar için en uygun olan renktir. Kalbi sakinleştirir ve kanı temizler. Bununla birlikte korku ve kaygının azalmasında önemli etkileri vardır. Mor renk katarakt, siyatik ağrıları, menenjit, sinire bağlı baş ağrıları, mesane rahatsızlıkları, epilepsi (sara), saç dökülmesi, kuru öksürükler ve astım için de oldukça etkili bir renktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAK:haber 7 com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-5979787219368092199?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/5979787219368092199/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=5979787219368092199&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/5979787219368092199'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/5979787219368092199'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/11/renkler.html' title='RENKLER'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-8810997641519142228</id><published>2008-11-30T09:09:00.000-08:00</published><updated>2008-11-30T09:10:00.304-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RUH SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÇOCUK SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Babalar çocuklarının 'yaşam koçu'dur</title><content type='html'>Babalar çocuklarının 'yaşam koçu'dur&lt;br /&gt;Çocuk yetiştirmenin zorluklarını herkes bilir ve bu konuda özellikle annenin rolüne vurgu yapılır. Anne eğitimine yönelik kitaplar, yayınlar ve çalışmalar oldukça fazladır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba kişilik gelişimi için anne etkisi yeterli midir? Babanın çocuk eğitimi üzerinde sadece bir tamamlayıcı unsur olduğu görüşü eksik bir yorumdur. Baba modeli kişiliğin güven-güvensizlik, otorite, bağımlılık, duygusal kontrol, özyeterlilik, dışa ve sosyal ortama açılma ile ilgili en önemli etkenlerden biridir. Çünkü anne, bebeklikten gelen bir şefkat ve koruyuculuk eğilimiyle kişilik gelişiminde ihtiyacı olan bireysellik ve otokontrol duygusunu yeterince destekleyemeyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baba çocuğun 'dışarıyla' köprüsünü kuran kişidir. Çocuk, hiç tanımadığı, bilmediği bir dünyayı babanın kontrolüyle güvenle tanır. Gerekli ve gerçekçi açılımlarını gerçekleştirebilir. Duygular anne yoluyla, gerçekler baba yoluyla tanınır. Bir bakıma baba, çocuğun hayatına giren ilk yabancıdır ve bu konumu nedeniyle yabancılık ve dış dünya ile alışverişin en önemli temelidir. Baba desteği olmadan büyüyen çocuğun güven duygusunun eksik kalması muhtemeldir. Hayatın mücadele gerektiren durumlarıyla baş edebilmek için çocuğun baba eğitiminden geçmesi gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babanın çocuk yetiştirirken sahip olduğu olumlu inanç ve tutumları çocuk üzerinde silinmez etkiler bırakır. Örneğin annesine başarılı karnesini gösteren çocuk, çok fazla takdir alsa da annesinin tüm takdirleri babasının ufak bir onayının yerine geçmeyebilir. Tam aksini düşünürsek otorite kurma konusunda annenin fazla çabaları zaman zaman babanın net ve kararlı bir tek cümlesinin yerini tutmayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk, 'erkeklerin dünyasını' medya, internet ve çevreden rastgele örneklerle değil, güvenilir babasından öğrenmelidir. Baba, çocuk için güvenin simgesidir. Bir baba olarak çocuğunuza sözünüzü dinletemediğinizi düşünüyorsanız koyduğunuz kuralların uygulanabilirliğini sorgulayın ve onun dünyasına girip giremediğinizi anlamaya çalışın. Yasakçı olmamaya ve mantıklı sınırlar koymaya gayret edin. Çocuğunuzun kendi sorumluluklarını yerine getirmesini kolaylaştırıcı önlemler düşünün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğunuzla etkin iletişim için neler yapabilirsiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birlikte ne kadar vakit geçirebiliyorsunuz? Sadece çocuğunuza ayırdığınız bir vaktiniz var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortak beğenileriniz ve uğraşlarınız var mı? (Maça gitmek, kitap, oyun, kültürel geziler vs...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herhangi bir konuda size rahat lıkla danışabiliyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu başarılarından dolayı takdir edebiliyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eleştirilerinizi daha çok olumlu mu, olumsuz mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telkinleriniz güvensizlik, şüphecilik ve korku ile ilgili alt mesajlar yoğunlukta mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilgili eleştirilerini saygı çerçevesinde dile getirebiliyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüşlerinizi onunla paylaşıyor musunuz? Onu bu konuda bilgilendiriyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesleki tercihleri konusunda yönlendirme ve destekleriniz yeterli mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşlarını tanıyor musunuz?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;(Zaman)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-8810997641519142228?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/8810997641519142228/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=8810997641519142228&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/8810997641519142228'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/8810997641519142228'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/11/babalar-ocuklarnn-yaam-koudur.html' title='Babalar çocuklarının &apos;yaşam koçu&apos;dur'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-1696901791658399835</id><published>2008-11-28T20:28:00.001-08:00</published><updated>2008-11-28T20:28:59.405-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='A'/><title type='text'>Alzheimer</title><content type='html'>Alzheimer'dan korunmak için beş yöntem&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alzheimer'dan korunmak için beş yöntem&lt;br /&gt;hafıza güçlendirici olarak bilinen ve en çok satan şifalı bitki ilacı olan Gingko adlı popüler ilacın, Alzheimer veya diğer bunama türlerine iyi gelmediği ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pittsburgh Üniversitesi tarafından yapılan yeni bir araştırma, hafıza güçlendirici olarak bilinen ve en çok satan şifalı bitki ilacı olan Gingko adlı popüler ilacın, sanıldığı gibi Alzheimer veya diğer bunama türlerine iyi gelmediğini ortaya koydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlaç yetkilileri aksini söylese de, beyin ve yaşlanma üzerine çalışan ve kendi annesi de Alzheimer hastası olan Prof. Edythe London bu ilacın etkisiz olduğunu ancak Alzheimer'a engel olmak için yapılacak başka şeyler olduğunu söylüyor. CNN'in haberine göre, araştırmalarda ortaya çıkan bulgular, kalp sağlığını koruyan fiziksel egzersizlerin beyin sağlığını da koruduğunu gösteriyor ve bu durum profesörün iddialarını destekler nitelikte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte serebral korteks (beyin korteksi) ve hipokampüs gibi beyninizin hafızayla ilgili kısımlarını güçlendirecek bazı yöntemler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Antioksidanlar: A, C, E vitamini gibi antioksidanlar hücrelerin zarar görmesini engelliyor ve yaşlanmaya dayalı hastalıkları yavaşlatıyor. Bu antioksidanların bunamaya engel olduğunu ortaya koyan çalışmalar var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Balık yağı: Yaşlanan beyinde iltihaplanmalar meydana geliyor ve balık yağı iltihaplanmayı önleyici bir özelliğe sahip.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Köri: Yapılan bazı çalışmalarda haftada bir kez köri tüketenlerin hafıza konusunda daha iyi sonuçlar elde ettiğini ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Beyninizi çarpraz eğitim ile güçlendirin: Uzmanlar beynin egzersiz ile güçlendirilebildiğini ama tek tip egzersizin yetersiz olduğunu söylüyor. Zihinsel egzersizlerin en azından Alzheimer'ın başlangıcını geciktirdiğine dair pek çok bilimsel kanıt var. Örneğin bulmaca çözmek çok faydalı ama yeterli değil ve hesap makinesi yerine kafadan hesap yapmak, beyni geliştirmeye yönelik bilgisayar oyunları oynamak da işe yarayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Fosfatidilserin adlı vücutta doğal olarak bulunan lipit (yağ) takviyesinin bunamaya engel olabileceği söyleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-1696901791658399835?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/1696901791658399835/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=1696901791658399835&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/1696901791658399835'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/1696901791658399835'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/11/alzheimer.html' title='Alzheimer'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-3650967088256304739</id><published>2008-11-28T20:26:00.001-08:00</published><updated>2008-11-28T20:26:56.023-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Hastalığın şifasını internetten arama</title><content type='html'>Hastalığın şifasını internetten arama&lt;br /&gt;İnternette, yakalanıldığından şüphelenilen bir hastalığın belirtilerini, teşhisini ya da tedavisini aramanın endişeyi artırabileceği bildirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazılım şirketi Microsoft tarafından yapılan araştırma, sayısız bilgi kaynağıyla internetin, özellikle bir teşhis arandığında, tıp konusunda bilgisi az olan ya da hiç bu bilgiye sahip olmayan kişilerde endişeyi artırabileceğini gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmayı kaleme alan Ryen White ve Eric Horvitz, "hastalık hastalarının" sıradan ve zararsız belirtileri ciddi bir hastalığın işaretleri olarak yorumlayabileceklerine dikkati çekerek, başı ağrıyan bir "hastalık hastasının" internette araştırma yaptıktan sonra beyninde tümör olduğu sonucuna varabileceğini ya da göğsünde ağrı hisseden bir başkasının kalp krizi geçirdiğini sanabileceği örneğini verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tür çıkarımların endişenin yanı sıra, vakit kaybına ve gereksiz sağlık harcamalarına neden olabileceği de vurgulandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AA&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-3650967088256304739?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/3650967088256304739/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=3650967088256304739&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/3650967088256304739'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/3650967088256304739'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/11/hastaln-ifasn-internetten-arama.html' title='Hastalığın şifasını internetten arama'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-3957342416270627122</id><published>2008-11-23T21:10:00.001-08:00</published><updated>2008-11-23T21:10:57.734-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Damacana suyunu 15 saatte bitirin</title><content type='html'>Damacana suyunu 15 saatte bitirin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Köksal, suyun renksiz, berrak, kokusuz ve tatsız olanının tercih edilmesi gerektiğini belirterek, ''Çünkü suyun kokusunu, rengini ve berraklığını bozan mikroorganizmalar oluyor'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fatih Köksal, ''son yıllarda kişi başına kullanım oranı artan damacanadaki suyun hava ya da güneşe maruz kalmasının, kişiyi ölümle sonuçlanan hastalıklara kadar götürebilen mikroorganizmaların üremesine neden olduğunu'' bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Köksal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ''şişe suyu'' olarak bilenen işlenmiş suyu sağlık açısından desteklediklerini, ancak kullanım süresi ve bekletildiği ortama dikkat edilmediğinde enfeksiyon hastalıklarına yol açabidiğini belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şişe sularının, bulundukları ortam ve temizlik kurallarına uyulmadığı takdirde hepatit yapan virüsler dahil tüberküloz, ishal ve daha birçok enfeksiyon hastalığının oluşumuna zemin hazırladığını ifade eden Köksal, şunları söyledi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Vücudun yüzde 70'ini oluşturan su, vücutta bir elektrik cihazındaki kablo görevini üstlenir. Bu nedenle hücreler arası iletişim, enzimler, hormonlar ve bütün metabolizmayla ilgili faaliyetleri sağlayan suyun çok sağlıklı olması gerekir.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Köksal, şişe sularının işlenmiş olması nedeniyle doğal olarak değerlendirilemeyeceğini ifade ederek, ''Teknolojinin yardımı ile her tür su işleme tabi olarak içilebilir niteliğe getirilebilir ve işlenmiş su olarak tanımlanabilir. Ancak, bunların da tıpkı diğer gıda ürünleri gibi raf ömrü vardır. Bu ömür, suyun ambalaj malzemesi, saklama koşulları ve işletme koşullarına bağlıdır'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ev ve işyerlerinde çoğunlukla ''damacana'' tabir edilen plastik şişelerde kullanılan suyun mutlaka serin, güneş ışığından uzak ve kuru ortamlarda saklanması gerektiğine dikkati çeken Prof. Dr. Köksal, şunları kaydetti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Su şişesinin etrafında suya ve ambalaj maddesine etki edecek kokulu maddeler bulundurulmamalı. Damacanadaki suyun hava ya da güneşe maruz kalması zararlı mikroorganizmaların üremesine neden oluyor. Su şişesinin kapağı bir kez açıldığında hava ile temas ettiğinden 10-15 saatte tüketilmeli. En fazla bir günde tüketilebilecek gramajdaki suyun kapağı açılmalı. Ev ve işyerlerindeki kişi sayısı ve ortalama tüketim dikkate alınarak damacana suyunun gramajı tespit edilmeli. Bu durumda özellikle evlerde kullanılan 19 litrelik damacana suların kapağı açıldığında ne şekilde saklanırsa saklansın günlerce kullanılması sakıncalı.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Köksal, suyun renksiz, berrak, kokusuz ve tatsız olanının tercih edilmesi gerektiğini belirterek, ''Çünkü suyun kokusunu, rengini ve berraklığını bozan mikroorganizmalar oluyor'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-POMPA KİRLİLİĞİ-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Köksal, birçok kişinin ev ve işyerlerinde ''su sebili'' diye tabir edilen cihazların yanı sıra pompalı damacana kapaklarının da bulunduğunu belirterek, şunları söyledi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Sebil cihazına yerleştirilen damacanadaki suyun kapağı da delindiği için havayla temas ediyor. Bu yüzden kullanım süresinde kriterler burada da dikkate alınmalı. Pompalı damacanaların ise pompa temizliğine dikkat edilmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu pompaların kirliliği gözle de tespit edilebilir. Suya doğrudan temas eden pompa ve 'cooler' diye tabir edilen aparatının temizliği yapılmadığında havada ve ortamda bulunan mikroorganizmalar, kokular veya yabancı maddeler pompa üzerinde birikip suya bulaşacaktır. Bulaşan bu mikroorganizmalar zamanla çoğalarak kaplarda beyaz, yeşil ya da kahverengi kümeler meydana getirebilir veya suyun tadında ve kokusunda istenmeyen değişikliklere neden olabilirler.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-KİŞİ BAŞI TÜKETİM-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de 2006'da kişi başı 91 litre olan işlenmiş su tüketiminin, geçen yıl 100 litreye ulaştığını belirten Prof. Dr. Köksal, Avrupa ülkelerinde ise bu miktarın birkaç katı olduğunu belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Köksal, gelir ve eğitim seviyesi yükseldikçe şişe suyuna da talep artacağından sağlıklı suyun kriterlerinin de herkesçe bilinmesi gerektiğini sözlerine ekledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; (aa)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-3957342416270627122?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/3957342416270627122/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=3957342416270627122&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/3957342416270627122'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/3957342416270627122'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/11/damacana-suyunu-15-saatte-bitirin.html' title='Damacana suyunu 15 saatte bitirin'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-8306083038945925186</id><published>2008-10-12T10:39:00.001-07:00</published><updated>2008-10-12T10:39:56.989-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>EKMEK</title><content type='html'>EKMEKTE KATKI MADDELERİ…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizi biz yapan yaşam tarzımızda, ekmeğimiz de bugünkilerden çok farklı idi ve yaşamımızda saygın ve önemli bir yeri vardı. Bir zamanlar, içinde un, su ve tuzdan başka hiçbir katkı maddesi içermeyen mayalı ekmeklerimiz vardı... Tandırda pişirilen tandır ekmeklerimiz vardı... Bazlamalarmız vardı... Saçlarda pişirilip bütün kış boyunca hafif nemlendirildikten sonra yediğimiz yufka ekmeklerimiz vardı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların çoğunu şehirlerimizde yaşarken başımıza musallat edilen modern hayat uğruna kaybettik. Şimdilerde Anadolumuzun birçok yörelerinde köy ve kasabalarında bu ekmekleri yapan şanslı aileler az da olsa bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşeyimizi batıdan ithal etmeye başladığımızdan beri bu en temel gıda maddemiz olan ekmek de değişikliğe uğratıldı. Balon gibi şişirilmiş, içi kof, tadı lezzeti kalmamış, ekmek görüntüsü verilmeye çalışılmış bir garip nesne oluvermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte adı ekmek olan bu garip nesneyi üretmek için biz diyelim on, siz deyin yirmi çeşit, kökenleri hakkında bilgimiz olmayan ve bize bilgi verilmeyen katkı maddesi ilave ediliyor artık. Bu katkı maddelerinin tüketiciye faydası olmadığı gibi üstelik zararı olabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katılma Nedenleri: Hamurun asidini arttırmak, Bayatlamayı geciktirmek, Ekmek hatalarını ve hastalıklarını düzeltmek, Su kaldırma oranını yükseltmek, Hacim artışı sağlamak, un rekoltesini yükseltmek vs gibi amaçlar için kullanılmaktadırlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünkü Katkılı Ekmek Ürünlerinde Kullanılabilen Katkı Maddeleri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enzimler, E 300 Askorbik Asit(C vitamini), Bitkisel Yağlar, Emülgatörler(E 471-E477 Mono- ve digliseridler ve modifiye edilmiş formları), E 282 kalsiyum propiyonat, E 281 sodyum propiyonat, E 262 Sodyum diasetat, sirke, E 260 asetik asit, E 280 propiyonik asit, E 202 potasyum sorbat, E 200 sorbik asit, E 202 potasyum sorbat ve E 203 kalsiyum sorbat, E 283 potasyum sorbat, Şekerler (Sakaroz,Maltoz,Fruktoz,glukoz), E170 kalsiyum karbonat, E332 Potasyum sitrat, E481 Sodyum stearol-2-laktilat,E422 Gliserol (gliserin)&lt;br /&gt;“Ayrıca, Daha beyaz görünen un elde etmek için, E928 benzoil peroksit ve E924 potasyum bromat gibi kanserojen ve alerjik maddeler beyazlatıcı olarak, E920 Sistain gibi insan saçından ve domuz kılından üretilen ve hacım artırıcı olarak kullanılan katkı maddeleri de söz konusudur.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Katkı Maddelerinin açılımı ise şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E170 kalsiyum karbonat: Hem renklendirici hem mineral tuz; kaya minerali veya kemikten elde edilir; diş macunu, beyaz boya, temizleme tozları, bisküvi, ekmek, kek, dondurma, dondurulmuş konserve sebze ve meyvede ve ilaçlarda kullanılır; yüksek dozlarda zehirlidir; safra, böbrek taşı, hemoroid, kabızlık ve fistül kanamalarına sebep olabilir. Ayrıca kemikten elde edilmesi ihtimali bu katkı maddesini en azından şüpheli hale getirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E 471-E477 Mono- ve digliseridler ve modifiye edilmiş formları: Homojenleştirici .Bitkisel ve hayvani kökenli olabilir.Bitkisel kökenden türetilirse, helâldir. Hayvani unsurlardan türetilirse, şüphe arzeder. Eğer, eti helâl ve kesimi islâmi usulle yapılmış hayvani yağlardan türetilmiş ise helâl kabul edilir. Aksi halde haram olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E 280 propiyonik asit, E 281 sodyum propiyonat, E 282 kalsiyum propiyonat, E 283 potasyum sorbat: Koruyucu olarak kullanılır. Migren ağrılarına sebep olabilir; doğal olarak mayalanmış gıdalarda, insan teri ve geviş getirenlerin sindirim organlarında bulunur, ayrıca suni olarak etilen, karbon monoksit, propiyonaldehit, doğal gaz, mayalanmış kağıt hamuru veya çürümüş lif bakterisinden elde edilir; yaygın olarak ekmek ve un mamullerinde kullanılır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E 200 sorbik asit, E 202 potasyum sorbat: Koruyucu olarak kullanılır. Bitkisel kökenlidir. Ciltte kaşıntıya sebep olabilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E420 sorbitol: Kıvam artırıcı,suni tatlandırıcı ve nem tutucu; etli ve zarlı kabuksuz meyvelerden veya sentetik olarak glukozdan elde edilir; gıda,ilaç ve kozmetiklerde kullanılır.Bebek ve küçük çocuk gıdalarında kullanmak yasaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E422 Gliserol (gliserin): Kıvam artırıcı,tatlandırıcı ve nem tutucu, yağlı renksiz alkol;hayvansal veya bitkisel yağların alkalilerle ayrışması sonucu elde edilir; petrol ürünlerinden ve bazen propilenden sentetik olarak veya şekerden mayalanarak da elde edilir; büyük miktarlar baş ağrısı, susuzluk, bulantı ve yüksek kan şekerine sebep olabilir. Hayvan kökenli olması ihtimali göz önünde tutulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E920 Sistain: Un işleme ajanı. İnsan saçı, başta domuz olmak üzere hayvan kılı ve tavuk tüyünden elde edilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E924 potasyum bromat: Un işleme ajanı.Büyük miktarlarda bulantı, kusma, diyare ve sancılara neden olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E928 benzoil peroksit: Un işleme ajanı. unun beyazlaması için kullanılır. Alerjik geçmişi olanlar sakınmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya kadar, piyasada ekmek üretiminde yaygın olarak kullanılan katkı maddeleri ile ilgili alıntıladığımız bilgileri sunduk. Halbuki, görüldüğü gib, bu katkı maddeleri hayvan kökenli olabildikleri gibi, migrenden, alerjiye hatta kansere kadar birçok rahatsızlıklar oluşturabilen maddelerdir. Uygulamada ise bu katkı maddeleri bu isimleri ile değil ticari isimleri ile alınır satılır ve kullanılır. Örnek vermek gerekirse, S500, Soft'r, Acti-Plus, Hydra, Joker, Pantera vs gibi ticari isimlerle satılan bu ürünlerin içerikleri incelendiği zaman bir çok katkı maddesini kombine ettiği görülür.Kullanıcı firma bu maddelerin içerikleri ile de pek ilgilenmez. Ayrıca fırınlarda bu katkı maddelerini hamura katacak eğitilmiş elemanların yetersizliği sebebi ile ekseriya limit aşımı tehlikesi de söz konusu olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün, Üretici ve satıcı istekleri, gıdanın ilk günkü tazeliğini koruyacak şekilde, gıdaların raf ömrünün artırılması yönünde olmaktadır. Buna karşılık gıdanın raf ömrünü artırmak amacıyla ürünlere ilave edilen katkı maddelerine karşı ise kimi tüketicilerin gittikçe artan haklı çekinceleri bulunmaktadır. Ancak ister paketli olsun, ister paketsiz satılsın çoğu ekmeklerde kullanılan katkı maddelerinin detay bilgileri yer almamaktadır. Bu da tüketiciyi zor durumda bırakmaktadır. Halbuki etiket bilgileri hem yasal olarak, hem etik olarak tüketicinin en tabii hakkı olmak zorundadır. Ancak, bu sonuçta tüketicinin bilinçsizliği ve ilgisizliği, üreticinin bencilliği ve resmi kurumların denetimsizliği müştereken rol oynamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ne yapacağız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güvendiğimiz Market veya Fırından Katkısız Ekmek İsteyelim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tarım ve Köyişleri Bakanlığının yeni tebliğinde Ekmeğe, herhangi bir katkı maddesi katılmaz ise etiket üzerinde ekmek adı ile birlikte "katkısız" ifadesi kullanılır.” şeklinde bir düzenleme getirmiştir. O halde öncelikle çevremizde katkısız ekmek üreten fırınları araştırmalıyız. Bulduktan sonra iyice sorgulamalıyız. Çünki maalesef ülkemizde üreticilerden doğru bilgi almak ekseriya zor olmaktadır. İyice emin olduktan sonra katkısız ekmek tüketmeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekmeğimizi Ekmek Makinasında Kendimiz yapalım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık, evde ekmek yapmak ta çok kolaylaştı. Birçok firmalar bu maksat için çeşit çeşit modeller geliştirmişler. 100 ila 200 YTL arasında piyasada satılıyor. Böyle bir cihaz sahibi olduktan sonra evinizde çeşit çeşit ekmek yapmak zor olmaktan çıkmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sofralarımızdan beyaz ekmeği kaldırıp, yerine kepekli ekmeği ikame edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kepek ekmeğin neden tercih edilmesi gerektiğini, uzmanlar şöyle açıklamaktadır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Buğday, sağlık açısından yararlı olan B2 ve B6 vitaminleri ile niyasin, folik asit, demir ve çinko içeriyor. Bu maddelerin daha çok yoğunlaştığı kısım olan buğdayın dış kabuğu, un yapımı sırasında ayrıştırılıyor ve bu yüzden ekmeğin besin değeri düşüyor. Bu nedenle, beyaz ekmek yerine kepek ekmeğinin tercih edilmesi daha sağlıklıdır"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeker hastaları, kilo sorunu olanlar, mide ve bağırsak rahatsızlığı çekenler tarafından daha çok tercih edilen kepek ekmeğin herkes tarafından tüketilmesini öneriyoruz. http://www.gidaraporu.com/kepekli-ekmek_g.htm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAKLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.ekmekdunyasi.com/ekmek/katkimaddeleri.asp&lt;br /&gt;Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Web Sitesi.htm&lt;br /&gt;Prof. Dr. Tomris ALTUĞ, Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü , Gıda Katkı Maddeleri , İzmir-2001.&lt;br /&gt;Lück, E. and Jager, M. 1997. Antimicrobial Food Additives-Characteristics, Uses, Effects. Springer Verlag. Berlin, Almanya.&lt;br /&gt;http://ethesis.helsinki.fi/julkaisut/maa/elint/vk/katina/sourdoug.pdf&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-8306083038945925186?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/8306083038945925186/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=8306083038945925186&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/8306083038945925186'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/8306083038945925186'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/10/ekmek.html' title='EKMEK'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-3914682019358382852</id><published>2008-10-05T13:08:00.000-07:00</published><updated>2008-10-05T13:09:33.786-07:00</updated><title type='text'>Başarının sırrını açıklayan ayet!</title><content type='html'>Başarının sırrını açıklayan ayet!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kilo bal uğrunda yüz bin km kanat çırpmayı, ya da dünyanın etrafında 7 defa dönmeyi kim göze alır?&lt;br /&gt;Başarının sırrını açıklayan ayet!&lt;br /&gt;Dr. Muhammed Bozdağ&lt;br /&gt;Toz gibi yumurtadan çıkan minik bir yavrunun hayatına dikkatinizi çekeceğim. Altıgen bir kutunun içerisinde dünyanın en özel sütüyle sürekli beslenir. On binlerce kardeşiyle birlikte kendisine dadılık yapan işçiler yetişinceye kadar on bin kez doyurulur. Bu hızla altı günde ilk ağırlığının 1500 katına ulaşır.&lt;br /&gt;Kutusundan çıkar çıkmaz, kimseden ders almadan ve boş beklemeden yuvasındaki atık maddeleri dışarıya taşır ve yuvayı yeni kardeşleri için temizler. Önce vücudunun salgıladığı mikrop öldürücü sıvıyı yuvaya sürer. Ardından da yeni doğan binlerce kardeşleriyle uyum içinde kanatlarını vantilatör gibi çırparak içerdeki kirli havayı dışarıdaki temiz havayla değiştirir.&lt;br /&gt;Hayatı yeni başlamıştır ve son nefese değin durmayacak, yavaşlamayacaktır. Kovan içinde veya dışında, ilahi plan kendisine hangi görevi vermişse onu gerçekleştirmek üzere sürekli çalışır. İnsanlara bir kilo bal bırakabilmek için 40 bin kardeşiyle birlikte 6 milyon çiçeği dolaşır. Bir kilo bal uğrunda yüz bin km kanat çırpmayı, ya da dünyanın etrafında 7 defa dönmeyi göze alır.&lt;br /&gt;Bal arısı çalışkanlığı sayesinde adını tarihe yazdırmış, insanların hayatında yer ve rol edinmiştir. İnsan da benzer biçimde İnşirah suresinin sonundaki ilahi emre tam uysa adı tarihe altın harflerle yazılır. Dertlerden kurtulur, huzur bulur. Başarının efendisi olur.&lt;br /&gt;Başarımızı arttırmak ve hayatımızdaki değerleri yükseltmek istiyoruz. Bu yolda bize yol ve yordam sunacak eserler arıyoruz. Ancak son zamanlarda televizyonun ve internetin getirdiği eylemsiz, girişimsiz hayalcilikten sıyrılamıyoruz. Hele de anne babalarımız bizi koruyup besledikçe de cam fanus içerisinde hayatın çilelerinden mahrum büyüyoruz. Derken ergenlik çağı geçiyor ve ansızın yaşadığımızı, omuzlarımızda büyük bir sorumluluk bulunduğunu fark ediyoruz.&lt;br /&gt;Önce kolay ve bedavadan yollar arıyoruz. Alın terinin değerini keşfedemeyenler piyangoyla, at yarışıyla hayata tutunabileceklerini sanıyorlar. Derken akıllı gibi görünerek başta türlü hayalciliklere kapılıyoruz. “Başarıyı hayal etmeyi başarının yeter şartı sayan” kitapların büyüsüyle bodruma çekilip hayal kurmakla hedeflerimize ulaşacağımızı sa nıyoruz. Sihir gibi, hokus pokus yoluyla… Sonra da insanı yaratıcı yerine koyan sırlı, çekimli, kuantumlu formüllere inanıyor, yıllar içinde bir arpa boyu yol alamıyoruz. Biz böyle hayallerle oyalanırken hayat ayaklarımızın altından akıp gidiyor.&lt;br /&gt;Küresel aktörlerin istediği budur. Kendi elitleri dışındaki toplulukları sürü yerine koyuyorlar. Sürüler düşünmemeli, sadece onlara hizmet için çalışmalı, dönen dolapları anlamamalı, boş hayallerle oyalanmalı. Sürüler sadece taklit etmeli, çılgınca tüketmeli, borç içerisinde kavranmalı, özgün bir sanata, ciddi bir beceriye sahip olanlarsa mutlaka kendi küresel değerlerine boyun eğenler arasından çıkmalı.&lt;br /&gt;Küresel güçlerin pazarladığı her şey o güçlerin saflarını güçlendirmeye hizmet ediyor. Biz de başardığımızı kazandığımızı sanarak oyalanıyoruz ve yıllar sonra perdeler çekilince soyulduğumuzu anlıyoruz.&lt;br /&gt;Bir sır arayana benim verebileceğim sır iki kanattır: Hikmetine uygun şekilde üretmek için çalış ve gerektiği gibi dua et. İste ve hakkıyla çırpın. Dua ve çalışma başarı güvercininin iki kanadıdır.&lt;br /&gt;Hayatta yeterince başarılı olabilecek misiniz? İnsanların dünyasına muhteşem katkılar sunabilecek misiniz? İyi şeyler üretmek istemiyorsanız, yeşeren çekirdek olmak istemiyorsunuz demektir. Öyleyse ya ekildiğiniz toprakta, ya da sizi yiyen bir kuşun midesinde çürüyüp yok olursunuz. Değerinizi beslemek istiyorsanız yapacağınız bellidir:&lt;br /&gt;-Hayatınızdaki tüm gereksiz meşguliyetleri çıkarıp atın.&lt;br /&gt;-Başarının sadece alın terinden geçtiğini onaylayın. Alın terinizi katmadığınız başarının onurunu üstlenemeyeceğini kabul edin.&lt;br /&gt;-Erken kalkın ki dünya erken kalkanların malıdır.&lt;br /&gt;-Asla boş oturmayın. Ne televizyonun, ne bilgisayarın karşısında ne parkta, ne otobüste, ne kuyrukta… Hiçbir yerde bir dakika bile boş durmayın. Boş durmak, faydasız bir iş yapmaktır.&lt;br /&gt;-Boş dakikalarınızda yapabileceğiniz faydalı işler, hobiler listesi oluşturun.&lt;br /&gt;-Yapacak hiçbir iş bulamıyorsanız yürümek, gülümsemek, derin solumak, hatta salonu dağıtıp düzeltmek de bir iştir. Yapacak iş bulamamak imkânsızdır. Çevrede milyonlarca iş varken boş duran kimseyi suçlamasın.&lt;br /&gt;-İlle de işi başkası vermek zorunda değil. Kendinize iş yapın. Siz de bir gün kendi işinize ücret ödeyebilir hale gelirsiniz.&lt;br /&gt;-İşleriniz arasında saat başı 5-10 dakika kaslarınızı gevşetmek ve zihninizi boşaltmak için durun. Ancak en iyi dinlenmenin yolunun da farklı biçimde çalışmak olduğunu unutmamalısınız.&lt;br /&gt;İnsanı çok çalışmak bir yorarsa, boş oturmak on yorar.&lt;br /&gt;Çalışarak ilerleyeceksiniz ve attığınız her adım sizi yeni bir kapının önüne getirecek. Siz ilerledikçe yeni yollar açılacak. Çalışmaya alışmanızın sonunda,&lt;br /&gt;-Akşamınıza gönül huzuru içerisinde uyumaya hazır ulaşacaksınız.&lt;br /&gt;-O günkü iş ve üretim hâsılanız kalbinizi coşturacak.&lt;br /&gt;-Yaşamanın, kendini gerçekleştirmenin evrende varlık, etki ve iz oluşturmanın değerini kavrayacaksınız.&lt;br /&gt;-Sevilen meşguliyetlerle en ciddi hastalıkların bile iyileşebildiğini fark edeceksiniz.&lt;br /&gt;-Vücudunuzdan toksinleri, zihninizden düşünce virüslerini atmış olacaksınız.&lt;br /&gt;-Basit kafalarla ve dedikodularla kıvranan doyumsuz ve tatminsiz insanlarla aranızda uçurumlar oluşacak.&lt;br /&gt;-Üretiminiz ve birikiminiz hızla artacak, başarınız geometrik katlanacak.&lt;br /&gt;-Varlığınız insanlığa rahmet olacak ve vesilenizle çok sayıda insanın ıstırabı dinecek.&lt;br /&gt;Edison’a başarısının sırrını sormuşlar da yüzde birini zekâyla, yüzde doksan dokuzunu çalışmayla ilişkilendirmiş. Çalışmaya köle olan başarıya sultan olur. İşte başarının sırrını açıklayan o ayet: “Bir işten boş kaldın mı hemen diğer işe giriş.” (Kur’an: İnşirah, 7-8)&lt;br /&gt;Çalışmanın coşkusunu keşfetmek muhteşem bir ilahi lütuftur. Şükürsüz gönüller çalışmaktaki lezzetleri tadamıyorlar. Herkesin çalışmanın coşkusunu keşfetmesini dilerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.yetenek.com/articles_detail.asp?id=494"&gt;kaynak&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-3914682019358382852?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/3914682019358382852/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=3914682019358382852&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/3914682019358382852'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/3914682019358382852'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/10/baarnn-srrn-aklayan-ayet.html' title='Başarının sırrını açıklayan ayet!'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-3711984591601565713</id><published>2008-10-05T13:05:00.000-07:00</published><updated>2008-10-05T13:06:02.217-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RUH SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>EVLİLİK</title><content type='html'>&gt; Evlilik İlişkileri&lt;br /&gt;Evlilik aşkı öldürmeyebilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Kemal Üniversitesi (MKÜ) Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı ve Aile Terapisi Uzmanı Prof. Dr. Asena Akdemir, çiftlerin “ilk günkü aşk”ı, görünüşleriyle davranışlarına dikkat ederek ve bunun için emek vererek sürdürebileceklerini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akdemir, evlilik süresince “ilk gün yaşanan aşk”ın mümkün olduğunu, bunun için kadının da erkeğin de saygı, sevgi, dayanışma, paylaşım ve nezaket kurallarına uyarak özveride bulunması gerektiğini vurguladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen arkadaşlıkla başlayan, bazen de görücü usulüyle gerçekleşen birçok evlilikte, ilerleyen süreçlerde çiftlerin büyük sorunlar yaşayabildiklerini hatırlatan Akdemir, şöyle devam etti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Arkadaşlık döneminde bireysel bakımlarına önem veren çiftler, evlendikten sonra 'evlendik her şey bitti' mantığı ile hareket ediyor. Kadın da, erkek de eşi için değil, sokağa çıkarken kendine özen göstermeye başlıyor. Örneğin dışarı çıkarken parfüm sıkmaya, dişini fırçalamaya ve güzel giyinmeye özen gösteriyorlar. Evin içinde ise çiftler birbirlerine fazla önem vermiyor ve bu nedenle kişisel bakımlarını da yapmıyorlar. Oysa çiftler, her gün yeni bir aşka başlıyormuş gibi emek harcanmalıdır. Görünüş ve davranışlarına başkaları için olduğu kadar eşi için de önem vermelidir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanışma döneminde birlikte gülen, ağlayan, birbirleriyle sürekli konuşan çiftlerin, evlendikten sonra adeta “iki yabancı”ya dönüşebildiğini vurgulayan Akdemir, “Evlilik sonrasında çiftler iletişim eksikliği ve birbirlerine vakit ayıramadıkları için sorun yaşıyor. Evlilikte kadınların televizyon dizileri, erkeklerin maç izlemesi dışında bir hobisi kalmıyor. Oysa, çiftler ortak hobiler bularak birbirleri ile doyurucu vakit geçirerek iletişimsizlik sorunundan kurtulabilirler” diye konuştu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-3711984591601565713?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/3711984591601565713/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=3711984591601565713&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/3711984591601565713'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/3711984591601565713'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/10/evlilik.html' title='EVLİLİK'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-3255275996067343052</id><published>2008-10-05T12:52:00.000-07:00</published><updated>2008-10-05T12:57:43.581-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÇAYLAR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ALTERNATİF TIP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>FİTOTERAPİ</title><content type='html'>Geleceğin tedavisi bitkisel ilaçlarda...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ege Üniversitesi (EÜ) Eczacılık Fakültesi'nde konuşan Prof. Dr. Bijen Kıvçak, fitoterapinin (bitkisel ilaçlar) geleceğin tedavi yöntemi olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1996 yılında başlayan fitoterapi kursları, ilkbahar ve sonbahar olmak üzere yılda iki defa düzenleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eczacılık Fakültesi Farmakognozi Anabilim Dalı tarafından düzenlenen kursa bütün hekim, veteriner ve eczacılar katılabiliyor. Bugüne kadar bin 500'den fazla kişinin katıldığı kurslarda, EÜ Eczacılık Fakültesi öğretim elemanları tarafından fitoterapinin tarihî gelişimi, kullanım alanları ve tedavi şekilleri hakkında bilgiler veriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kursta konuşan Prof. Dr. Kıvçak, fitoterapinin dünyada yaklaşık 50 yıldır kullanılan bir tedavi yöntemi olduğunu, ama Türkiye'de son 10 yıldır aktif olarak kullanıldığını belirtti. Kıvçak, "Dünyada fitoterapiye konvansiyonel, yani kimyasal ilaç tedavisine alternatif olarak bakılıyor. Çünkü tamamen doğadaki bitkisel kaynaklardan elde edilen ilaçlarla uygulanan bir yöntem. Bu yüzden geleceğin tedavi yöntemi olarak görülüyor. Ticari pastası da aynı oranda büyük olan fitoterapiyle tedavi 2002 yılında 6.8 milyar dolarlık bir paya sahip oldu. Fitoterapi ilaçları özellikle Avrupa ülkelerinde tüketiliyor. Piyasanın büyük bir kısmını da yine Avrupa ülkeleri elinde tutuyor" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa'da eczacılık fakülteleri tarafından fitoterapi derslerinin uzun yıllardır verildiğini anlatan Kıvçak, "Türkiye'de ise bu dersler 6 yıldır veriliyor. Açığı kapatmak için üniversitelerin eczacılık fakülteleri ve Türkiye Eczacılar Birliği kurs, konferans ve seminerler düzenliyor" diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Kıvçak, Türkiye'de market ve pazarlarda bulunan bitkisel çayların tamamen kontrolsüz satıldığını ve içildiğini belirterek, bu durumun tedavi yerine bazı rahatsızlıklara yol açabileceğini söyledi. Bunun sebebini fitoterapinin yeterince bilinmemesine, daha da kötüsü önemsenmemesine bağlayan Prof. Dr. Kıvçak, ayrıca kendilerine halk hekimi veya Lokman hekim diyen bazı kişilerin, hiçbir tıbbi bilgisi olmadan hastalara bitkisel karışımlar verdiğini, bunlarınsa birçoğunun hastayı iyileştirmek yerine daha kötü yaptığını ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin fitoterapi kaynaklar konusunda çok şanslı ülkelerden biri olduğunu ifade eden Kıvçak, "İklimin çeşitli olması itibariyle fitoterapide kullanılabilecek çok sayıda bitki çeşidi var ve bunların birçoğu şu anda tıpta kullanılıyor, ama biz bunları tam verimli kullanamıyoruz. Avrupa'ya kök, dal veya yaprak olarak sattığımız bitkilerimizi, pahalı ilaçlar olarak geri alıyoruz. Bunu engellemek için araştırma enstitüleri ve laboratuvarlar kurulması gerekir. Bu sayede dışarı bağımlı olmaktan kurtulmuş oluruz" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Kıvçak, doktor ve eczacı birliklerinin bir araya gelerek fitoterapi yöntemini tanıtması ve bu konuda basının da doğru yönlendirilmesi gerektiğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VAKİT&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Recai YAHYAOĞLU - dryahyaoglu@hotmail.com 2007-02-17&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-3255275996067343052?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/3255275996067343052/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=3255275996067343052&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/3255275996067343052'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/3255275996067343052'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/10/bitkiler.html' title='FİTOTERAPİ'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-5518136396533809692</id><published>2008-10-05T12:49:00.000-07:00</published><updated>2008-10-05T12:50:51.669-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOZMETİK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>TEHLİKENİN FARKINDAMIYIZ ?</title><content type='html'>Bizi hasta etmeyen hiçbir şey yokmuş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimya mühendisi Mennan Kuzanlı Nasıl Zehirleniyoruz? Nasıl Korunuruz? adlı kitabında halıdan deterjana, saç jölesinden tıraş kremine kadar birçok ürünün taşıdığı riskleri anlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlük hayatımızda kullandığımız neredeyse her şeyin hastalık sebebi olabileceğini söyleyen Kuzanlı, kitapta bu riskleri bertaraf edebilmek için doğal ürünlerden yapılan tarifler de veriyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimya mühendisi Mennan Kuzanlı’nın Dharma Yayınları’ndan çıkan Nasıl Zehirleniyoruz? Nasıl Korunuruz? adlı kitabı şaşırtıcı olduğu kadar ürkütücü bilgilerle dolu. Öyle ki yediğimiz gıdalardan, oturduğumuz koltuğa, kullandığımız deodoranttan saç kurutma makinesine kadar her şey neredeyse sağlığımızı bozmak için üretilmiş. Aslında günlük yaşamda hiç fark etmediğimiz davranışlarımızın bizi amansız hastalıklara sürükleyeceğini bilmek pek de iç açıcı görünmüyor. Ama Kuzanlı kitabında risklerden nasıl korunabileceğimizi de anlatıyor. Örneğin çamaşırları beyazlatmak için kullandığımız ürünlerin kanserojen etkilerinden bahsediyor ve bu etkilerin ortaya çıkmaması için doğru kullanım şeklini anlatıyor. Hatta ‘Aman riskliyse ben hiç kullanmayayım’ diyenlere de alternatif doğal tarifler veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEHLİKENİN FARKINDA DEĞİLİZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimya mühendisliğinin bu alanda yaptığı araştırmaları anlamakta kendisine çok yardımcı olduğunu söyleyen Kuzanlı, değil kimya eğitimi alan, tıp eğitimi gören ve ileride toplum sağlığı ile birebir ilgilenecek olan gençlere dahi sağlığın nasıl korunabileceği, çevrenin nasıl sağlıklı olabileceği konularında yeterli derecede bilgi verilmediğini düşünüyor. Kuzanlı ‘Hatta bu eğitim ve bilgilerin üniversite seviyesinde değil, çocukluk döneminden itibaren aile içi ilk eğitimlerde verilmesi gerektiğine inanıyorum. İnsanlar yaşamları süresince hem kendilerine zarar verecek şekilde yanlış besleniyorlar hem de on binlerce değişik cins zehirli kimyasal ile bir arada yaşamanın ve bu ürünleri yaşamlarının bir parçası haline getirmenin nelere mal olabileceğinin farkına varmadan yaşamlarını sürdürüyorlar’ diye konuşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TESADÜF DEĞİL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzanlı bilimsel verilerden oluşan kaynakların yanı sıra kişisel tecrübelerinin de kendisini bu alana ittiğini söylüyor. Kuzanlı bugüne kadar maruz kaldığı tehlikelerden nasıl etkilendiğini şöyle anlatıyor: ‘Kimya mühendisliğinden mezun olduktan sonra ilk işim, tarım ilaçları üreten bir fabrikada üretim mühendisliği idi. Yaklaşık beş yıl son derece toksik ve kanserojen kimyasallarla iç içe geçti. Sonraki yıllarda tekstil ve deri sanayi gibi toksik kimyasallar ile çalışan sektörlerde görev aldım. Geçtiğimiz temmuz ayında yapılan yıllık rutin kontrol sonucunda, prostat kanseri olduğumu söylediler. Sonunda bir operasyonla prostata veda ettim. Bu süre içinde geriye dönük olarak neden hasta olduğumu düşündüm. Son altı yıldır yapabildiğim kadarıyla toksinlerden uzak kalmaya gayret etmiştim ama o kadar iç içeyiz ki yeteri kadar uzak kalmanız mümkün değil. 68 yaşında kanser geldi beni buldu ve bana göre sebebi tesadüf değildi. Önceki yıllardaki yaşam tarzım ve maruz kaldığım kanserojen kimyasal maddeler ve halen yaşadığım daha doğrusu hep beraber yaşadığımız kirli çevre, kirli atmosfer, kirli yiyecekler, kirli tüketim malzemeleri yeterli etkenler. Umarım bu kitabı okuyanlar, okumayanlara da ‘zehirlenmekten nasıl korunacakları’ konusunda yardımcı olabilir.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuru temizlemeden aldığınız kıyafeti açık havada bekletin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MENNAN Kuzanlı kitabında özellikle temizleme maddeleriyle ilgili birçok riskten söz ediyor. İşte bu maddelerden bazılarının içerdikleri riskler ve bunlara alternatifleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halı ve döşeme şampuanları: Birçok üründe kanserojen olan perkloretilen ve naftalen ile etanol, amonyak gibi aşırı toksik maddeler kullanılır. Ne yapmalı? Halınızın öncelikle kuru ve rutubetsiz olması gerekir. Halının üstünü pişirme sodası veya boraks ile kar yağmış şekilde örtün. Yarım saat sonra elektrik süpürgesiyle süpürün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulaşık makinesi deterjanları: Bu ürünlerin birçoğu su ile temas ettiğinde aktive olarak toksik klor gazı çıkarır. Ne yapmalı? İki yemek kaşığı pişirme sodası ile iki yemek kaşığı boraksı karıştırarak kendi deterjanınızı yapabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cam temizleyiciler: Birçoğunun bileşimi amonyak ve boyadan ibarettir. Sprey şeklinde olanları havada zerrecikler halinde amonyak yoğunlaşmasına neden olacağından daha tehlikelidir. Ne yapmalı? Boş bir sprey şişesine yarı yarıya su ve sirke koyarak camlarınızı bu sıvıyla temizleyin. Yine bir buçuk kaşık sıvı sabun, üç kaşık beyaz sirke ve iki bardak su da sprey şişesinde çalkalandıktan sonra kullanılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuru temizleme: Uygulamada genellikle perkloretilen adında buharı solunduğunda kanser, karaciğer hasarı gibi önemli hastalıklara sebep olabilecek kimyasal bir madde kullanılır. Ne yapmalı? Eşyalarınızı kuru temizlemeden alınca ilk iş açık havada bekletmek olmalı. Bu süre birkaç gün olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pişirirken çelik, yerken boyasız porselen tercih edin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NASIL Zehirleniyoruz? Ne Yapmalı? kitabında satın alırken hangi üründe hangi maddeye dikkat etmemiz gerektiği yer alıyor. Örneğin porselen yemek takımı alırken parlak sırlı veya boyalı takımların ne kadar kurşun içerdiğini bilemeyeceğimizi söyleyen Kuzanlı, bu tür ürünlerin riskli olabileceğini belirtiyor. İşte kitaptan birkaç hayati örnek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pişirme kabı alırken dökme demir, paslanmaz çelik, ısıya dayanıklı cam kaplar seçin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğunuza oyuncak alırken tahtadan yapılanları ve boyasızları tercih edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıraş kremi ve sabun alırken içeriğinde aloevera, vitamin E, çay ağacı yağı, nane, lavanta gibi doğal içerikli olanları alın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diş macunu alırken içinde polysorbat 60 ve 80 olanlara dikkat edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duvar kağıdı seçerken plastik olmayanı tercih edin ve su esaslı yani suda eriyen yapıştırıcılar kullanın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evinizde zemin döşemesi olarak masif ahşabı tercih edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ESRA CENGİZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Star Gazetesi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-5518136396533809692?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/5518136396533809692/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=5518136396533809692&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/5518136396533809692'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/5518136396533809692'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/10/tehlikenin-farkindamiyiz.html' title='TEHLİKENİN FARKINDAMIYIZ ?'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-4780264176707399926</id><published>2008-10-05T12:41:00.000-07:00</published><updated>2008-10-05T12:42:47.165-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ALTERNATİF TIP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RUH SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>MASAJ</title><content type='html'>»  Klasik Masajın Etkileri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masajın vücut üzerindeki direkt ve in direkt etkileri, vücut örtüsüne uygulanan manipülasyonların, yani ellerle verilen dokunma, bastırma, germe, esnetme ve titreştirme biçimindeki mekanik uyarıların tepkileridir. Tepki.deride, derialtı dokusuna, kaslarda ve damarları sinir ağında yerel oluşabileceği gibi; refleks yolla başka bölgelere, örneğin iç organlara da aktarılabilir. Vejetatif sinir sisteminin uyarılması da genel etki kompleksi kapsamındadır. Masajın etkileri, fiziksel, fizyolojik ve psikolojik etmenlerin bileşkesi olarak değerlendirilir. Deri üzerinden ellerle verilen basınç ve germe biçimindeki ritmik mekanik uyarılarla sıkıştırılan ve gerilerek esnetilen deri, deri altı dokuları ve kasların yapılarındaki sinir uçları (reseptörler) uyarılır. Ayrıca, dokuların yapılarındaki kan ve lenf damarları da bu fiziksel uyarılardan etkilenir; arteriyel, venöz, kapiller ve lenf dolaşım canlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücut sistemleri üzerindeki etkiler şöyle derlenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Dolaşım Sistemi Üzerinde Etkiler&lt;br /&gt;Klasik masajın kan ve lenf dolaşımı üzerine etkileri .deneysel ve klinik araştırmalarla kanıtlanmıştır. Vücut örtüsüne kalp yönünde uygulanan yeterli dozdaki öfloraj ve petrisajla, lenf ve venöz sistem uyarılarak dolaşımı aktive edilir (damarsal etki). Bölgedeki kan akımındaki canlanma aletsel olarak da gösterilebilir. Damarlardaki akışın canlanmasıyla. dokularda sıvı değişimi hızlanır, dokular daha bol besi maddesi ve oksijen alabilir, metabolizma artıkları bulundukları yerden daha çabuk uzaklaşabilir.&lt;br /&gt;Damarların çevresinde bulunan otonom sinir ağının: uyarılmasıyla da damarlarda refleksif bir genişleme olur. Yani, kan akımındaki hızlanma salt yumuşak bir hortum içinde ki sıvının sıvazlanarak ilerletilmesi demek değildir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Kas1ar Üzerine Etkiler&lt;br /&gt;Çok kez sanıldığı gibi, masajla ne kas hacmi artırılabilir ne de kas güçlendirilebilir. Kasları kuvvetlendirmenin tek yolu, düzenli aktif çalışmalar, yani egzersizlerdir. Masaj; ancak kasların işlevsel yeteneklerini yeniden kazandırılmasında yardımcı olarak kasların güçlenmesine katkıda bulunabilir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yorgun kas masajla, salt dinlenmeyle geçirilen süreye oranla çok daha çabuk dinlenip gevşeyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Masaj yapılan kaslar; dolaşımların canlanmasıyla daha iyi beslendikleri için yaralanmalara karşı daha dirençlidirler; aşırı zorlanma daha iyi uyum sağlayabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kan akımının hızlanmasıyla süt asidi vb. metabolizma artıklarının oluşturdukları yerden taşınmalarıyla birikim önlenir; germe, esnetme ve titreştirme manipülasyonlarıyla hipertonik kaslar gevşetilip, esnetilebilir. Nitekim, klinik çalışmalarımızda hipertonik kasın, bireyden bireye değişmek üzere, 7-8 seans sonra el altında birden bire gevşediğini görüyoruz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Masaj, yetersiz harekette, yaralanmalarda ve felçlerde olası kas erimesini, atrofiyi önlemez, ama sertleşme,fibröz doku oluşumu ve kasılmalar bilinçli bir masajla engellenebilir. Kas ve eklemlerde değişik nedenlere bağlı hareket kısıtlamalarında egzersizlerden önce masaj uygulanırsa egzersizler daha kolay ve rahat yapılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Sinirler Üzerine Etkiler&lt;br /&gt;Kopmuş bir sinirin masajla yeniden oluşturulması (rejenerasyonu) söz konusu değildir. Ancak, sinir ve çevre dokularının kan dolaşımının aktive edilmesi, metabolizmanın yükselmesiyle rejenerasyon hızlandırılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Dinlendirici, Gevşetici-Psikosedatif Etki&lt;br /&gt;Genel masajda uyuklama, solunumun derinleşmesi; masajdan sonra yorgunluğun, bitkinliğin kaybolması, kişinin zindeleşmesi, masajın çevresel ve merkezi sinir sistemi üzerine olumlu etkisinin somut belirtisidir.Masajın en tipik psiko-sedatif etkisi, çocuklarda olsun, büyüklerde olsun okşama-sıvazlamadır.! Bu nedenle de masörün kişiliği yaklaşımı, sonucu büyük çapta etkiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. İç .Organlar Üzerine Etkiler&lt;br /&gt;Vücut örtüsünde belli bölgelerin değişik yöntemlerle uyarılmasıyla bazı iç organ hastalıklarına etkili olunabilmektedir. Nitekim mide ağrılarında, safra kesesi sancılarında, karında gaz oluşumlarında, sırtta belli bölgelerin ovulmasıyla rahatlama olduğu halk arasında bilinir (masajın uzak etkisi!} İç organların vücut örtüsünde refleksif yolla ilişkili bulunduğu alanların haritası bile çıkarılmıştır (Head Bölgeleri). "Bağ Dokusu Masajı" ve ''Ayaklarda Refleks Alanlarının Masajı" bu bölgelere uygulanmaktadır. Uzakdoğu kökenli Akupunktur; akupressur ve shiatsu ile de iç organlara etkili olma amaçlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Ağrı Dindirici Etki&lt;br /&gt;İnsanın, ağrıyan acıyan yerini içgüdüyle ovuşturması, masajın tipik ağrı giderici etkisidir. Uzun bir yürüyüş sonunda ya da zorlu bir işten sonra ağrıyan bacak ve kol kaslarının ovulması ya da ovdurulmasının anlamı da budur. Yara1anmanın olmadığı salt gerginlik ve kasılmaya, spazma bağlı kas ağrılarında neden, kasılan kas içindeki damarların sıkışarak daralmasıyla kasın yeteri kadar oksijen alamamasıdır. Bu gelişme tıpta ağrı kısır döngüsü olarak bilinir. Bu kısır döngüyü kırmak, kasa gerekli oksijeni gönderebilmek için spazmın kaldırılması, kan dolaşımının düzenlenmesi gerekir. Masajla hem spazm çözülebildiği, hem de kan dolaşımı artırılabildiği için ağrı geriler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca, ağrı duygusunu indirgeyen ağrı eşiğini yükselten maddelerin (endorfin vb.) salgılanmasını bilinçli ve düzenli masajla artırıcı fizyolojik bilgi ve teknik eğitim gereklidir. Bu da ancak özel masaj okullarıyla sağlanabilir. Ülkemizde maalesef bir tek özgün masaj okulu yoktur. Türkiye sınırları içindeki tüm masörlerin ve masözlerin neyi ne kadar bildiklerini, ne yaptıklarını ehliyetlerini, Sağlık Bakanlığı dahil kimse bilmez!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik Masajın Etkileri&lt;br /&gt;Hazırlayan : Dr. Necdet Tuna&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Recai YAHYAOĞLU - dryahyaoglu@hotmail.com 2004-08-07&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-4780264176707399926?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/4780264176707399926/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=4780264176707399926&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/4780264176707399926'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/4780264176707399926'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/10/masaj.html' title='MASAJ'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-6280992416668823761</id><published>2008-10-05T12:35:00.000-07:00</published><updated>2008-10-05T12:38:22.682-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ALTERNATİF TIP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RUH SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>HATIRLATMA</title><content type='html'>&lt;a href="http://"&gt;&gt;&lt;a href="http://maranki.com/index.php?option=com_content&amp;task=view&amp;id=108"&gt;KOZMİK BEDEN TEMİZLİĞİ NEDİR VE NASIL HAZIRLANIR?&lt;br /&gt;KOZMİK BEDEN TEMİZLİĞİ - DETOKS UYGULAMA ŞEKLİ&lt;/a&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-6280992416668823761?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/6280992416668823761/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=6280992416668823761&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/6280992416668823761'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/6280992416668823761'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/10/kozmik-beden-temizlii-nedir-ve-nasil.html' title='HATIRLATMA'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-4522626236537035509</id><published>2008-10-05T12:33:00.000-07:00</published><updated>2008-10-05T12:34:15.283-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Nestle süt tozunda zehirli madde</title><content type='html'>Tayvan, merkezi İsviçre'de bulunan ve Çin'de üretilen Nestle marka süt tozunda, az miktarda zehirli madde bulunduğunun tespit edildiğini açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tayvan Sağlık Bakanı Yeh Chin-chuan, süt tozlarının, Çin'in kuzeydoğusunda bulunan Heilongjiang eyaletinde üretildiğini, geçici önlem olarak süt tozlarının raflardan kaldırılacağını belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tayvanlı bakan, az miktarda zehirli madde bulunan süt ürünlerine izin verip vermeme konusunda karar almak için ABD, Japonya, Avrupa ve Dünya Sağlık Örgütünden gıda güvenliği uzmanlarına danışacaklarını ifade etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin'de, zehirli madde bulunan sütler, 4 bebeğin ölümüne, 50 binden fazla çocuğun hastalanmasına neden olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AA&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-4522626236537035509?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/4522626236537035509/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=4522626236537035509&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/4522626236537035509'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/4522626236537035509'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/10/nestle-st-tozunda-zehirli-madde.html' title='Nestle süt tozunda zehirli madde'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-3315917122273448543</id><published>2008-10-05T12:26:00.000-07:00</published><updated>2008-10-05T12:27:33.038-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RUH SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÇOCUK SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Anne sütü anneler için de faydalı</title><content type='html'>Anne sütü anneler için de faydalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebekler için faydaları her fırsatta dile getirilen anne sütünün, anneler için de büyük yararları olduğu belirtiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel Jimer Hastanesi doktorlarından Op. Dr. Gülin Okan, bebekteki gelişimi olumlu etkilediğini belirttiği anne sütünün, anne için de oldukça önemli olduğunu vurguladı. Anne sütünün bazı hastalıklardan ve enfeksiyonlardan korumaya yardımcı etkilerinin olduğunu belirten Op. Dr. Okan, şöyle konuştu: "İçerdiği koruyucu maddeler nedeniyle anne sütü alan bebeklerde kulak enfeksiyonu, allerjiler, kusma, ishal, bronşit, bronşiolit, menenjit daha az sıklıkta görülür. Anne sütünün içeriği bebeğin değişen ihtiyaçlarına göre değişim gösterir. Sütün sabah ve akşam içeriği farklıdır. Bebek prematüre doğmuşsa prematüre bebeğin ihtiyaçlarına göre farklılık gösterir. Bebek için sindirilmesi en kolay olan besindir. Bu nedenle bebekler daha sık beslenmek ister ve daha iyi kilo alırlar. Ayrıca karın ağrısı, gaz sancısı ve kabızlık daha az sıklıkta görülür. Anne sütü alan bebeklerde 'ani beşik ölümü sendromu (SIDS)' daha az sıklıkta görülür. Temas, sıcaklık ve yakınlık sağlayarak emzirme ile anne ve bebek arasında özel bir bağ oluşur. Bebeğin ruhsal gelişimi için faydalıdır. Emzirme çene ve dişeti gelişimi için de oldukça faydalıdır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne sütünün bebekle birlikte anne için de faydalı olduğunu belirten Okan, "Annede bulunan süt, annenin kalori yakmasını sağlayarak doğum öncesi kilosuna dönmesine yardım eder. Yumurtalık ve göğüs kanseri riskini azaltır. Kemik yoğunluğunu artırır. Adet kanamalarının başlamasını geciktirir. Doğum sonrası uterusun normal boyutlarına dönmesine yardım eder" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebek emziren anneler aldıkları her şeyin anne sütü aracılığı ile bebeğe geçeceğinin farkında olması gerektiğini belirten Okan, şöyle devam etti: "Emzirme süresi boyunca anne ilaç kullanma gereği duyuyorsa bunu mutlaka doktoruna danışmalıdır. Bazı ilaçlar bebekler için zararlı olabilir. İlaç almak gerekiyorsa emzirdikten hemen sonra alınmalıdır. Alkol kullanımı tamamen ortadan kaldırılmalıdır. Sigara içilmemeli ve bebekle aynı ortamda sigara içilmesine izin verilmemelidir. Kafein içeren içeceklerden uzak durulması gerekir çünkü kafein bebekte uykusuzluk, sinirlilik yapabilir, iştahsızlığa neden olabilir. Kola ve asitli içeceklerden uzak durulmalıdır. Bununla birlikte bazen bebeklerin inek sütüne karşı allerjisi olabilir. Bu durumda bebek emdikten birkaç dakika veya birkaç saat sonra başlayan ishal, döküntü, huzursuzluk veya gaz oluşabilir. Bebeğinizin inek sütüne allerjisi olup olmadığını anlamak için 2 hafta süreyle tüm inek sütü ürünleri (inek sütü, peynir, yoğurt) anne diyetinden çıkarılmalıdır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okan, özellikle 1 - 7 Ekim Emzirme Haftası'nda yapılan bilgilendirmeler ile annelerin bu konuda bilinçlendirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Cihan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-3315917122273448543?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/3315917122273448543/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=3315917122273448543&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/3315917122273448543'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/3315917122273448543'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/10/anne-st-anneler-iin-de-faydal.html' title='Anne sütü anneler için de faydalı'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-3923428482974453869</id><published>2008-10-05T12:23:00.000-07:00</published><updated>2008-10-05T12:24:22.603-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİLO KONTROL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Yoyo sendromu</title><content type='html'>Sık kilo alıp vermenin, bağışıklık sistemini zayıflattığı ve metabolizmayı yavaşlattığı bildirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beslenme ve diyet uzmanı Lale Sağlık, sık kilo alıp vermeye bağlı metabolizmanın yavaşlamasının ''Yoyo Sendromu'' olarak adlandırıldığını belirterek, ''Bu sendrom adını bir oyuncaktan alıyor. İpe sarılı ensiz makara biçimindeki oyuncakta bir ileri bir geri giden top benzeri kiloların bir alınıp bir verilmesiyle birlikte seyrediyor'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çok kişinin kış mevsimine girerken ilkbahar ve yaz aylarında verdiği kiloların tamamına yakınını geri almaya başladığından şikayetçi olduğunu belirten Sağlık, sık kilo alıp vermenin bir süre sonra metabolizmaya zarar verdiğini kaydetti. Bu durumun diyet programlarında hedeflenen düzenli ve kalıcı kilo kaybını olumsuz etkilediğini dile getiren Sağlık, ''Önceleri masummuş gibi gözüken bu durum zaman içerisinde bir kısır döngüye dönüşmekte ve diyetle hedeflenen başarı oranını düşürebilmektedir'' diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlık, ''Yoyo Sendromu''na, başta dış görünüş için kilo verme arzusuna dayalı estetik kaygılar, kısa sürede hızlı kilo verme amacıyla uygulanan bilinçsiz ve kişiye özgü olmayan diyetlerin neden olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Özel günler için (doğum günü, düğün, tatil gibi) kısa sürede hedef kiloya yanlış diyetlerle kavuşup sonrasında ulaşılan kiloyu koruyamamak da en sık görülen nedenler arasında yer alıyor. Bunun dışında, uzman kontrolünde sağlıklı bir şekilde hedeflenen ağırlığa ulaştıktan sonra, sağlıklı beslenme önerileri alışkanlık haline getirilmediği ve aniden eski beslenme alışkanlıklarına dönüş yapıldığı için kilolar tekrar geri alınabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilinçsizce kullanılan zayıflama ilaçları, bireyin kilo verdikten sonra yaşadığı psikolojik durum değişiklikleri de dengesizliğe yol açabiliyor.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlık, sık kilo alıp vermenin genellikle 20-40 yaş arasındaki kadınlarda estetik kaygısına bağlı olarak ortaya çıktığını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-''VÜCUDUN YAĞ DOKUSUNUN ARTIYOR''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sık kilo alıp vermenin ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceğini belirten Sağlık, ''Bireyin metabolizma hızının yavaşlamasına, vücudun yağ dokusunun artarak kas, su ve yağsız doku oranının azalmasına, sık ve kısa sürede kilo alıp vermeye bağlı olarak bireyin bağışıklılık sisteminin zayıflamasına yol açabiliyor ve hastalıklara karşı vücut direncini zayıflatabiliyor'' diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlık, bilinçsiz ilaç kullanımı sonucunda ''kalpte ritm bozuklukları, sindirim sistemi bozuklukları, kan basıncının yükselmesi, menstruasyon düzensizliği, psikolojik durum bozukluklarının (sinirlilik, gerginlik, anksiyete gibi )oluşumu, kişinin kilo verdikten sonra kazandığı özgüven duygusunu yitirmesi'' gibi fiziksel ve psikolojik etkilerin de görülebildiğini kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-''ÜÇ TEDAVİ BİRLİKTE UYGULANMALI''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Yoyo sendromu'' sonrasında kişide oluşan fiziksel ve psikolojik harabiyet karşında çeşitli tedavilerin yapılabileceğini ifade eden Sağlık, ''Diyet tedavisi, fiziksel aktivitenin artırılması, davranış değişikliği tedavisi, gerekli durumlarda ilaç tedavisi ve cerrahi tedavi uygulanabilir'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlık, tedavinin başarılı olabilmesi için ilk üç tedavinin birlikte uygulanmasının faydalı olacağını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Yoyo sendromu'' sonrasında uygulanacak diyetin başarısının, hiç diyet yapmamış bir kişiye uygulanan diyet programına göre daha zor olduğunu ifade eden Sağlık, ''Bu kişilere uygulanacak diyet tedavisinin başlıca amacı, vücut ağırlığını istenilen düzeye indirmek, kişinin besin ögesi gereksinimlerini yeterli ve dengeli oranda karşılamak, yanlış beslenme alışkanlıklarını ortadan kaldırmak, sürekli kilo kontrolünü sağlamak ve uygulanan diyet programını bir yaşam tarzı haline getirerek ulaşılan ideal ağırlığı kalıcı kılabilmek adına da en az bir yıl bu değeri korumaktır'' diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(aa)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-3923428482974453869?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/3923428482974453869/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=3923428482974453869&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/3923428482974453869'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/3923428482974453869'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/10/yoyo-sendromu.html' title='Yoyo sendromu'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-89818900311160441</id><published>2008-09-28T16:38:00.000-07:00</published><updated>2008-09-28T16:40:34.940-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>öğrenme tarzımız</title><content type='html'>Eftal ORHAN´ın İnternethaber.com da yayınlanan yazısı.&lt;br /&gt;Bir sınavda soruları çözerken, çoğunlukla o sorunun kitaptaki sayfasının resmi mi zihninize gelir, hocanın o derste o konuyu anlatırken söyledikleri mi (ya da sizin ders çalışırken kendi kendinize içinizden veya dışınızdan seslendirerek yaptığınız tekrarlar mı), yoksa o konuyu çalışırken aldığınız notlar veya çıkardığınız özet bilgiler mi gelir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer o konunun sayfadaki resmi aklınıza geliyorsa görsel öğrenme stratejisine sahipsiniz demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hocanın o dersi anlatırken söyledikleri veya sizin o konuyu çalışırken içinizden veya dışınızdan seslendirerek yaptığınız tekrarlar aklınıza geliyorsa işitsel öğrenme stratejisine sahipsiniz demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derste, defterinize yazdığınız yazılar veya evde o dersi tekrar çalışırken çıkardığınız özetler, konu ile ilgili çözdüğünüz sorular aklınıza geliyorsa dokunsal (knestetik) öğrenme sistemine sahipsiniz anlamına gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyin dışardan gelen verileri, ya görüntü (resim) olarak, ya ses (kelime) olarak ya da duygu (olay) olarak kaydeder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüntü olarak kaydeden insanlar görsel, ses veya kelime olarak kaydeden insanlar işitsel, olay da da duygu olarak kaydeden insanlar dokunsal olarak adlandırılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görsel insanlar görüntü, işitsel insanlar ses, dokunsal insanlar kas hafızasına sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların % 75"inde bu üç sistemden ikisi birlikte bulunur, ancak bir sistemi daha baskın kullanır. Ayrıca yalnızca görsel, yalnızca işitsel ve yalnızca knestetik (dokunsal) sistemi kullanan insanlar da bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğitimde karşılaşılan en önemli sorun, öğrencilerin kendi öğrenme stratejilerini bilmemeleri ve bu strateji ile çalışmamalarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında, bugün “öğrenme zorluğu var” denilen öğrencilerin çoğu ya dersler, kendi öğrenme stratejilerine göre öğretilmediği için ya da yanlış öğrenme stratejileri ile çalıştığı için öğrenme zorluğu yaşamaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlara kendi öğrenme stratejileri tespit edilip bu strateji ile nasıl çalışılacağı öğretildiğinde çok başarılı olurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim eğitim sistemimizde, ne yazık ki daha çok işitsel öğrenme sistemi kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada özellikle görsel ve dokunsal öğrenme sistemine sahip öğrenciler ciddi sorunlar yaşamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin daha kötü tarafı ülkemizde işitsel öğrenme sistemine sahip kişi sayısı diğerlerine göre çok azdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğretmenler, dersleri çoğunlukla anlatarak işlediğinden görsel öğrenme sistemine sahip öğrenciler kelimeleri resme dönüştürmeye, dokunsal öğrenciler de kelimeleri uygulama ya da bir süreç haline dönüştürmeye çalışırlar. Bu da öğrenmede önemli bir gecikmeye neden olur. Bu gecikme, öğrencilere daha fazla çalışma, zaman ve enerji kaybı ve hatta başarısızlık olarak geri döner.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğitim sistemiz, genelde anlatım ve ezbere dayalı olduğu ve özellikle uyguluma çok az olduğundan uygulama ile öğrenen dokunsal öğrencilerde başarısız olma oranı daha yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kolaycı öğretmenler böyle öğrencilere "tembel öğrenci" damgasını yapıştırmayı çok severler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha ilkokul sıralarından başarısız damgasını yiyen öğrenci bu durum karşısında pes ederse ömür oyu bu damgayla yaşamak zorunda kalır. Ya da kendi öğrenme sistemini kendisi el yordamıyla bulur ve başarı merdivenlerini tırmanmaya başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde dokunsal özellik yaygın olmasına rağmen okullarımızda "uygulamalı eğitim" ne yazık ki hemen hemen hiç uygulanmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görsel öğrenciler dokunsal öğrencilere göre bir miktar daha şanslıdır. Çünkü öğretmenler genellikle anlattıkları konularla ilgili kelimeleri yazmakta, şemaları veya şekilleri çizmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle ÖSS, OKS gibi sınavlara kişi kendi öğrenme stratejisi ile çalışmıyorsa çok ciddi anlama ve hafızada tutma sorunları ortaya çıkar.&lt;br /&gt;Bundan dolayı da “çok çalıştığım halde çok düşük puan aldım, benim kapasitem bu işe yeterli değil” diyen kendine özgüvenini kaybetmiş çok sayıda öğrenci ile karşılaşırız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların çoğunda bu sistemlerden ikisi birlikte bulunmaktadır. Ancak biri daha baskındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sistemlerden hangisi sizde daha baskınsa o sistemde öğrenmeniz size hem kolaylık sağlayacak hem de etkin ve hızlı öğreneceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında, bu sistemlerden hangisinin sizde baskın olduğunu öğrenmeniz sadece öğrenme stratejinizi ortaya çıkarmaz, aynı zamanda yaşam kalıplarınızı da ortaya çıkarır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karar verme stratejilerinizi, zamanı algılama şeklinizi, duyguları yaşayış tarzınızı, dahası dünyayı algılayış tarzınızı ortaya koyar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.yetenek.com/articles_detail.asp?id=495"&gt;kaynak&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-89818900311160441?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/89818900311160441/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=89818900311160441&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/89818900311160441'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/89818900311160441'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/09/renme-tarzmz.html' title='öğrenme tarzımız'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-1172931917285882161</id><published>2008-09-28T16:36:00.000-07:00</published><updated>2008-09-28T16:37:10.798-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>EVLİLİK</title><content type='html'>Başbakanlığın yaptığı araştırma, ´uyumlu evliliğin´ sırlarını ortaya koydu. Buna göre kadınlar 20, erkekler de 30 yaşından önce evleniyorsa diğerlerine göre daha mutsuz oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlilikte en uyumlu dönem ilk 5 yıl. Beşinci yıldan sonra ise uyumsuzluk ortaya çıkıyor. Kişilikler oturduğu içinse 35 yaşından sonra yapılan evlilikler uyumsuz oluyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu'nun Hacettepe Üniversitesi'nde görevli 413 evli personel ve eşleri üzerinde yaptırdığı, "Evlilikte Eşler Arasındaki Uyum" araştırmasından çarpıcı sonuçlar çıktı. Doç. Dr. Arzu Şener ve Prof. Dr. Günsel Terzioğlu tarafından yapılan araştırmanın sonuçları şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evliliğin ilk 5 yılında uyum en üst safhada. Daha sonra azalmaya başlıyor. 20'nci yıla girene kadar çiftler arasındaki uyum azalıyor, ancak 21 yıldan sonra uyum tekrar artıyor. Uyumun 6-10 yıllık evli olan gruptan itibaren azalmaya başlaması; ailelerin genişleme dönemine girmesiyle ekonomik ve psiko-sosyal sorumlulukların artması veya evliliğin monotonlaşması gibi nedenlerden kaynaklanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erken evlilikler henüz kişilerin zevkleri, idealleri, standart ve amaçları şekil almadan, hayat felsefeleri, değerleri kararlılık kazanmadan kurulduğundan bu evlilikler sağlıklı olmuyor, eşlerin kaliteli ilişki ve iletişim kuramayacakları ihtimali ortaya çıkıyor. Evlilikte uyumun en düşük olduğu grup evlilik yaşı 15-19 olanlar. Kadınlar arasında evliliğini 20 ve üzeri yaşlarda gerçekleştirenler, erkeklerde 30-34 yaş grubunda yapanlar diğerlerine göre daha uyumlu çift oluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkekler kadınlara göre, 'daha uyumlu ilişki yaşıyorum' diyor ve ilişki kalitesini daha iyi bulduğunu belirtiyor. Bu durum, aile içi ilişkilerin yapısından, kadınların aile içindeki statüsünden, evlilikteki beklentilerinin erkeklerden farklı olmasından, ayrıca kadınların evlilikteki sorunları erkeklere göre daha fazla önemsemelerinden kaynaklanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerek kadın, gerekse erkekler arasında ailenin toplam aylık geliri arttıkça evlilik uyumu da artıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21 yıl ve daha uzun süredir evli olanlarda uyumun artması ise çocuklara ilişkin sorumlulukların azalması, düzenli ve oturmuş bir aileye kavuşmuş olma, iletişim ve paylaşım deneyimleri ile hatalara olan hoşgörülerin artması, hedef ve tutumların zamanla birbirine yaklaşmasından kaynaklanıyor. 35'ten sonra kişilikler şekillendiği için ortak bir hayat felsefesi geliştirmek zor görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AA&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-1172931917285882161?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/1172931917285882161/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=1172931917285882161&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/1172931917285882161'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/1172931917285882161'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/09/evlilik.html' title='EVLİLİK'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-7779493675349904565</id><published>2008-09-28T16:25:00.000-07:00</published><updated>2008-09-28T16:26:34.872-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Uyurken yatacağınız yönü iyi seçin</title><content type='html'>SAĞLIK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyurken yatacağınız yönü iyi seçin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyurken hangi yöne yatıyorsunuz? Uzmanlar araştırdılar, ölçtüler, biçtiler ve en sağlıklı yatış tarzını belirlediler. İşte yatılacak doğru yön:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan araştırmalar en sağlıklı uyku pozisyonunun ''Sağ yana yatış'' olduğunu ortaya çıkardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En tehlikeli yatış pozisyonunun dili geriye kaçırarak nefes borusunu tıkama riski bulunan sırt üstü yatış pozisyonu olduğunu söyleyen Dr.Kezban Aslan, sırt üstü yatmanın çok tehlikeli olduğunu belirtti. Çukorova Üniversitesi Uyku Laboratuvarı'nın Direktörü Uzman Dr. Kezban Aslan,şunları söyledi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Sağlıklı bir uyku için iyi havalandırılmış mekan, düzgün bir yatak ve normal yükseklikte bir yastık yetmiyor. Çünkü bütün bunların yanında uyurken, sağ yana yatmak gerekir. En sağlıklı uyku pozisyonu ‘sağ yana yatış’ pozisyonudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KALP ALTTA KALIYOR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sol yanda yatıldığı zaman kalp altta kaldığı için fonksiyonlar bozulur. Sağ tarafta yattığınızda bu meydana gelmez, organların etkilenmesi söz konusu değil. Özellikle kalp hastaları sağ yana yatmalı." Her insanın uyuma süresinin farklı olduğunu, bunun 6 ila 10 saat arasında değişebileceğini söyleyen Dr. Aslan, ‘Sırt üstü yattığımız zaman yerçekimine bağlı olarak diliniz ve küçük diliniz geriye kaçar ve nefes borunuzu tıkayabilir. Önce horlama olur, daha sonra nefes durmaları meydana gelerek uyku bozuklukları oluşur. Mümkün olduğunca sağ yana yatılmalı. Çok yüksek olmayan düz bir yastık yeterlidir"dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(aa)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-7779493675349904565?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/7779493675349904565/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=7779493675349904565&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/7779493675349904565'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/7779493675349904565'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/09/uyurken-yatacanz-yn-iyi-sein.html' title='Uyurken yatacağınız yönü iyi seçin'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-5611652851444064672</id><published>2008-09-24T12:16:00.000-07:00</published><updated>2008-09-24T12:17:27.764-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİLO KONTROL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>12 santim incelten yöntem...</title><content type='html'>12 santim incelten yöntem...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat! Verdiğiniz kilolar yağ değil su... Oysa zayıfladım diyebilmek için su değil yağ vermeniz gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek çok kişi vücudunun belli bölgelerinde biriken fazlalıklardan diyet yaparak kurtulmaya çalışır. Bu kişiler genelde kilo vermesine şikayetçi oldukları bölgelerdeki fazlalıkların gitmediğinden şikayetçidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORUNUNUZ ZAYIFLAMAK MI İNCELMEK Mİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer kilo alımında karın, basen, göbek, kalça gibi belli bölgelerde meydana gelen yağlanmalar varsa sadece diyet yapmak işe yaramayabilir. Bu durumda incelme tedavileri dediğimiz yöntemlerden yararlanmak yerinde olacaktır. Hatta bazı insanlar vücut kitle indeksi ölçümüne göre normal kiloda görünmelerine rağmen bölgesel fazlalıklarından şikayetçi oldukları için diyet yaparak bu şikayetleri çözmeye çalışırlar bu durumda hem sağlıksız kiloya inmelerine hem de şikayetlerinden yine de yeterince kurtulamamalarına yol açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DiYET PROGRAMI ŞART&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı kişilerin sorunu genel kilo fazlası olduğu gibi yağlar ağırlıklı belli bir veya birkaç bölgede toplanmış olabilir; bu durumda, bireylerin vücutlarının yağ-kas-su dengesi, metabolizma çalışma hızı ve iç organ yağlanma oranları tepsit edildikten sonra uygun bir diyet programına başlamaları gerekir. Bununla beraber yine kişilerin vücut tiplerine ve sorunlarına yönelik incelme tedavisi uygulamak incelme, bölgesel zayıflama ve zayıflama yönündeki arayışlarında etkili çözüm olabilecektir. Çünkü estetik sorunlar kişiden kişiye değişmektedir. Kiminde selülit kiminde karın ya da basen fazlalıkları sorunken kimileri sarkma ve gevşeme sorunuyla karşı karşıyadır ki, bu farklı sorunlara uygulanacak farklı tedaviler sorunun çözümünü sağlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KiLO VERMEYE DiRENEN TiPLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle zayıflama tedavilerine az yanıt verebilen vücut tipleri vardır. Bunların 5-10 kilo arası fazlalıkları olabilir. Hidrolipodistofiler olarak adlandırdığımız bu vücut tipleri defalarca çeşitli yöntemler ile zayıflamasına rağmen alt taraflarından yeterince incelemeyebilmektedir. Hanımlar ne yazık ki bu durumu kabullenirler. Aslında bu bölgedeki mikro dolaşım bozukluklarını düzeltecek mikroenjeksiyon tedavileri ile mezoterapi ve bazen uygun lenf drenaj programları bu problemleri başarıyla çözebilmektedir. Menopoz öncesi hormon üretiminin azalmasına paralel vücutta fizyolojik değişikler oluşur. Karın ve üstü yağlanır. Bu tipin farklı bir yapısı vardır. Öncelikle bacak içlerinde yumuşak selülitler oluşmaya başlar. Bu döneme kadar böyle bir sorun yaşamamış hanımlar için bu oldukça yeni ve şaşrtıcı bir olaydır ve bundan çok rahatsız olurlar. Şok dalga akupunktur ve geleneksel akupunktur tedavisi bu dönemde yan etkisi olmadan oldukça rahatlatıcı etkileri olan tedavi yöntemidir. Yumuşak selülitlerin tedavilerinde ise mikroenjeksiyon tedavileri veya akustik dalga tedavisi ile oldukça yüz güldürücü neticeler alınmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 SANTiM iNCELTEN YÖNTEM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genetik olarak erkek vücudunda 18 milyon kadın vücudunda ise 21 milyon yağ hücresi vardır ayrıca kadın bedeni lenfatik dolaşım açısından daha yavaştır. Bunların sonucunda lipogenez yani yağ yapımı da daha yüksek ve kolaydır. Akustik dalga tedavisi bu kısır döngüyü tersine çeviren bir işleyişe sahip.Tedaviyle lipoliz artmakta ve ödem çözülüyor. Cilt sıkılaşması ve yağ doku kaybı nedeniyle özel bir diyete gerek kalmadan bölge başına % 5-12 cm arasında incelme imkanı yaratabiliyor. Aynı mekanizma selülitide tedavi ediyor. Akustik şok dalgaların yüksek enerjisi bu tedavide uygulandığı vücut bölgesinde ciddi sıkılaşma yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SUYU ARTIRIP TUZU AZALTIN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dönemin beslenme özelliklerinin başında yeterli protein almak gelir. Genellikle beyaz etler tercih edilmelidir. Yağsız yoğurt veya süt mutlaka belli oranların altında olmamak kaydıyla alınmalıdır. Ancak fazla abartılırlarsa bu defada kolesterol açısından takip edilmelidirler. Bu dönemde dikkat edilmesi gereken diğer bir konu su alımının arttırılması tuz alımının azaltılmasıdır. Genetik olarak erkek vücudunda 18 milyon kadın vücudunda ise 21 milyon yağ hücresi vardır ayrıca kadın bedeni lenfatik dolaşım açısından daha yavaştır. Bunların sonucunda lipogenez yani yağ yapımı da daha yüksek ve kolaydır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİPOLAR RADYOFREKANS&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölgesel zayıflama, incelme ve selülit tedavisinde uygulanan Bi- Polar, radyo frekans yöntemi selülit ve lokal kilo sorununda uygulanmaktadır. Gevşek ve sarkmış dokunun toparlanmasında da önemli etkisi olan tedavi, radyo frekans enerjisi cilt dokusunun altına geçerek cildin derecesini ve ısısını arttırır. Doku altındaki ısı şoku içerden doku içinde yayılarak yağları eritir. Aynı zamanda kan dolaşımı hızlanır. Oksijen artar, karbondioksit ve toksin atılımı başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bugün)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-5611652851444064672?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/5611652851444064672/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=5611652851444064672&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/5611652851444064672'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/5611652851444064672'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/09/12-santim-incelten-yntem.html' title='12 santim incelten yöntem...'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-2438303860535068354</id><published>2008-09-12T14:59:00.000-07:00</published><updated>2008-09-12T15:00:42.634-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='H'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>HURMA</title><content type='html'>hurmanın faydalarını biliyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yıllarda yapılan araştırmalar, hurmanın kalp damar hastalıklarından ve kanserden korunmada etkin rol oynadığını gösteriyor. Peki, hurmanın faydalarını biliyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sema Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hayrettin Mutlu, hurmanın lif, mineral ve fenol açısından çok zengin olduğunu ayrıca sodyum, potasyum, magnezyum, kalsiyum, demir, fosfat gibi mineralleri de barındırdığını söyledi. Hurmanın birçok faydası bulunduğunu belirten Mutlu; düzenli olarak tüketildiğinde kansere ve kalp damar hastalıklarına karşı koruyucu özellik taşıdığını sözlerine ekledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hurma;&lt;br /&gt;� Protein içerir.&lt;br /&gt;� Protein, yağ ve karbonhidrat (üçünü bir arada ) içeren tek meyvedir.&lt;br /&gt;� Vücudun yaşlanma belirtilerini azaltır.&lt;br /&gt;� Saf hurma cildi besler, hamilelik ve güneş lekelerini yok eder.&lt;br /&gt;� İçerdiği demir sayesinde, kansızlığa iyi gelir.&lt;br /&gt;� B1, B2 vitaminlerinin bir arada bulunmasından dolayı karaciğeri kuvvetlendirir.&lt;br /&gt;� Boğaz ağrısına, öksürüğe iyi gelir.&lt;br /&gt;� Kansere ve kalp damar hastalıklarına karşı koruyucudur.&lt;br /&gt;� İçerdiği bol fosfor ve kalsiyum ile kemik hastalıklarına karşı koruyucu özellik taşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orucun hurma ile açılması halinde, oruçtan dolayı insanın üzerinde oluşan halsizliği de içerdiği şeker oranı sayesinde hemen gidermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece Ramazan’da yemeyin, her zaman tüketin!&lt;br /&gt;Hayrettin Mutlu Ramazan sofralarının meyvesi olarak bilinene hurma, hâlbuki her zaman tüketilmesi gereken bir yiyecek. Şeker oranı yüksek olmasına rağmen kilo aldırmayan bir yapıya sahip. Özellikle suda çözünebilir lif içeriği yüksek olması, hurmanın sindirim sistemi rahatsızlıklarını (kabızlık, gaz vb) önlemeye ve gidermeye yardımcı olduğunu ve günlük hayatın getirdiği stres ve yoğun temponun verdiği yorgunluktan kurtulmak için her gün hurma yemenizde fayda var dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;haber 7 com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-2438303860535068354?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/2438303860535068354/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=2438303860535068354&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/2438303860535068354'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/2438303860535068354'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/09/hurma.html' title='HURMA'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-5789471713001120937</id><published>2008-08-23T08:50:00.000-07:00</published><updated>2008-08-23T08:51:18.955-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Yeni doğan bebeklerle fazla temastan kaçının</title><content type='html'>Yeni doğan bebeklerle fazla temastan kaçının&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Filiz Bakar, yenidoğan bebeklere çok fazla dokunmanın ve öpmenin enfeksiyon riski taşıdığını vurguluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yenidoğan bebekler hastalıklara karşı savunmasız oldukları için korunmaları büyük önem taşıyor. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Filiz Bakar, bebeğin sağlığı açısından aşırı koruma telaşına girmeden bazı konulara dikkat etmenin yeterli olduğunu belirtiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Bakar, yenidoğan bebeklerin cilt enfeksiyonları açısından risk altında olduğunu vurguluyor:&lt;br /&gt;“Bebekler doğduklarında vernix kazeoza denen ciltlerinde koruyucu bir tabaka ile doğarlar. Bu koruyucu tabaka bebekleri hem ısı kaybından hem de enfeksiyonlardan korur, ayrıca cildini nemlendirir. Bu nedenle bebekleri hemen yıkamayız, doğumdan 3-4 gün sonra yıkanmasını istiyoruz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastaneden eve götürüldükten sonra bebekle çok fazla temasa geçilmemesini söyleyen Dr. Bakar, “Yenidoğan bebek her türlü enfeksiyona açıktır. Bu nedenle bebeğe çok dokunulmasını, öpülmesini istemiyoruz. Enfeksiyonlu bir kişiden bebeğe enfeksiyon bulaşması kaçınılmazdır. Anne baba dışındaki kişilerin bebeği biraz uzaktan sevmelerini istiyoruz. Bebekle fazla temas edilmemesini istiyoruz. Ayrıca bebeğin bulunduğu evde başka odada bile sigara içilmemeli” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her gün yıkamak iyi gelir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeğin ne çok sıcak ne de çok soğuğa maruz kalmaması gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Filiz Bakar, bebek giyimi ile ilgili şunları söylüyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bebekleri aşırı koruma eğilimi çok yaygın. Bebekler refleks olarak da sık hapşırırlar, bu durum aileyi üşütmüş olabileceği konusunda tedirgin eder ve bebek kat kat giydirilir. Aşırı giydirilme de bebeği huzursuz eder, terler, isilik oluşumunu kolaylaştırır. Oysa çok sıcaklarda tek kat giysi yeterli olabilir. Oda sıcaklığı bebek giyinik iken 22-23 derce civarında olmalıdır. Oda çok sıcak ise klima kullanılabilir, ancak bebek direk klima havasına maruz kalmamalıdır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeğin sıcak havalarda her gün yıkanmasını önerdiklerini de belirten Dr. Bakar, “Bebeğin cildi zarar görmesin diye her gün sabun ve şampuan kullanmak yerine bir gün sadece suyla, diğer gün sabunla yıkanabilir. Alt temizliğini de dikkatli yapmak gerekiyor. Bebeklerin altını temizlerken ıslak mendilleri birtakım allerjen maddeler içerdiği için önermiyoruz. Ilık suya batırılmış pamuk ile temizlenmesini tercih ediyoruz, kız bebeklerde ise özellikle temizliğin arkadan öne doğru yapılmasını öneriyoruz” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öneriler&lt;br /&gt;- Alt temizliği ıslak mendil yerine ıslatılmış pamukla yapılmalı.&lt;br /&gt;- Bebek odasının ısısı 22-23 derce civarında olmalı.&lt;br /&gt;- Evde sigara içilmemeli&lt;br /&gt;- Enfeksiyon riski açısından bebekler çok sık öpülmemeli.&lt;br /&gt;- Bebeğin çamaşırları sabun tozu ile yıkanmalı.&lt;br /&gt;- Bebeğin rahatlaması açısından sıcak havalarda her gün yıkamalı ancak her gün şampuan ve sabun kullanılmamalıdır. Onun yerine bir gün sadece su, bir gün de şampuan kullanılmalıdır.&lt;br /&gt;- Bebekler güneş ışınlarının dik geldiği öğlen saati dışındaki zamanlarda 15 dakikalık sürelerle cam arkasından gelen güneşe değil, direkt güneşe çıkarılmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaynak: haber 7&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-5789471713001120937?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/5789471713001120937/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=5789471713001120937&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/5789471713001120937'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/5789471713001120937'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/08/yeni-doan-bebeklerle-fazla-temastan.html' title='Yeni doğan bebeklerle fazla temastan kaçının'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-7997623290842169449</id><published>2008-08-22T01:11:00.001-07:00</published><updated>2008-08-22T01:11:34.291-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÇOCUK SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Evde Çocuğu bekleyen 14 tehlike</title><content type='html'>Eviniz çocuklar için emniyetli mi? Evinizde onları kaç tehlikenin beklediğini biliyor musunuz? Küçük yaramazları ev kazalarından nasıl koruyabilirsiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eviniz çocuklar için emniyetli mi? Küçük yaramazları ev kazalarından nasıl koruyabilirsiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’de yapılan bir çalışmada ev kazalarının % 79’unda anne-baba ve çocuk ayrı odalardayken meydana geldiğini ortaya koyuyor. Uzmanlar soruyor eviniz çocuklar için emniyetli mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VKV Amerikan Hastanesi Uzm. Dr. Önder Çerezci Fizik Tedavi Ve Rehabilitasyon Klinik Şefi çocukları ev kazalarından korumak için önemli tavsiyelerde bulunuyor. İşte o tavsiyeler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan çalışmalar göstermektedir ki birçok çocuk kazalarından ergonomik yetersizliklerin önemli bir rolü vardır. Ancak çoğu çocuk kazası bu açıdan ciddi bir değerlendirmeye alınmamakta, ayrıntılı bir kaza analizi yapılmamaktadır. Günümüzde bu tip kaza analizleri önemli ergonomik çalışmalar arasındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada yapılan bir çalışma detayından bahsetmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’de yapılan bir çalışmada telefonla yardım için bildirilen 86 zehirlenme olayı üzerine bir çalışma yapılmış. Kazaya uğrayan çocuğa ürün, çevre ve iş açısından değerlendirme yapılmış. Kurmanların hepsi 5 yaşın altında bulunmuş ve şu ip uçlarına ulaşılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Vakaların % 79’unda anne-baba ve çocuk ayrı odalardayken kaza oluşmuştur,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Vakaların % 93’ünde kaza çocuğun kendi evinde meydana gelmiştir,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Vakaların % 89’unda çocuklar yakından ilgilenilmeye gerek duyulmayan TV izleme gibi bir etkinlik içindedirler,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Vakaların % 36’sında çocuk anne-baba farkına varmadan oda değiştirmiştir,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Vakaların % 87’sinde anne-baba rutin bir işle uğraşmaktadır,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Vakaların % 59’unda zehirlenmeye yol açan madde kullanılmakta veya açıkta bırakılmış durumdadır. Vakaların % 28’inde normal yerindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Vakaların % 31’inde çocuğun maddeyi ulaşmasını engelleyen bir engel yoktur.  %36’sında tek engel masa veya tezgah yüksekliğidir. Vakaların % 57’sinde madde güvenli kapaklı kapların içindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketici güvenlik kurulu 5 yaş altındaki çocukların % 85’inin kapağı 5 dk. açamaması gerektiğini yine de %80’inde ise uygun açma tekniğinin gösterilmesine rağmen 10 dk. içerisinde kapağı açamaması gerektiği koyu olarak belirlenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir güvenlik önlemi anne-baba dikkatini tam olarak alamasa da düşme, çarpma, takılma, sıkışma kazalarında ergonomik yetersizlikler büyük önem kazanmaktadır. Oyun çocuk kişiliğinin gelişmesinde önemlidir. Çocuğun çevreye olan uyumu oyunla gerçekleşir. Oyunun yerleri çeşitli şekillerde biçimlenebilir ve değişiklikler olmalıdır. Bu yerler çocuğun gereksinimlerine göre ayarlanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TSE’nin oyuncak güvenliği açısından koyduğu standartlar vardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Tutuşma ve parlama,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Kimya ile ilgili faaliyetler için deney testleri,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Deney testlerinin dışındaki kimyasal oyuncaklar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Yaş uyarı etiketlenmesi için grafiksel semboller.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyun alanları trafik emniyetli, dumansız, yeteri kadar güneşli, su seviyesinin yüksek olmadığı alanlar yapılmalıdır. Yerleşim yerlerindeki oyun alanları konut ve diğer mahallelerle bağlantılı olmalı, çevreye göre değil, ulaşım sistemine göre planlanmalıdır. Cadde, taşıt, park yeri, tren yolu, devlet su kanalları gibi tehlikeli bölgelerin yakınında oyun yerlerinin çevresi en az 1 metre yükseklikte çit duvarla örtülmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KREŞLER:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okul öncesi ve okul yaşındaki çocukların sürekli gittiği Pedogolojik tesislerdir. Bölümler yaş gruplarına göre düzenlenir. Kreşlerin bulundukları yerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konutlara yakın ve trafikten uzak olmalıdır. Kreşlerde her bir çocuk için 2-3 m2 alan tasarlanmalıdır. Emme, emekleme çağında ve yürümeye başlayan çocuklara özel alanlar tasarlanmalıdır. Kundaklama masası, emekleme kasası, dolaplar, oyuncak rafları, çocuk masaları, çocuk sandalyeleri için alanlar ayrılmalı, bunlar çocuğun büyüme ve gelişme devrine göre çocukları kısıtlamayacak ve gelişmelerini olumsuz etkilemeyecek şekilde tasarlanmalıdır. Ana okullarında her bir çocuk için yaklaşık 1.5-3 m2 alan gereklidir. Her bir oda da 11 çocuk için planlanmalıdır. Dolaplar oyuncak rafları, çocuk masaları-sandalyeler, yazı tahtası ayrıca alana konmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ev bir barınaktan çok çocukların güvenli olarak yetiştirilebileceği bir yer olmalıdır. Buralarda aile yaşamlarını sürdürürler ve beraber büyürler. Aile içi bağlı oluşum da kuvvetlenir. Sosyalleşme, kültürel ve zihinsel uyarılma da evlerde olmaktadır. Evde ergonomik yetersizlikler aile bireylerinin sağlığını yakından ilgilendirir. Ev düzeni ile ilgili çalışmalar, ev yerleşim ve kullanımında ülkeler arasında farklılıklar olmakla birlikte, temel esaslar da geniş bir yaklaşım birliği oluşturduğu görülmektedir. Bunların çoğu çağlar boyu deneme-yanılma yöntemleriyle varılmış pratik sonuçlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EV GÜVENLİĞİ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde evlerde yüksek kaza potansiyeline sahip birçok araç ve gereç konumu bulunmaktadır. Evlerde kimyasallar, cilalar, deterjanlar ve ilaçlar bulunmakta, bunlar hatalı kullanım halinde önemli tehlikeler yaratabilmektedir. Evde kaza nedeniyle ölümlerin başlıca nedenleri: Düşme, zehirlenme, yangın ve boğulmadır. 5 yaşın altındaki çocuklar ve 65 yaşın üzerindeki yaşlılar en çok etkilenenlerdir. Evde bulunan araçların hatalı tasarımları ve hatalı kullanımları da tehlikeli olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ev kazalarında en çok etkili olan araçlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.     Dönen motorlu araçlar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.     Isıtıcılar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.     Kurutucular,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.     Çim kesme araçları,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.     Ocaklar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.     Cam kapılar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7.     Elektrik panoları,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8.     Kablolar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ev kazaları açısından en tehlikeli yerlerden bir tanesi de merdivenlerdir. 1995 yılında İngiltere’de yapılan çalışmalarda 2.5 milyon yaralanma ve 4 bin ölümün ev kazaları nedeniyle oluştuğu belirtilmektedir. Bu yaralanmaların 230 bin ve ölümlerin 497’i merdivenden düşme sonucu meydana gelmiştir. Evlerde özellikle mutfak ve banyo önemli iki mekandır. Çünkü tüm ev halkı tarafından kullanılır. Ayrıca, kazaların riski bu iki mekanda çok yüksektir. Mutfaklarda ocak yakınlarında ısıya dayanıklı tezgah kullanımı, çalışma alanında gölge düşürmeyecek şekilde aydınlatma sistemleri, fırınlar, duvara monte edilmişse mutfak tezgahıyla aynı seviyede olması sağlanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kullan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Banyoda yerde kaymayan malzeme kullanılmalı. Yer döşemelerinde büyük siyah ve beyaz fayanslardan kaçınılmalıdır. Çünkü bu tip yer döşemesi derinlik algısı bozulmuş kişilerde problem yaratabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar Açısından Evde Tehlike Yaratabilecek Bölgelerle İlgili Denetim Listesi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Ocağın yeri: Ocağın kapının yakınında ya da pencere yakınında olmaması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Kapılar: Mutfak kapısının trafiği en aza indirecek biçimde yerleşmiş olması gerekir. Bütün kapı ve dolap kapakları çarpmaları önleyebilecek şekilde yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Oyun alanı: Çocukların oyun alanları mutfaktan görülebilecek biçimde düzenlenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Döşeme yüzeyi: Döşeme yüzeyinin ıslak koşullarda kaymayacak biçimde olması sağlanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Elektrik donanımı: Düğme ve pirizler güvenlik kurallarına uygun olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Yakıt depolama ve çöp tenekesi: Yakıt bidonları ve çöp tenekeleri örtülü ve iyice kapatılmış olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Atölye: Atölyeler ve bahçe barakalarının kapılarının kilitlenebilir özellikte olması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. Çocuk oyun alanları: Çocukların güvenli olarak bırakılabilecekleri, çevrelenmiş oyun alanları bulunmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. Su: Su tanklarının ve fıçıların ağızları sıkı ve güvenli olarak kapatılabilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. Ecza dolabı: Ecza dolapları çocukların ulaşamayacağı yükseklikte ve kilitli olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11. Dolaşım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a)  Trabzanlar: Merdivenlerin en azından bir tarafında sürekli trabzan bulunmalıdır. Parmaklıklar arasında 90 mm’den geniş aralıklar engellenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Tek basamaklar: Tek basamaklar engellenmelidir. Eğer kaçınılmazsa renk farkıyla fark edilmesi sağlanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c) Eşikler: İç kapıların eşikleri takılmayı önleyecek yükseklikte olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;d) Döner veya iki yöne açılan kapılar: Döner kapılarda parmakların sıkışmasını engelleyecek şekilde yapılmalıdır. İki yöne açılan kapılar ise karşı yönden gelen kişinin görülmesini sağlayacak şekilde tasarlanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;e)  Camlı kapılar: Bütünüyle camlı kapılar veya paneller buzlu cam veya koruma kuşakları ile görünür hale getirmelidir. Kullanılan cam aynı zamanda çarpmalara dayanıklı olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;f) Açık merdiven boşluğu: Bu tür mimari yaklaşımlardan kaçınılmalıdır. Eğer mümkün değil ise tırmanmayı engelleyecek şekilde korkuluklar konmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 12. Balkonlar: Balkon parmaklıkları tırmanmaya engel ve yeterli sağlamlıkta ve kalın olmalıdır. Direklerin arası çocukları ayak ya da başlarının sıkışmasına imkan verecek genişlikte olmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13. Çit ve kapılar: Çit ve kapılar küçük çocukların açmasını ve tırmanmasını önleyecek şekilde yapılmalıdır. Çok alçak çitlerin kolayca görülebilecek biçimde tasarlanması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14. Zemin: Döşemelerin kaygan olmayan özellikte olmasına özen gösterilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CİHAN&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-7997623290842169449?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/7997623290842169449/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=7997623290842169449&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/7997623290842169449'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/7997623290842169449'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/08/evde-ocuu-bekleyen-14-tehlike.html' title='Evde Çocuğu bekleyen 14 tehlike'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-1517324433206908962</id><published>2008-08-22T01:04:00.000-07:00</published><updated>2008-08-22T01:06:39.404-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Sağlıklı kilo vermenin yolları</title><content type='html'>SAĞLIK&lt;br /&gt;Sağlıklı kilo vermenin yolları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyet yapmaya kararlı başlamak ve amacı kilo vermek değil VERİLEN KİLOYU KORUMAK olarak özümsemek gerekir. Tersi Yo Yo ya da yap boz sendromu oluyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlığı olumsuz yönde etkileyen, ünlü ünsüz herkesin yaşadığı, sadece kilo verme amaçlı yapılan uygulamalar sonrasında verilen kiloların korunmadan daha fazlası ile geri alınmasına “ yo yo sendromu” deniliyor. Ülkemizde de bu yöntemleri bilinçsizce uygulamakta olup bir zayıf bir kilolu olma durumu kişilerde sıklıkla gözleniyor. Çağımızın hastalığı olan obeziteye davetiye çıkarabilecek bu sendrom, metabolizmanın gittikçe yavaşlamasına ve alınan kiloların daha da zor verilmesine neden oluyor.&lt;br /&gt;Ataşehir Memorial Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Şefika Aydın, “Yo yo sendromu ve sağlıklı kilo vermenin yolları” hakkında bilgi verdi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;YO YO SENDROMUNUN NEDENLERİ ARASINDA;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sadece kilo verme amaçlı uygulanan, bireye özgü olmayan, olumlu beslenme alışkanlıkları kazandırmayan ve hızlı kilo verdiren tüm uygulamaları söylemek mümkündür.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;·   Bilinçsiz Zayıflama ilaçları kullanımı&lt;br /&gt;·   Bireyin Psikolojik durum değişiklikleri&lt;br /&gt;·   Kişiye özgü olmayan hazır diyetlerin yapılması&lt;br /&gt;·   Kendi sosyal yaşamına uymayan diyetleri kilo verme pahasına devam ettirme&lt;br /&gt;·   Bilinçsiz diüretik kullanma&lt;br /&gt;·   Diyet kampları ve sonrasında aynı sıklıkta yapılamayan egzersiz&lt;br /&gt;·   Sık aralıklarla diyet uygulama&lt;br /&gt;·   Düşük kalorili diyet sonrasında oluşan yeme atakları � da bu durumun oluşmasına yol açabilecek nedenler arasındadır.&lt;br /&gt;Risk Altında Kimler Var?&lt;br /&gt;Kilo sorunu olan kadın erkek günümüz koşullarınca yaş gözetmeksizin herkeste hızlı kilo verme, bu kiloları belirli bir sürede koruyamama ya da hiç korumama daha sonra ise diyetten sıkılıp yeme atakları ile birlikte ilk diyete başladığı kilodan daha fazla kilo alarak bu değişimi geçirme riski vardır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Erkekler kadınlara oranla YO YO sendromuna daha az yakalanmaktadırlar. Çünkü erkekler fiziksel aktiviteyi ön plana çıkaran beslenme programlarını daha uzun soluklu yapabilme yeteneğine sahiptirler. Aslında en önemli fark erkeklerin diyete bakış açılarında yaşam tarzı değişikliklerini daha kolay benimseyebilmeleri yatmaktadır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yapılan çalışmalar ağırlık kaybının %5 ile %10’ unun bile 6 ay süresince muhakkak korunması gerektiğini göstermiştir. Ayrıca diyetini 1 veya 2 aylık dönem sonrasında bırakan kişilerde bu durum daha sık yaşanmaktadır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Daha çok ünlülerde gözlenen bu durum; güzellik ve estetik kaygılarının artması, görsel ve yazılı basında kilo verme ile ilgili kaynağı doğru olmayan beslenme bilgilerinin de varlığı ile artık sadece ünlülerde değil toplumun her kesiminde görülmektedir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yo Yo Sendromunun olumsuz sonuçlarını sıralayacak olursak;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Alınan verilen bu kilolar metabolizmanın yavaşlamasına, yağ dokusunun artmasına, bireylerde psikolojik etkilenmelere sebep olmaktadır. Bilinçsiz ilaç kullanımı sırasında; metabolizma hızlanır, kalp ritminde artış olur, sık dışkılama oluşur, terleme artar, kan basıncı yükselir, adet düzensizliği görülür ve sinirlilik, anksiyete gibi psikolojik durum bozuklukları oluşur. Hiçbir ilacın bire bir uzun süre kullanımına ilişkin çalışma ya da veri yoktur.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ayrıca laksatif ya da diüretik kullanımı hiçbir zaman kilo verme amaçlı olmamalıdır. Bu ilaçlar vücutta sadece su kaybı yaratır. Yağ eritmez kilo verdirmez. Uzun süre kullanımında da bağırsaklarda bu bileşiklere cevapsız hale gelmektedir. Bilinçsiz kullanımı potasyum düzeyinde düşmelere ve kalp ritim bozukluna sebep olmaktadır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Tedavide;&lt;br /&gt;Doğru tedaviyi belirleyecek olan kişinin kendisi değil doktor ve diyetisyenlerin kararı ile yönlendirilebilir.&lt;br /&gt;1.Adım düşük kalorili yeterli dengeli diyetler + fiziksel aktivite&lt;br /&gt;2.Adım davranış değişikliği yöntemlerinin bireyin yaşamına entegrasyonudur.&lt;br /&gt;3.Adım farmakolojik ilaçla tedavi&lt;br /&gt;4.Adım cerrahi tedavilerdir&lt;br /&gt;Beslenme tedavisinde; kişinin koruyabileceği sağlıklı kiloları hedef alınarak, günlük beslenme öyküsü dinlenip yaşam şekline yönelik olumlu değişikliklerle beraber kilo verme programı uygulanmaktadır. Sık aralıklarla görüşülüp hızlı değil gerektiği süre zarfında hedef kiloya inene kadar diyet bırakılmamalıdır. Çünkü sonrasında başlanan KORUMA PROGRAMI bu sistemin en önemli anahtarıdır. Tekrar kilo almamak için yapılması gereken en önemli süreç koruma sürecidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YO YO yani yap- boz oyuncak gibi bu hastalık tablosunu yaşamamak için;&lt;br /&gt;·   Diyet yapmaya kararlı başlamak ve amacı kilo vermek değil VERİLEN KİLOYU KORUMAK olarak özümsemek gerekir.&lt;br /&gt;·   Diyet muhakkak doğru kaynaktan beslenme ve diyet uzmanından alınmalıdır.&lt;br /&gt;·   3 ana öğün ve 2 veya 3 ara öğün tüketilmelidir. Ara öğünlere ana öğün kadar önem verilmelidir. Kan şekerinin düşmemesi ve açlık duygusunun oluşmaması için sık sık beslenmek şarttır. Zayıflamak isteyen kişilerin % 80�90’ ında yapılan en büyük hata ana ve ara öğünlerin atlanmasıdır.&lt;br /&gt;·   Fiziksel aktivite düzenli hale getirilmeli metabolizmada artış sağlanmalıdır.&lt;br /&gt;·   Tek besine yüklenmemeli diyette çeşitlilik olmalıdır. Öğünde 4 besin grubunun( süt/et/tahıl/sebze-meyve ) da bulunmasına özen gösterilmelidir. Böylece hem yeterli besin öğeleri alınır hem de kişi diyetten sıkılmamış olur.&lt;br /&gt;·   Diyette sıklıkla tercih edilen tatlandırıcılı ürünler direk zayıflamaya yönelik ürünler değil diyabet hastaları için şekersiz olarak üretilen yiyeceklerdir. Zayıflama süresince ana öğün yerine geçmemesi gereken bu gıdaları sıklığı ve miktarı sınırlı şekilde ara öğünlerde bilinçli tüketmek gerekir.&lt;br /&gt;·   Gereğinden fazla alınan her kalorinin vücutta yağa dönüşerek depolanacağını unutmamak gerekir.&lt;br /&gt;·   Özellikle yetişkin grupta yarım yağlı süt ve süt ürünleri tercih edilmelidir. Bu besinlerin yağı az olanlarının glisemik indeksleri düşüktür ve yağlı olanlara nazaran daha doygunluk sağladıkları unutulmamalıdır.&lt;br /&gt;·   Yemekleri sevilen usulle; kızartma ve uzun süre kaynatma işlemlerini yapmadan hazırlamaya özen gösterilmelidir.&lt;br /&gt;·   Vücudun temel ihtiyacı olan vitamin ve mineralleri haplardan değil doğal sebze ve meyvelerden almak ilk tercih olmalıdır.&lt;br /&gt;· Su hayattır. Günde bayanlarda en az 10�12 bardak erkeklerde 12�14 bardak su içmeyi alışkanlık haline dönüştürmek gerekir. Su yerine tercih edilen kimi zaman ara öğünlerde ve sofralarda vazgeçilmezler haline gelen hazır meyve sularını, kafeinli içecekleri ve kolayı tüketmek hem sağlıklı değildir, hem de kilo olarak geri dönecektir. &lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.haber7.com/haber/20080821/Saglikli-kilo-vermenin-yollari.php"&gt;kaynak&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-1517324433206908962?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/1517324433206908962/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=1517324433206908962&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/1517324433206908962'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/1517324433206908962'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/08/salkl-kilo-vermenin-yollar.html' title='Sağlıklı kilo vermenin yolları'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-7924069249209423048</id><published>2008-07-12T12:13:00.000-07:00</published><updated>2008-07-12T12:14:28.182-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Klimaların sebep olduğu hastalıklar</title><content type='html'>Klimaların sebep olduğu hastalıklar&lt;br /&gt;Klimaların sebep olduğu hastalıklar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımıza ilk defa yüzyıl önce giren klimalar, evlerde, iş yerlerinde, arabalarda yaz aylarının vazgeçemediğimiz serinleticileri oldu. İçecek ayranımız olmasa oluyor ama, klimasız yaşayamıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes sıcaktan bunalırken, terlerken, oflayıp puflarken... serin bir ortamda çalışmak, yaşamak elbette çok iyi de, klimaların bazı rahatsızlıklara yol açabileceğini de bilmek lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klima çarpması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klimanın üflediği serin havanın karşısında durmak pek doğru değil; hele de dışarıdan terlemiş olarak gelmişseniz. Terin üzerinizde aniden soğuması ‘klima çarpmasına’ sebep olabilir. Boynunuz tutulabilir, başınızı çeviremezsiniz; nefes alırken göğsünüzde bıçak batar gibi ağrılarınız olabilir. Havanın doğrudan vücudunuza gelmemesi için klimaların ayarlanabilen kanatçıklarından yararlanabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klimayı çok düşük değerlere ayarlamak sağlık için doğru değil. İdeali, ısının 23-24 derece arasında, nispi nemin de %40-50 arasında olacak şekilde ayarlanmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klima ateşi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klimaların ve diğer merkezi havalandırma sistemlerinin neden olduğu önemli rahatsızlıklardan biri tıp dilinde humidifier fever Türkçe’ de klima ateşi ismiyle bilinen hastalıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klima ateşine, air-condition sistemlerinden başka, evlerde kullanılan ve halkımızın kısaca ‘soğuk buhar’ diye bildikleri nem yapıcı aletler ile akciğer hastalarına solunum yoluyla ilaç vermeye yarayan nebülizatör denilen aletler de neden olabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalık, bu tür aletlerin su haznelerinde üreyen çeşitli bakteri ve mantarların veya bunlara ait çeşitli toksinlerin, özellikle de endotoksinlerin solunum havasına karışması sonucu ortaya çıkmaktadır. Klima ateşi, gerçek bir enfeksiyon hastalığı olmayıp vücudumuzun çeşitli bakterilere karşı gösterdiği bir tür aşırı duyarlılıktan kaynaklanan bir tablodur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalık, mikroplarla kirlenmiş air-condition veya nemlendirme sistemlerine maruz kalındıktan birkaç saat sonra ateşli bir hastalık gibi başlar. Belirtilerin ortaya çıkması nadiren 12 saati de bulabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şikáyetler genellikle hafta başında veya tatil veya dönüş günlerinde görülür. Bir süre kullanılmayan klimaların ilk çalıştığı günlerde de belirtiler daha fazladır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalarda ateş, titreme, kas ve eklem ağrıları, yorgunluk, hálsizlik, bitkinlik... gibi daha çok gribi hatırlatan şikáyetler vardır. İş yerine geldikten birkaç saat sonra başlayan belirtiler akşama doğru şiddetlenir ve gece eve döndükten sonra da devam ederse de, hastaların çoğu 24-48 saat içinde tamamen düzelirler. Bazı hastalarda nadiren şiddeti çok fazla olmayan öksürük, nefes darlığı ve çarpıntı gibi yakınmalar da olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klima ateşi, bu belirtileri ile soğuk algınlığı, grip, bronşit ve zatürree gibi solunum yolları enfeksiyonları ile karıştırılabilir. Zatürree ile aralarındaki en önemli fark, klima ateşi olan hastaların akciğer röntgenlerinin normal olmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klima ateşi, hastanın klima bulunan ortamdan uzaklaştırılması ile düzelir. Antibiyotik veya başka bir ilaç tedavisi gerekli değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alerjik zatürree&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klimalaın sebep olduğu alerjik zatürree çocuklarda da görülebilirse de, daha çok 50 yaşın üzerinde olanlarda ve diğer akciğer hastalıklarının aksine sigara içmeyenlerde daha çok saptanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıp dilinde ventilasyon pnömonitisi olarak isimlendirilen alerjik zatürreeye, air-condition sistemlerinin nemlendirme bölümünde üreyen ve küf mantarları ve bazı bakteriler neden olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alerjik zatürreenin, ani(akut) ya da sinsi(kronik) başlayan olmak üzere iki türü vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akut alerjik zatürree, içinde küf mantarları bulunan havanın solunmasından 4-6 saat sonra ateş, baş, kas ağrıları ve halsizlik ile gribal bir enfeksiyon gibi başlar. Daha sonra öksürük, balgam, nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi... gibi akciğerlere ait belirtiler ortaya çıkar. Ateş yüksekliği ile beraber, kalp hızı ve solunum sayısı da artmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kronik alerjik zatürree, sinsi olarak yavaş yavaş gelişir. Tipik belirtisi, ilerleyici özellik gösteren nefes darlığı, yorgunluk ve kilo kaybıdır. Bazı hastalarda öksürük olabilir, ama ateş, baş ve kas ağrıları gibi belirtilere rastlanmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akut dönemde, akciğer röntgeninde tipik bulgular vardır. Kronik formda ise akciğerlerde bağ dokusunun artmış olduğu saptanır. Solunum fonksiyon testlerinde akciğer hacimleri azalmış olarak bulunur, kanda oksijen basıncı da düşüktür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesin tanı için, hastaların kanlarında allerjenlere karşı oluşmuş olan özel antikorların saptanması ve bronkoskopi ile akciğer dokusundan biyopsi alınması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasta kişinin allerjenle temasının kesilmesi sağlanmalıdır. Şiddetli belirtileri ve solunum sıkıntısı olan hastalara oksijen ve kortizon tedavisi uygulanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alınması gereken tedbirler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klima ateşi ve alerjik zatürreenin önlenmesi, bu tür nemlendiricilerin su haznelerinin doğru bakımı ile mümkündür. Klima ve nemlendiricilerin bakımlarına özen gösterilmeli ve talimatlara uygun kullanılmalıdır. Bu aletlerde musluk suyu yerine distile veya demineralize su tercih edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nemlendiriciler çamaşır suyu gibi dezenfektanlarla zaman zaman temizlenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta - Star - ahmetrasim@stargazete.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-7924069249209423048?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/7924069249209423048/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=7924069249209423048&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/7924069249209423048'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/7924069249209423048'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/07/klimalarn-sebep-olduu-hastalklar.html' title='Klimaların sebep olduğu hastalıklar'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-795015420929171045</id><published>2008-07-12T12:11:00.001-07:00</published><updated>2008-07-12T12:11:49.344-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ALTERNATİF TIP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='K'/><title type='text'>KAVUN</title><content type='html'>meyve&lt;br /&gt;Peygamberin en çok sevdiği meyve&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz Hz. Muhammed onu çok sever ve ondan şöyle söz ederdi: 'O yemektir, o şerbettir, o çövendir, o reyhandır, o iç organları temizler.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Muhammed, "iç organları temizler" derken daha yüzyıllar öncesinde kavunun kanı temizleyici özelliğini anlatmış. Günümüzde Avrupa ve Amerika'da doktorlar tarafından yararları tescil edilen kavunun en önemli özelliği kandaki zehirli maddeleri atması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kavunu, İbni Sina ve Davudi Antaki gibi eski hekimler de övmüş ve faydalarını eserlerinde anlatmışlar. Kavunun yüzde doksanbeşini su oluşturur. A, B 1, C vitaminleri, meyve şekeri, selüloz, azotlu ve yağlı maddeler de var. Kavun gerek erkeğin, gerek kadının cildini tazeler, ona canlılık ve güzellik kazandırır. İsmi estetik tarihine geçen ünlü güzellerin ve artistlerin pek çoğu ciltlerindeki gerginlik ve tazeliği kavuna borçlu olduklarını söylerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NASIL ALACAKSINIZ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. İyi kavun ağır olur. Elinizde okkalayın, ağır olanı alın.&lt;br /&gt;2. Yuvarlak, san kavunun sapı, çektiğiniz zaman kolay kopuyorsa iyi kavundur.&lt;br /&gt;3. Kavun Kırkağaç kavunu ise dibinin sarıya çalması gerekir.&lt;br /&gt;4. Bir kavun ne kadar yumuşaksa içi o kadar da asitleşmiş demektir. Kavunun yumuşağına yanaşmayın.&lt;br /&gt;5. Turfanda kavunlar lezzetsizdir. Kavunu, sezonun başlangıcından bir ay sonra yiyin ancak o zaman lezzet kazanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NASIL YİYECEKSİNİZ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kavunu genellikle yemeklerden sonra yemek gibi bir alışkanlığımız var. Kavunu yemeklerden önce yiyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YARARLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanı zehirlerden temizler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İştah açar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağırsakları yumuşak tutar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinirleri yatıştırır ve rahat bir uyku sağlar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardım eder,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romatizma ağrılarını hafifletir,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hafif yanıkları iyileştirir,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göz nezlesini önler. Bağırsaklarında ülser ya da iltihap olanlarla, şeker hastaları ve yüksek tansiyonu olanlar yememelidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-795015420929171045?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/795015420929171045/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=795015420929171045&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/795015420929171045'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/795015420929171045'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/07/kavun.html' title='KAVUN'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-6873658345712206200</id><published>2008-06-27T09:44:00.000-07:00</published><updated>2008-06-27T09:45:01.555-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='D'/><title type='text'>DUT</title><content type='html'>Şifa deposu dutun faydaları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aç karnına yenilen beyaz dut bağırsak kurtlarını düşürüyor, mide ve bağırsakları rahatlatıyor, kara dut ise ağız ve boğaz iltihaplarına iyi geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyaz ve kara olan dutun barındırdığı vitamin ve minerallerin yanında mikrop öldürücü özelliğinin bulunduğunu belirten uzmanlar, dutun faydalarını şöyle sıraladı: Vücuda kuvvet verir, kansızlığa iyi gelir. Ağız, bademcik ve boğaz iltihabı, diş eti hastalıkları ve öksürüğe karşı faydalıdır. Ateş düşürür. Karaciğeri kuvvetlendirir. Mide ve bağırsakların düzenli çalışmasına yardım eder. Özellikle yemekle birlikte yenildiğinde hazmı kolaylaştırır. Aç karnına yenen beyaz dut bağırsak kurtlarını düşürür. l Mide ve bağırsakları rahatlatır. Kara dut ise ağız ve boğaz iltihaplarına iyi gelir. Dut hangi şekilde tüketilirse tüketilsin iyi bir kan yapıcıdır. Kişinin kilo almasını sağlar ve iştah açar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-6873658345712206200?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/6873658345712206200/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=6873658345712206200&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/6873658345712206200'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/6873658345712206200'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/06/dut.html' title='DUT'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-1675822437455167723</id><published>2008-06-27T09:39:00.000-07:00</published><updated>2008-06-27T09:40:26.952-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Havuz suyu göze zararlı</title><content type='html'>Havuz suyu göze zararlı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlar, göz iltihabına neden olan 'Adoneviral Konjonktivik' adlı virüsün, havuzda bir kişiden su içindeki herkese bulaşabildiği belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlar, göz iltihabına neden olan 'Adoneviral Konjonktivik' adlı virüsün, havuzda bir kişiden su içindeki herkese bulaşabildiği belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Virüsü alan kişinin gözünde yaklaşık 10 gün boyunca yanma, batma, kanama, kızarıklık, sulanma, ışıktan rahatsız olma ve şişme meydana geliyor.&lt;br /&gt;SAKLAMBAÇ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-1675822437455167723?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/1675822437455167723/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=1675822437455167723&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/1675822437455167723'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/1675822437455167723'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/06/havuz-suyu-gze-zararl.html' title='Havuz suyu göze zararlı'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-1526414724983183664</id><published>2008-06-11T21:35:00.001-07:00</published><updated>2008-06-11T21:35:51.179-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>DİŞLERİMİZ</title><content type='html'>'Çekilen dişlerin yerini doldurun'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çeşitli nedenlerle çekilerek eksiltilmiş dişlerin boşluğunun mutlaka yapay bir dişle doldurulması gerektiği bildirildi.&lt;br /&gt;          &lt;br /&gt;Aksi durumda, sindirim sistemi ve konuşma bozukluğu, çene eklemi gibi rahatsızlıkların görülebileceğini belirten uzmanlar, çekilen dişlerin yerinin yapay bir dişle doldurulması gerektiğini söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diş Hekimi Mehmet Genç, çekilerek eksiltilmiş diş boşluklarının mutlaka yapay bir dişle doldurulması gerektiğini, aksi halde sindirim sistemi, konuşma bozukluğu, çene eklemi rahatsızlığı ile çirkin görüntüye neden olabileceğini kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç, "Eksik dişler nedeniyle çiğneme yeterli olamayacağından sindirim sistemi hastalıklarına neden olabilir. Ön dişlerdeki eksiklikler konuşma bozukluğu ve çirkin görüntü oluşturacağından psikolojik sorunlara sıkıntı ve strese etkendir. Aynı şekilde eksik diş boşlukları zamanında yapay bir dişle doldurulmazsa boşluğa bakan dişler boşluğa doğru yatarak kayar ve kapanış bozukluğu ortaya çıkar. Bu kapanış bozuklukları çene eklemi rahatsızlıklarının etkeni olabilir." diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diş Hekimi Mehmet Genç, birkaç diş eksikliğinin kaplamalı köprülerle sabit bir şekilde, çok diş eksikliklerinin çıkarılıp takılabilen yarım damak protezlerle tamamlana bildiğini, bir başka yöntemin de diş ekme yöntemi olduğunu belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cihan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-1526414724983183664?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/1526414724983183664/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=1526414724983183664&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/1526414724983183664'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/1526414724983183664'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/06/dilerimiz.html' title='DİŞLERİMİZ'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-2067961241156468737</id><published>2008-06-11T21:32:00.000-07:00</published><updated>2008-06-11T21:33:41.191-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ALTERNATİF TIP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>ÜZÜM</title><content type='html'>Üzüm çekirdeği deyip geçmeyin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erciyes Üniversitesinde fareler üzerinde yapılan bir araştırma, üzüm çekirdeğinin kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ve radyoterapinin olumsuz etkilerini azalttığını ortaya koydu.&lt;br /&gt;          &lt;br /&gt;AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Erciyes Üniversitesinin çeşitli birimlerinde görev yapan Dr. Aysun Çetin, Dr. Leylagül Kaynar, Dr. İsmail Koçyiğit, Dr. Sibel Kavukçuhacıoğlu, Dr. Recep Saraymen, Dr. Ahmet Öztürk, Dr. Okan Orhan ve Dr. Osman Sağdıç, üzüm çekirdeğinin antioksidan etkisinin kanser tedavisine etkisini araştırdılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erciyes Üniversitesinin geleneksel olarak düzenlediği Gevher Nesibe Araştırma Teşvik Ödülü alan ''Rat karaciğerinde radyasyon ve kemoterapinin yol açtığı oksidatif strese üzüm çekirdeği ekstresinin etkisi'' başlıklı çalışmalar, uluslararası The Turkish Journal Of Gastroenterology ve American Journal Of Chinese Medicine isimli dergilerde yayınlanmak üzere seçildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Aysun Çetin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kanserin olumsuz etkilerini azalttığı bilinen E ve C vitaminleri ile ilgili çok çalışma yapıldığını, ancak E vitamininden 50 kat ve C vitamininden 20 kat fazla antioksidan özelliğe sahip olduğu bilinen üzüm çekirdeği ile ilgili çalışmaların son 10 yılda yapılmaya başlandığını belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-FARELERLE DENEY-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canlıların vücudunda serbest radikaller (oksidan) adı verilen zararlı maddeler ile bu maddeleri ortadan kaldıran maddelerin (antioksidan) denge içinde bulunduğunu ifade eden Çetin, özellikle 25 yaşından sonra bu dengenin olumsuz yönde bozulmaya başlandığını hatırlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dengenin bozulması ile birlikte artan oksidan etkinin başta kanser olmak üzere birçok ciddi sağlık sorununa yol açtığını kaydeden Çetin, şu bilgileri verdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Kanser oluşumunun engellenmesi için vücutta antioksidan miktarının azalmaması, yaşlanma ile birlikte antioksidan takviyesi yapılması gerekir. Üzüm çekirdeği de antioksidan özelliği çok fazla olan bir maddedir. Bu çalışmada, kanser oluşumunun önlenmesine katkı sağlayan üzüm çekirdeğinin, kanser tedavisi sırasında karşılaşılan olumsuzlukların önlenmesindeki katkısını araştırdık. Kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ve radyoterapi yöntemleri tümörü ortadan kaldırırken saç dökülmesi, iştahsızlık, bulantı veya kusma gibi birçok soruna yol açabiliyor. Araştırmamızda, bu olumsuzlukların nedeni veya sonucu olabilecek oksidan saldırıların ortadan kaldırılmasında üzüm çekirdeğinin katkısını test ettik.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzüm çekirdeği verilen farelerde hissedilir ölçüde yararlı antioksidan maddelerin artışını tespit ettiklerini belirten Çetin, şöyle devam etti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Fareler, biyolojik olarak insan vücuduna en çok benzeyen hayvanlardır. Karaciğer ise bir anlamda vücudun laboratuvarıdır. Araştırmamızda denek farelerin karaciğer dokularını inceledik. Üzüm çekirdeği verdiğimiz fare grubunda antioksidan maddelerin hissedilir derecede arttığını belirledik. Hatta, hem ışın hem üzüm çekirdeği verdiğimiz grupta antioksidan maddelerin, hiç ışın verilmeyen ve sadece su verilen kontrol grubundan bile daha fazla düzeyde olduğunu gözlemledik. Üzüm, zaten rahatlıkla tüketilebilen doğal bir besin olduğu için insanlarda da aynı etkileri gösterebileceği sonucuna vardık. Yani, antioksidan özelliği nedeniyle kanser oluşumunu engelleyen üzüm çekirdeğinin, kanser tedavisinde ortaya çıkan olumsuzlukları da azaltabileceğini belirledik. ''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyah üzümde antioksidan maddenin daha fazla bulunduğunu hatırlatan Çetin, söz konusu faydalar için üzümün çekirdeği ile birlikte çiğnenerek tüketilmesini tavsiye ettiklerini sözlerine ekledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AA&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-2067961241156468737?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/2067961241156468737/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=2067961241156468737&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/2067961241156468737'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/2067961241156468737'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/06/zm.html' title='ÜZÜM'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-5811050388266852903</id><published>2008-06-03T14:56:00.000-07:00</published><updated>2008-06-03T14:57:22.248-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KANSER'/><title type='text'>Meme kanseri</title><content type='html'>Meme kanseri hastaları için yeni umut&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemiklerin çok kolay kırılabilmesine sebep olan osteoporozun (kemik erimesi) tedavisinde kullanılan bir ilaç, menopoz öncesi meme kanserine yakalanan kadınlarda         &lt;br /&gt;Kemik metobolizmasındaki bir bozukluk sonucunda kemikteki protein örgüsünün seyrelmesiyle iskelette ortaya çıkan ve kemiklerin çok kolay kırılabilmesine sebep olan osteoporozun (kemik erimesi) tedavisinde kullanılan bir ilaç, menopoz öncesi meme kanserine yakalanan kadınlarda bunun tekrarlanması riskini yüzde 35 azaltıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlacın İsviçreli üreticisi Novartis firması tarafından ABD'nin Chicago kentinde düzenlenen 44. Amerikan Onkoloji Konferansı'nda sunulan klinik araştırmanın sonucuna göre, kemik metastazı ve osteoporoz tedavisinde kullanılan ve yeni bir tür bisfosfat olan Zometa (zoledronik asit) kanseri tedavi edici özellikler taşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmanın başında yer alan Avusturya'nın Viyana Üniversitesi'nden Profesör Michael Gnant, meme kanserine karşı hormonal tedavi uygulanan kadınlarda kemik dokusunun kaybının önlenmesi için kullanılan zoledronik asidin, tümörün yeniden oluşmasını engelleyebilme özelliği de bulunmasının sevindirici olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1800'den fazla kadın üzerinde yapılan bu klinik araştırmanın ardından yapılmakta olan ikinci araştırmayla Zometa marka ilacın bu özelliğinin teyit edilmesiyle, doktorların, özellikle böbrek kanseri gibi kemiklerde yüksek metastaz riski bulunan diğer kanser türleri için de test edilebileceğini düşünüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AA&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-5811050388266852903?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/5811050388266852903/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=5811050388266852903&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/5811050388266852903'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/5811050388266852903'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/06/meme-kanseri.html' title='Meme kanseri'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-1952731781761966065</id><published>2008-06-03T14:55:00.000-07:00</published><updated>2008-06-03T14:56:11.916-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='B'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>BAL</title><content type='html'>Gerçek balı anlamanın ipuçları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balın gerçek bir vitamin deposu olduğuna şüphe yok. Lakin "Gerçek balı bulmak kolay değil" diyorsanız işte sizlere gerçek balı tanımanın ipuçları:&lt;br /&gt;          &lt;br /&gt;Samsun Arıcılar Birliği Başkanı Halit Kukula, bir süre buzdolabında bekletilen balın sahte olup olmadığının anlaşılabileceğini söyledi.&lt;br /&gt;Kukula, yaptığı açıklamada, hiçbir katkı maddesi içermeyen, tamamen polenlerden üretilen balın maliyetinin yüksek olduğunu belirterek, gerçek balın ucuz satılmasının mümkün olmadığını savundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piyasaya sürülen sahte ballar yüzünden arıcılığa emek veren insanların mağdur edildiklerini ifade eden Kukula, ''merdiven altı üretim emeğimizi boşa çıkarıyor. Şimdi arıcı arkadaşlarımız yüksek rakımlı, floranın zengin olduğu yerlere çıkarak üç ay boyunca hakiki bal üretmek için zor doğa şartlarına katlanacaklar, ancak sahte ballar bizim bu emeğimizin karşılığını almamazın önüne geçecek'' diye konuştu. Kukula, şöyle devam etti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Bugün balda her türlü sahtekarlık yapılıyor. İnsanlarımızın sağlığı ile oynanıyor. 'Balda şeker var' deniliyor bazen. Keşke şeker olsa ama merdiven altı üreticiler genetiğiyle oynanmış mısırın sapından üretikleri şekerle bal yapıyorlar. Toz şeker kullanmıyorlar. Vatandaşlarımız bilinçli olmak zorunda. Sahte bal almaktansa sağlıklarını korumak için reçel alsınlar daha iyi.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''BAL BUZDOLABINDA ŞEKERLENİYORSA GERÇEKTİR''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balın hakiki olup olmadığını anlamak için içine kurşun kalem batırmaktan, akıtmaya kadar pek çok yöntem kullanıldığını, ancak bunların hiçbirinin gerçek balı ayırt etmede yeterli olmayacağını belirten Kukula, bir balın hakiki mi sahte mi olup olmadığının balı bir süre dolapta bekleterek anlaşılabileceğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buzdolabında yaklaşık bir ay bekleyen balın krem ya da tereyağ kıvamına gelmesinin balın hakiki olduğunu gösterdiğini anlatan Kukula, ''aslında bal buzdolabına konulmaz, güneş almayan bir yerde oda sıcaklığında saklanması gerekir. Balın gerçek olup olmadığını anlamak için buzdolabına konulabilir. Buzdolabına konulan balda renk değişimi olabilir'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kukula, markasız bal satılmasının yasak olduğuna işaret ederek, vatandaşların diğer gıda maddelerinde olduğu gibi bal alırken de son derece titiz davranmaları gerektiğini sözlerine ekledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AA&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-1952731781761966065?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/1952731781761966065/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=1952731781761966065&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/1952731781761966065'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/1952731781761966065'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/06/bal.html' title='BAL'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-5720261550622858070</id><published>2008-05-21T10:21:00.001-07:00</published><updated>2008-05-21T10:21:39.663-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>SU</title><content type='html'>Su içmekten daha faydalı olan tek şey&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su içmenin faydalarını bilmeyen yoktur. Peki su içmekten daha faydalı bir şey yok mu? Var!&lt;br /&gt;21 Mayıs 2008 09:36&lt;br /&gt;Yazı boyutunu büyütmek için            &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıcak su mide yüzeyinde kanda direkt olarak emilen birkaç maddeden biri. Beden suyu diğer bileşenlerden ayırmak zorunda kalmaz. Çinliler, 40 yaşından sonra oda sıcaklığından daha soğuk olan hiçbir şeyin bedene alınmaması gerektiğine inanırlar. Çünkü normal yaşlanma fiziksel değişimler getirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte o değişimler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan damarları daha az elastik olur ve içindeki birikim nedeni ile çapı küçülebilir, bu nedenle yüksek kan basıncı oluşabilir ve kan dolaşımı problemleri ortaya çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sindirim sistemi de daha az elastik olur, kabızlığa yol açar. Çinliler soğuk içip yemenin içsel organları daha çok büzdüğüne, problemleri daha da kötüleştirdiğine inanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağlı bir tavayı soğuk suda yıkamaya çalışın. Yağlar donar ve yapışır. Ama aynı tavayı sıcak suda yıkarsanız, yağı çözer ve uzaklaştırır. Bedenimiz yağları içerir. Sıcak su sistemimizi temizler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SICAK SUYUN YARARLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bedenin doğal serinletme sistemini çalıştırır. Bu kan dolaşımında artışa neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İç organları ve kaburga kafesinin etrafındakı kasları gevşetir, daha derin nefes almanızı sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mide asidi etkilerini rahatlatir ve asit reflu semptomlarini rahatlatir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sulanmayı ve besinlerin emilimini artırarak sindirime yardımcı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabızlığı giderir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kilo verme: yemeklerden yarım saat önce içilen sıcak su iştahı azaltır ve kilo vermeyi hızlandırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bugün)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-5720261550622858070?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/5720261550622858070/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=5720261550622858070&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/5720261550622858070'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/5720261550622858070'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/05/su.html' title='SU'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-3000619263906759249</id><published>2008-05-13T04:53:00.000-07:00</published><updated>2008-05-13T04:54:07.422-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÇOCUK SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>SÜTLER</title><content type='html'>Açık süt mü, şişe mi, kutu sütü mü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi uzmanlar açık sütten sakınmanızı öğütlüyor, kimileri ise en sağlıklısı açıkta satılandır diyor? Neden böyle ve doğrusu ne diyorsanız işte sorunun gerçek çözümü?&lt;br /&gt;            &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet R. Küçükusta'nın köşe yazısından bir kesit&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim çocukluğumuzda, bırakın ‘kutu sütlerini’ ‘şişe sütü’ bile icat edilmemişti. Sütü de birçok başka şeyi de, meselá yoğurdu... hatta balığı bile kapıdan geçen seyyar satıcılardan alırdık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sütçüler genellikle atlarının iki tarafına astıkları güğümlerle satış yaparlardı. Kupa şeklinde galvanizli tenekeden değişik boylarda ölçekleri olurdu; biz evden tencere ile gider annemizin istediği kadar süt alırdık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sütü aldıktan sonra onu hemen ocakta kaynayıncaya kadar ısıtmak biz çocukların görevi idi. Ateşteki süt kaynamaya başlayınca da taşmaması için ocağı biraz kısar ve kabaran sütün köpüklerinin üzerine üflerdik. Sonra sütü ateşten indirir ve bir süre beklerdik. Ancak iyice soğuduktan sonra buzdolabına (demek ki buzdolabı varmış o zaman) koyardık. Sütün üzerinde neredeyse yarım santim kalınlığında kaymak oluşurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devir kutu sütü devri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanımızda en çok tüketilen kutu sütleri. Bunların gazetelerde, televizyonlarda, sinemalarda... her gün her yerde müthiş reklámları yapılıyor. Ayrıca, bu sütleri öyle eski usul kaynatmaya gerek yok, çünkü bunlar UHT denilen sistemle, yani çok yüksek ısılara maruz bırakılarak, meselá 135-150 derecede 2-4 saniye tutularak içlerindeki tüm mikroplar öldürülüyor. Bu sütler kutuları açılmadığı takdirde 4 ay bozulmadan kalabiliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağzı kapalı günlük şişe sütlerine gelince. Bunlar pastörizasyon denilen bir yöntemle, meselá 72 derecede 15 saniye tutularak mikroptan arındırılıyor. Şişe sütlerini hem her markette ve her zaman bulmak mümkün değil ve hem de bunların ömürleri kutu sütüne göre çok kısa; ancak 3 gün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde büyük şehirlerde artık açık süt veya çiğ süt bulmak neredeyse imkánsız. Satılsa da alan da olmaz herhálde, çünkü bunların ‘hastalık yapan mikrop saçtıklarına’ dair müthiş bir negatif propaganda var. Tabii bir de günümüz insanının, kapıdan sütçünün geçmesini bekleyecek... sütü alıp ocakta ısıtacak zamanı ve sabrının olmadığını da hesaba katmak lázım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zurnanın zırt dediği yer&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sütün içilmeden ve değişik şekillerde kullanılmadan önce yüksek ısılara tabi tutulmasının sebebi, içinde bulunabilecek zararlı mikropların öldürülmesi; başka bir deyişle sütün ‘kesilmesinin’ önlenmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin püf noktası da burada zaten. Sütte hastalık yapabilen mikroplar bulunabildiği gibi, probiyotikler de denen vücut için faydalı ‘dost mikroplar’ da bulunuyor. Bunlar, bırakın hastalık yapmayı, tam aksine sağlıklı yaşayabilmemiz için mutlaka gerekli olan mikroplar. Bağırsaklarımızdaki mikropların yüzde 85’inin bu dost mikroplardan oluştuğunu ve bunların hastalık yapıcı olanlarının üremelerini önlediklerini de belirtelim ki mesele daha iyi anlaşılsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte, bu ısıtma işlemi sırasında da zararlı mikroplarla beraber ‘sütü süt yapan’, onu asıl faydalı kılan probiyotikler ve bunların ürettikleri enzimler ve vitaminler de istenmeden tahrip oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Isıtma yöntemleri içinde sağlığımız açısından en iyisi bizim çocukken yaptığımız ‘süt pişirme’ işlemi, yani sütün bir taşım kaynatılması. Pastörizasyon ve özellikle de UHT denilen yöntem ise ‘iyi-kötü-çirkin tüm mikropları’ öldürdüğü için sütü süt olmaktan çıkarıyor. Çünkü, süt içinde bulunan probiyotikler sebebiyle çok faydalı bir içecek, onları yok ettiniz mi inek sütünün sinek sütünden bir farkı kalmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim neticeye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün, yazdıklarımı hikáye gibi okuyup ‘Yahu bu adam gene ne yazmışsa anlamadık’ diyenlere seslenmek istiyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben size Heredot Cevdet gibi ‘masal anlatmıyorum’. Tıbbi... teknik... bilimsel bilgiler veriyorum; anlamak için tabii ki kendinizi azıcık sıkmanız gerekiyor. Buna niyetiniz yoksa ve yazılarımın sadece ‘gelelim neticeye’ kısmını okuyanlardansanız, size diyeceğim şudur: Varsa ve güveniyorsanız daima açık sütü tercih edin, yoksa şişe sütü, o da yoksa kutu sütü alın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ahmetrasim@stargazete.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Star)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-3000619263906759249?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/3000619263906759249/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=3000619263906759249&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/3000619263906759249'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/3000619263906759249'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/05/stler.html' title='SÜTLER'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-94899961088523785</id><published>2008-05-10T13:30:00.000-07:00</published><updated>2008-05-10T13:31:21.816-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KANSER'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>HORMONLU GIDAYA DİKKAT!</title><content type='html'>Hormonsuz gıda nasıl anlaşılır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaz meyvelerinin tezgaha çıktığı şu günlerde sebze ve meyvelerin dış görünüşüne aldanmayın. Tazeliği tamam da hormonlusu nasıl anlaşılır diyorsanız, işte ipuçları:&lt;br /&gt;            &lt;br /&gt;Dış görünüş ve yapılarına göre ayırt edebileceğimiz bazı yiyecekler şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOMATES:: Domates kesildiğinde içi fazlaca boşsa, meyvenin ucunda sivri çıkıntılar ve yuvarlak yapısından farklı bir şekle sahipse, hormonlu olduğundan şüphelenebilirsiniz. Ayrıca hormonlu domateslerde dik kesildiğinde ortasında beyaz ve sert bir tabaka görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SALATALIIK:: Şekilsiz, bir ucu kalın, bir ucu ince veya yan yana yapışık meyvelere dikkat edin. İçleri adeta sünger gibi, çekirdek evi de kof bir yapıya sahiptir. Tatlarında farklılıklar ve lezzetsizlik vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİBER:: Aşırı büyük ve etli bir görünüme sahiptir. Çekirdek etrafı boş, etli kısımda domatesteki gibi beyaz ve sert bir doku görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PATLIICAN:: Şekli bozuktur. Kenarında şişlikler görülür. Yan yana yapışıktır. Etli kısmı sünger gibi kof olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PATATES:: Şekilsiz ve yumruları birbirine yapışıktır. Patateste aşırı gübre ve hormon kullanılırsa içinde kararmalar görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇİLEK:: Aşırı büyük, çift yapışık ve içleri boştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KARPUZ:: Hormonlu karpuzların çekirdek evleri boştur. Yendiği zaman aşırı nişasta kokusu verir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-94899961088523785?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/94899961088523785/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=94899961088523785&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/94899961088523785'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/94899961088523785'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/05/hormonlu-gidaya-dikkat.html' title='HORMONLU GIDAYA DİKKAT!'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-8892138817535724555</id><published>2008-05-08T12:52:00.000-07:00</published><updated>2008-05-08T12:53:47.769-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Alveoler mikrolitiazis</title><content type='html'>'En çok Türkler’de görülen hastalık’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alveoler mikrolitiazisin Türkçe karşılığı yok, ama hastalığa ‘akciğerlerin ufak tefek taşları’ demek mümkün. Bize ne bundan demeyin çünkü bu hastalık en çok bizde görünüyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta'nın yazısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün sizlere adını ilk defa duyacağınız oldukça nadir rastlanan bir hastalıktan bahsedeceğim. Bu hastalık ‘alveoler mikrolitiazis’.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alveoler mikrolitiazisin Türkçe bir karşılığı yok, ama bu hastalığa ‘akciğerlerin ufak tefek taşları’ gibi bir isim vermek pek de yanlış olmaz sanırım. Çünkü, alveol tıp dilinde akciğer dokusundaki hava keseciklerinin adı. Mikro, málûmunuz çok küçük demek; litiazis ise taş mánasında bir kelime. Buna göre, alveoler mikrolitiazis akciğer keseciklerinin küçük taşları demek oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize ne bu hastalıktan demeyin, çünkü bu hastalığın çok önemli bir özelliği var. O da, tüm dünyada ‘en çok Türkler’de görülen bir hastalık’ olması, fakat Türkler’de neden sık görüldüğünün mákûl ve mantıklı bir açıklaması yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akciğerlerdeki hava keseciklerinin içinde sayısız, minik küçük taşların oluşumu ile karakterize bir hastalık olan alveoler mikrolitiazis, ilk kez 1918 yılında tanımlanmış ve bugüne değin 500’e yakın kişide bu hastalığın saptandığı bildirilmiştir. Hastalık en çok Türklerde görülmekte, onları İtalyan ve Amerikalılar izlemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alveoler mikrolitiazise, yediden yetmişe her yaştan insanda rastlanabiliyor. Prematüre bebeklerde görülebildiği gibi, 80 yaşında da tanındığı bildirilmiştir, ama en çok 30-50’li yaşlarda saptanıyor. Erkeklerde daha çok görülüyor. Hastalığın ailesel bir özelliği var, özellikle kardeşlerde sık rastlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebebi belli değil&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alveoler mikrolitiazis 80 yıldan fazla zamandan beri tanınan bir hastalık olmasına rağmen sebebi bilinmemektedir. Akciğerlerde oluşan minik taşlar büyük ölçüde kalsiyum ve fosfordan oluşur, fakat hastalarda ne&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kalsiyum ne de fosfat metabolizmasında bir bozukluk yoktur. Bulaşıcı bir hastalık da değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öksürük ve nefes darlığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erken dönemdeki hastaların önemli bir şikáyeti yoktur. Bir çok hastaya başka bir sebeple çekilen akciğer röntgeninde görülen bulgularla tanı konur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En çok rastlanan belirtiler öksürük ve ilerleyici nefes darlığıdır, ancak bunlar hastalığın ilerlemiş evrelerinde ortaya çıkarlar. Bazı hastalarda öksürükle beraber balgam ya da küçük kanamalar da görülebilir. Göğüs ağrısı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalık iyice yaygınlaştığında, bacaklarda şişme, karaciğerde büyüme, karında sıvı toplanması, boyun damarlarında genişleme, tırnak ve dudaklarda morarma gibi sağ kalp yetersizliği bulguları ortaya çıkar. Nefes darlığı oturur durumda bile vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alveoler mikrolitiazis, çok yavaş seyirli bir hastalıktır. Tanısı 80 yaşında konan hastalar da bunun en iyi kanıtıdır. Hastalar, genellikle tanı konduktan ortalama 30 yıl kadar sonra solunum ya da sağ kalp yetersizliği yüzünden kaybedilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teşhisi çok kolay!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alveoler mikrolitiazis tanısı tipik hastalarda çok kolaydır. Bir çok hastada akciğer röntgenindeki bulgular başka hiçbir hastalıkla karışmayacak kadar tipiktir. Röntgende, tüm akciğer alanlarında, sayılamayacak kadar çok, ince kum taneleri şeklinde beyazlıklar vardır. Taşların büyüklükleri 1 milimetreden daha küçüktür. Bu bulgular akciğer tomografisinde daha belirgindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akciğer röntgeni ile kesin teşhis konamayan durumlarda bronkoskopi ile biyopsi yapılması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı hastaların balgamlarında küçük taş taneciklerine rastlanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laboratuar bulguları tipik değil&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığa ait tipik bir kan bulgusu yoktur. Bir çok hastada sedimantasyon ve kanda gama-globülin düzeyleri yüksek bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Solunum fonksiyon testlerinde akciğer kapasitesinin azalmış olduğu saptanır. İlerlemiş evrede kanda oksijen basıncı da düşük bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesin bir tedavisi de yok&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın kesin bir tedavisi yoktur. Bazı hastalarda denenen ‘bronko-alveoler lavaj’ın yani akciğerlerin serumla yıkanmasının tedavi bakımından bir yararı olduğu gösterilememiştir. Kortizon tedavisinin de olumlu bir etkisi olmadığı anlaşılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yıllarda, kristalleşmeyi önleyici etkisi olan ‘disodium etidronat’ isimli ilaçla uzun süreli tedavi ile hem hastaların şikayetlerinde ve hem de röntgen bulgularında gerilemeler olduğu bildirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedaviye cevap vermeyen hastalarda ise akciğer nakli denenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ahmetrasim@stargazete.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-8892138817535724555?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/8892138817535724555/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=8892138817535724555&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/8892138817535724555'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/8892138817535724555'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/05/alveoler-mikrolitiazis.html' title='Alveoler mikrolitiazis'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-4928493818664724455</id><published>2008-05-06T01:49:00.000-07:00</published><updated>2008-05-06T01:51:42.920-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RUH SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>BEYNİMİZ</title><content type='html'>Sağ ve sol beynin şifreleri nelerdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan araştırmalar her geçen gün beyin ile ilgili yeni bilgiler veriyor. Kişinin duygularını tanıması ve beynini doğru yönlendirmesi de giderek önem kazanıyor.&lt;br /&gt;         &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu konuda Duyguların Dili  adıyla kitap yazan Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan çarpıcı görüşlere yer veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sol beyin ‘EĞER’ ve ‘FAKAT’ der&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün artık biliyoruz ki, sol beyin, kelime ve sayılarla ilgilenen, sağ beyne nazaran geçmişin üzerinde daha çok duran beyin alanıdır. Bu alanın özellikleri, soğuk, keskin, köşeli, mesafeli ve sert olması, katı kurallarının bulunmasıdır. Sol beyin 'eğer' ve 'fakat' sözlerini çok kullanır. Bu iki kelime hemen karar vermemeyi ifade eder. Beynin sol tarafı, bir şeyi anlamaya çalışırken aynı zamanda ertelemeye de yatkındır. Ayrıca benmerkezci olma eğilimindedir. Kendisini mutlu edecek şeyleri önemser. Bu sebeple de kendisi önceliklidir. Erkeklerin sol beyinleri baskın çalıştığı için benmerkezci yanları baskındır. Beynin sol kısmı, iradeyi mantıksal olarak kullanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağ beyin duygusaldır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sol beyin, yeni fikirlere açık değildir. Koruyucu, tutucu ve savunucudur. Oysa sağ beyin farklılıklara gebedir. Deneme yanılmayla karar verir. Duygusal alanlarla ilgili olduğu için istekleri hemen olsun ister. Stratejik düşünmek yerine, taktik bulur. Arzularını ertelemekten hoşlanmaz. Hızlı karar verip harekete geçmek eğilimindedir, acelecidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sol beyin eril, sağ dişildir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sol beyin, yeni fikirlere açık değildir. Koruyucu, tutucu ve savunucudur. Sağ beyin farklılıklara gebedir. Deneme yanılmayla karar verir. Sol beyin sayı ve rakamlarla ilgilenirken sağ beynin ilgi alanı daha çok görsel konulardan ve zevklerden oluşur. Estetik kaygılar sağ beyinde etkilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağ beyin sevgiye göre karar verir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağ beyni baskın çalışan kişiler iradelerine duygularını katarlar. Bir insanla iş yaparken ya da onun hakkında karar verirken kâr-zarar analizi yapmaktan çok, onu sevip sevmediklerini ölçü alırlar. İnsanları analiz ederken "o beni çok sever" ya da "ben onu çok severim" diyerek referanslarının duygu olduğunu belli ederler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağ beyin niyete sol beyin sürece bakar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sol beyinde niyet önemli değildir. Sürece ve sonuca bakar. Sağ beyin ise niyete göre hareket eder. Sol beyin hayal kurmaz ama sağ beyin hayalcidir. Yine sağ beyin sezgilere çok değer verir. Beyin görüntüleme çalışmalarında sol beynin görsel unsurlara hızlı tepki verdiği ortaya çıkmıştır. Oysa sağ beyin duygusal sayılabilecek uyarılara daha çabuk cevap vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağ beyin sempatik, ön beyin empatiktir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sol beynin önceliği kendisindeyken, sağ beynin önceliği başkalarındadır. Oysa ön beyin, önceliğin kendisinde mi yoksa başkalarında mı olacağını, hangi şartta nasıl tercihler yapacağını iyi belirler. Ön beyin empatik düşünür. Mesela, sol beyniyle düşünen bir kimse karşısındakine yol tarif ederken, yönleri kendisine göre tarif eder. "Sola gideceksin" dediğinde bu sol taraf kendi soludur. Oysa empati yapabilen insan karşı tarafın yönünü dikkate alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sol gerçekleri, sağ beyin duyguları analiz eder&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağ beyin pembe düşler görür. Gerçeklerden uzak hayaller kurmak onun işidir. Sol beyin ise, hayali ve sezgileri önemsemez, kullanmaz. Sağ beyin dişil özellikler barındırdığı için, sezgisel düşünmeye yatkındır ve sezgilerinde çoğunlukla haklı çıkar. Ön beyin ise sezgileri süzgeçten geçirerek kullanır. Her hissettiğini doğru kabul eden sağ beyne mukabil, ön beyin sezgilerinin doğru olup olmadığını anlamaya çalışır. Sol beyin gerçekleri, sağ beyin duyguları, ön beyin ise doğruları analiz eder ve öncelik verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sol beyinde erkeksi özellikler baskın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağ beyin duygusal kararlar verdiği için, bu kararları inanarak vermek ister. Sol beyin, inanamasa da karar vermekten yanadır. Sol beyin tekil ve erildir. Yani erkeksi özellikleri baskındır. Sağ beyin ise çoğulcudur ve dişil özellikleri vardır. Sol beyin anlamaya çalışırken, sağ beyin hissetmek için uğraşır. Sol beyin karşılaştığı olaylarda çıkarı doğrultusunda tepkiler verirken, sağ beyin sempatik bir bakışıyla yaklaşır. Yani kendini hemen olaya kaptırır. Sağ beyni baskın çalışan kimse, birisi ağladığı zaman onunla beraber ağlar. Kendisinden çok başkalarını mutlu etmeye uğraşır. Kadınlarda bu özelliğe sık rastlanır, kadınların şefkat duyguları yoğundur ve iyi annelik yaparlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bugün)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-4928493818664724455?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/4928493818664724455/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=4928493818664724455&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/4928493818664724455'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/4928493818664724455'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/05/beynimiz.html' title='BEYNİMİZ'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-8218299134526675721</id><published>2008-05-06T01:46:00.000-07:00</published><updated>2008-05-06T01:47:05.572-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>GÜZELLİK</title><content type='html'>Servet harcamadan güzelleşmenin 7 sırrı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınların güzel görünmek için para harcamasına gerek olmadığını söyleyen uzmanlar, gereksiz bakım ürünlerinin cilde zarar verebileceği uyarısında bulunuyor.&lt;br /&gt;          &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Uzmanlara göre, sağlıklı beslenme, güneşe çıkmadan mutlaka meyve yenilmesi, egzersiz yapmak, günde en az 8 saatlik uyku, cilt temizliği, stresten uzak bir yaşam tarzı, sigaradan uzak durmak kadınlar için güzellik merkezlerine servet harcamadan güzel görünmenin 7 sırrı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınların daha güzel görünmek için nemlendirici, kırışıklık azaltıcı krem, leke giderici serum ve daha bir çok yöntemi ciddi paralar harcayarak kullandığını dile getiren Memorial Suadiye Tıp Merkezi Dermatoloji Bölümü Uzman Doktor Vildan Şengöz, "Vücut seti, bakım kürü derken cüzdanlardaki para, işe yaramayan bakım ürünleri ile uçup giden güzellik hayalleri gibi buhar olup uçuyor. Kozmetik ve bakım ürünleri kullanmadan sağlıklı bir cilde sahip olmanın yolları var. Cildimiz açısından bunu yaparken pahalı kozmetiklere ve bakım ürünlerine avuç dolusu servet harcamak gerekmez. Basit alışkanlıklar edinerek cildimizi yıllarca sağlıklı ve ışıltılı koruyabiliriz." ifadesini kullandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevre kirleticilerinin sebep olduğu olumsuz etkileri ortadan kaldıran antitoksidan maddelerin en çok kırmızı ve turuncu renkli meyve ve sebzelerde bulunduğunu belirten Şengöz, "Bunların kızartılmadan, aşırı haşlanmadan tüketilmesi, posa ve vitamin desteği yapar. Cildin canlı ve parlak görünmesini sağlar. Fast food tarzı, kızartılmış, doymuş yağ oranı yüksek gıdalar ve alkollü içecekleri tüketmek doğru değildir. Özellikle sardalya, alabalık ve ton balığı gibi yağlı balıkları haftada iki kez yemek doğrudur." diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzenli yapılan egzersizin sağlıklı kan dolaşımını sağladığın aktaran Şengöz, bunun da açık damarlar ve iyi beslenen toksit maddelerden arınmış sağlıklı bir cilt anlamına geldiğini ifade etti. Egzersizin 20. dakikasından sonra vücudun mutluluk hormonu adı verilen endorfin salgıladığını belirten Şengöz, "Açık havada yapılan düzenli ve sürekli egzersiz, cilt renginizi güzelleştirir.Cildinize parlaklık ve ışıltı kazandırır" şeklinde konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günde en az sekiz saat ve derin uykunun cilt güzelliği için son derece önemli olduğunu aktaran Şengöz, "Cildimiz uyku sırasında salınan hormonlarla kendini tamir eder. Yapılanmasını düzenler ve yenilenir. Kısa ve düzensiz uykular, alkol veya uyku ilaçları alınması uyku kalitesini bozar. Cildin güzelliği olumsuz etkilenir." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bol su içmek, sudan her şekilde faydalanmanın önemini vurgulayan Şengöz, 60 kilogram civarında bir erişkinin günde yaklaşık olarak 1,5-2 litre civarında su içmesi gerektiğini aktardı. Suyun dolaşımı desteklediğini ve alınan besinlerin özümsenmesi için gerekli olduğunu belirten Şengöz, sözlerini şöyle sürdürdü: "Aynı şekilde zararlı maddelerin atılması için suya ihtiyaç vardır. Suyla yapılan terapiler bizim geleneğimizde vardır. Hamamlarda yüzyıllarca geleneksel temizlenme ve bugünün peelingi olan keselenmeyle atalarımız pırıl pırıl ciltlere sahip olmuştur. Benzer şekilde; spa merkezlerinde, hamamlarda, termal tesislerde banyolar veya masajlarla sudan faydalanmak cilde bakım yapacaktır. Ayda bir kese yapmak ciltteki ölü hücreleri uzaklaştırır. "şeklinde konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlar için sağlıklı bir cilde sahip olmanın bir diğer sırrı da stresten uzak durmak. Çağımızda hemen her hastalığın başlıca sebepleri arasında gösterilen stres, cildin bozulmasını da hızlandırıyor. Mutluluğun her zaman insana ışıltı verdiğini belirten Uzm. Dr. Şengöz, "Gülümsemeyi, kahkaha atacak olayları yakalamayı bilmek, hayatın olumlu yanlarını görmeyi başarmak, dostlarla ve sevdiklerimizle birlikte olmak stresi azaltır. Stres bize sadece kırışıklık, gri- sarı bir cilt verir. Mutlu olayı bilmek önemlidir." Şeklinde konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara ve dumanın içindeki toksik maddelerin cildin rengini kaybetmesine sebep olduğunu vurgulayan Şengöz sözlerini şöyle tamamladı: "Sigaranın ve dumanının içerdiği toksik maddeler hem bağ dokusunun bozulmasına hem de cildin rengini kaybetmesine neden olur; kırışıklık ve leke oluşumunu hızlandırır. Sigara kullanmamak ve içilen ortamlardan uzak durmak sağlıklı bir cilt için gereklidir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Cihan)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-8218299134526675721?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/8218299134526675721/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=8218299134526675721&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/8218299134526675721'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/8218299134526675721'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/05/gzellik.html' title='GÜZELLİK'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-8513677435712089282</id><published>2008-05-06T01:44:00.000-07:00</published><updated>2008-05-06T01:45:03.632-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÇOCUK SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>anne sütü</title><content type='html'>Emzirmekten vazgeçiren 5 yanlış&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emzirme konusunda özellikle genç annelerin ciddi yanılgıları bulunuyor ve bebeklerini emzirmeyi bırakıyorlar. İşte anneleri emzirmekten vazgeçiren 5 yanlış inanç:&lt;br /&gt;           &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa yurt dışında yapılan bir araştırma annelerin bebeklerini mutlaka emzirmeleri gerektiğini ortaya koydu. İşte o araştırmanın sonuçları...Anne sütünün ne kadar yararlı olduğu her fırsatta belirtilse de, bazı anneler bebeklerini emzirmeyi bir kere bile denemiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1000 kadının katıldığı bir çalışmadan elde edilen çarpıcı sonuçlar şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Kadınların yüzde 34’ü modern bebek mamalarının anne sütüyle eşdeğer besleyiciliğe sahip olduğunu düşünüyor. Ancak bebek mamaları, anne sütünde bulunan antikoru, canlı hücreleri, enzimleri veya hormonları içermez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her bebek için annesinin sütü özel olarak üretilmiştir, yani anne sütünün formülü bebeğe göre değişiklik gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Yaşları 16 ile 24 arasında olan kadınların yüzde 20’si, emzirdikleri zaman göğüslerinin şeklinin bozulacağından endişe duyuyor. Ancak, emzirmek günde 500 kalori yakmanızı sağlar. Böylece rahim normal haline daha çabuk döner ve uzun dönemde göğüslerin şeklinde bir değişiklik olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Kadınların yüzde 67’si, insanların toplum içinde emzirmeyi hoş görmediklerine inanıyor. Ancak çoğu kişi, toplum içinde ihtiyatlı bir şekilde bebeğini emziren anneyi hoşgörüyle karşılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Kadınların yüzde 95’i, emzirmenin doğal bir kabiliyet olduğunu ve bazı annelerin bu yeteneğe sahip olmadığını düşünüyor. Ancak, emzirme bir beceri işidir ve pratik yapmak gerekir. Annenin bu konuda yardım istemesi son derece önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Kadınların yüzde 87’si, bazı annelerin bebeğin beslenmesine yetecek kadar sütü olmadığına inanıyor. Ancak, bütün anneler doğru bilgilerle ve destekle bebeğini sadece anne sütüyle besleyebilir. Amerika Birleşik Devletleri Toplum Sağlığı Derneği başkanı Melanie Johnson, özellikle ilk altı ay anne sütüyle beslenen bebeklerin gelişimlerinin ve sağlık durumlarının genel olarak çok iyi olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Eğer hamileyseniz veya yeni anne olduysanız, ısrarla belirtiyoruz ki, bu tür yanlış inançlar, bebeğinizi emzirmenize engel olmasın.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emzirmenin anneye faydaları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahimin normale dönmesine yardımcı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yumurtalık kanseri riskini azaltır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emzirmenin bebeğe faydaları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk altı ay en iyi beslenmeyi sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mide hastalıklarından ve göğüs enfeksiyonlarından korur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluk döneminde obezite riskini azaltır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bugün)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-8513677435712089282?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/8513677435712089282/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=8513677435712089282&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/8513677435712089282'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/8513677435712089282'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/05/anne-st.html' title='anne sütü'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-5205974517676632134</id><published>2008-05-04T21:59:00.000-07:00</published><updated>2008-05-04T22:26:46.842-07:00</updated><title type='text'>ZENCEFIL</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_U4vVPRu5-5A/SB6ZtU8m3kI/AAAAAAAAALI/kcVStnso0jE/s1600-h/001_B.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_U4vVPRu5-5A/SB6ZtU8m3kI/AAAAAAAAALI/kcVStnso0jE/s320/001_B.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5196760024028208706" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tanimi :&lt;br /&gt;Botanik Bilgisi100 cm kadar yüksekliginde, kamis görünüsünde otsu bir bitkidir. Çok yilliktir. Yapraklari mizrak gibisivri uçlu ve tarçin kokuludur. Çiçekler beyaz renkli, mor çizgili ve toplu halde basaklar halinde açarlar. Dallari 7 - 15 cm uzunlugunda ve 1 - 1,5 cm kalinliginda, yassi ve esmer renklidir. Kökleri sari - kahverengimsidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kokusu - Tadi&lt;br /&gt;Kokusu hos ve kuvvetli, tadi ise baticidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faydalari : &lt;br /&gt;Zencefil bulantilara karsi çok iyi gelir. Iki bardak çay yeterli tesiri gösterecektir. Asiri yanma olmamak kaydi ile ezilmis zencefil kökü yaniklarin batma ve yanma hissini azaltir.Artrit ve kas agrilari için zencefil ekstresi 3 - 5 günde etkisini gösterir. Zencefil tabletleri yol tutmalarina karsi çok iyi gelir. Zencefilde bulunan geraniol kansere karsi etkili olup habis tümörlü farelerde yasama oranini arttirmistir. Ayrica geraniolün anti - kanser ilaçlarin etkisini de arttirdigi tesbit edilmistir. Zencefil platelet toplanmasini yani kan hücrelerinin bir araya yapisarak damar tikanikliligini önlemeyeplatelet toplanma miktarini baskilayarak yardimci olur.Migren agrilarini önlemeye ve yine migrenle ilgili bulantiyi önlemeye yardimci olur.&lt;br /&gt;Zencefil anti - iltihapsal aktiviteye sahip bir bitkidir. Zencefil kan kolestrol seviyelerini düsürür. Zencefil, karacigerin safra üretimini destekler. Kolestrol bir safra maddesidir. Böylece karaciger safra ürettiginde fazla kolestrolü kullanir. Zencefil dogal bir anti - iltihapsal olup artrit semptomlarini azaltir. Artrit hastalarinda sisme, sabah sertlikleri, agri ve eklem oynakligi konusunda iyilesmeler olur. Zencefil nezle ya da soguk alginligi semptomlarini yatistirir. Zencefil dogal bir kan incelticidir. Bu sebeple kan inceltici ilaçlarla birlikte kullanilmamalidir. Hamilelikteki bulantilar için 2000 mg dan fazla alinmiyarak tam bir emniyet saglanmalidir.Siskinlik hissini azaltir, hazimsizligi düzeltir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yan Etkileri:  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bilinen hiç bir yan etkisi yoktur. Kani incelttiginden kan sulandirici ilaçlarla birlikte alinmamalidir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Agiz sagligi&lt;br /&gt;Taze zencefil kökü dis agrisini hafifletir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anti - toksikligi&lt;br /&gt;ZencefilyükselmisTumor Necrosis Faktör - aseviyelerini düsürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zencefilmideyi alkolün toksik etkilerinden korur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zencefil mideyi non - steroidal anti - iltihapsal ilaçlarin toksik etkilerinden korur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zencefilkemoterapinin mide bulantisi ve kusma gibi yan etkilerini hafifletir. &lt;br /&gt;Zencefilgingerol içerigi nedeniyle cyclooxygenase enzimini engeller. &lt;br /&gt;Zencefilgingerol içerigi nedeniyle Lipoxygenase (5 - Lipoxygenase formu) enzimini engeller. &lt;br /&gt;Zencefilgingerol içerigi nedeniyle Leukotriene B4 enzimini engeller. &lt;br /&gt;Zencefilgingerol içerigi nedeniyle Prostaglandin E2 enzimini engeller. &lt;br /&gt;Zencefilgingerol içerigi nedeniyle Prostaglandin F2 alpha enzimini engeller. &lt;br /&gt;Zencefilgingerol içerigi nedeniyle Thromboxane A2 enzimini engeller. &lt;br /&gt;Deri&lt;br /&gt;Zencefilkrem olarak deriye sürüldügünde ciltteki kan dolasimini hizlandirir.&lt;br /&gt;Zencefilterlemeye sebep olur.&lt;br /&gt;Immün sistem&lt;br /&gt;Zencefilbir çok zararli bakteriyi zayif bir sekilde engeller. &lt;br /&gt;Zencefil atesi düsürür. &lt;br /&gt;Zencefil içerigindeki gingerol nedeniyle lösemi hücrelerinin ölümünü tesvik eder.&lt;br /&gt;Iskelet - kas sistemi&lt;br /&gt;kramplari hafifletir. &lt;br /&gt;Zencefilrheumatoid arterit ile ilgili agri, iltihaplanma ve sertligi azaltir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan sirkülasyonunugelistirir.&lt;br /&gt;Kalp - damar sistemi&lt;br /&gt;Zencefilserum kolestrol seviyesini düsürerek, anormal kan pihtilasmalari engellenerek ve kan sirkülasyonunu gelistirerek atherosclerosis i önlemeye yardimci olur.&lt;br /&gt;Zencefilgingerol içerigi nedeniyle platelet yigilmasini engelleyerek anormal kan pihtilasmalarini önler.&lt;br /&gt;Zencefilkalbin kasilma dayanimini arttirir ve üniversal bir enerji molekülü olan adenosine&lt;br /&gt;triphosphate üretimini arttirma kabiliyeti dolayisiyla kalbin enerji üretimini gelistirir.&lt;br /&gt;Zencefilthrombosis i önlemeye yardimci olur.&lt;br /&gt;Metabolizma&lt;br /&gt;Zencefiliçerigindekishogaol vezingeronedan dolayi antioksidan özelliklere sahiptir. &lt;br /&gt;Zencefilserbest hidroksil radikallerini yakalar.&lt;br /&gt;Zencefilyag peroksidasyonu gibi bazi oksidasyonlari engeller.&lt;br /&gt;Zencefilserbest süperoksit radikallerini yakalar.&lt;br /&gt;Zencefilvücudun bazal metabolik hizini arttirir.&lt;br /&gt;Zencefilserum kolestrol seviyelerini düsürür. LDL kolestrol seviyelerini düsürür ve LDL kolestrolün&lt;br /&gt;oksidasyonunu engeller. Yine VLDLkolestrol seviyesini de düsürür.&lt;br /&gt;Zencefilvücudun enerji üretimini uyarir.&lt;br /&gt;ZencefilyükselmisTumor Necrosis Faktör - aseviyelerini düsürebilme kabiliyeti yüzünden hepatit - C nin iyilestirilmesinde faydali oldugu söylenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zencefilvücudun bazal metabolik hizini arttirdigindan kahve adipoz dokudaki Beta - 3 Adrenergicreseptörlerin aktivasyonunu arttirarak daha fazla bir thermogenesis olusturarak obez insanlardakilo kaybini kolaylastirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zencefilyükselmis serum trigliserit seviyelerini % 27 kadar düsürebilir.&lt;br /&gt;Seksüel sistem&lt;br /&gt;ZencefilProstaglandin F2 alpha nin asiri üretimini engelleyerek dysmenorrhea yi hafifletir.&lt;br /&gt;Sindirim sistemi&lt;br /&gt;Zencefilsindirim sistemi fonksiyonunu gelistirir. &lt;br /&gt;Zencefilsafra kesesinden safra akisini uyarir.&lt;br /&gt;Zencefilçayi koligi hafifletir.&lt;br /&gt;Zencefilbarsak temizleyicidir.&lt;br /&gt;Zencefilcrohn hastaliginda görülen bir ön iltihapsal olan leukotriene B4 ün asirilasmasini engelleyerek crohn hastaliginin iyilesmesinde faydali olabilir.&lt;br /&gt;Zencefildiverticulosis i azaltir.&lt;br /&gt;Zencefilgastrik ülserler i önlemeye yardimci olur.&lt;br /&gt;Zencefilgastrileri geçici olarak azaltir.&lt;br /&gt;Zencefil geçici olarak mide gazlarini azaltir.&lt;br /&gt;Zencefil hazimsizligi geçici olarak azaltir.&lt;br /&gt;Zencefil mideyi alkolün ve non - steroidal anti - iltihapsal ilaçlarin toksik etkilerinden korur.&lt;br /&gt;Zencefil Ulcerative Colitis in iyilestirilmesinde faydali olabilir.&lt;br /&gt;Günde alinacak 1000 mg zencefil içerigindeki shogaol sayesinde kusmayi önler.&lt;br /&gt;Sinir sistemi&lt;br /&gt;Zencefil migreni ve ona eslik eden mide bulantisini hafifletir. &lt;br /&gt;Zencefil geçici olarak aciya karsi hassasiyeti azaltir.&lt;br /&gt;Zencefil seyehata çikmadan 25 dakika önce 1000 mg alindiginda mide bulantisi, kusma ve soguk terleme gibi seyahat tutmalarinda reçeteli ilaçlardan daha etkindir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Zencefil vertigoyu hafifletir.&lt;br /&gt;Zencefil ameliyat olmadan anesteziden önce 1000 mg alindiginda ameliyat öncesi bulantiyi ve anestesi sirasinda kusmayi engeller.&lt;br /&gt;Solunum sistemi&lt;br /&gt;Zencefil isitici etkisi dolayisiyla klasik soguk alginligi semptomlarini hafifletir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Destekledikleri&lt;br /&gt;Zencefil vücudun Prostaglandin I2 üretimini arttirir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Zencefil kalp vasitasiyla Adenosine Triphosphate üretimini arttirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etkilestikleri&lt;br /&gt;Zencefil bir kan inceltici olan Warfarin in antikoagüle etkisini arttirdigindan kanamaya sebep olabileceginden birlikte kullanilmamalidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Içerigi :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; vitaminler&lt;br /&gt;B3 - B6 - Choline - Inositol - PABA&lt;br /&gt;Mineraller&lt;br /&gt;Demir - Fosfor - Kalsiyum - Magnezyum - Potasyum - Sodyum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimyasallar&lt;br /&gt;Karbonhidratlar(50000) :Müsilajlar &lt;br /&gt;Enzimler :Proteolytic enzimler&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Lipidler(7000) : &lt;br /&gt;Terpenoidler : Sesquiterpene'ler :Bisabolene - Zingiberene &lt;br /&gt;Uçucu yaglar :Borneol - Camphene - Cineole - Citral - Eucalyptol - Linalool - Phellandrene - Zingiberol&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Oleoresinler(33000) :Gingerdiol - Gingerdione - Gingerol - Shogaol - &lt;br /&gt;Zingerdione - Zingerone&lt;br /&gt;Yararlanilan Kisimlari&lt;br /&gt;Kök ve rizomlari&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazirlanma Biçimi&lt;br /&gt;Çay :yarim çay kasigi toz halindeki kök 1 çay kasigi bal ile karistirilip 1 bardak kaynak su eklenir.10 dakika demlenip içilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tavsiye edilen dozajlar&lt;br /&gt;Zencefil kökünün günlük kullanimi 500 - 3000 mg arasinda olabilir ama tercih edilen oran 1000 mg dir.Seyahatlerden evvel yol tutmasina karsi 30 dakika ila 2 saat evvelalinmalidir. Hamilelik sirasinda kadinlar 1000 mg dan fazla kullanmamalidirlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zencefil bir çok zayiflama tablet bilesiminde de bulunur. &lt;br /&gt;Deri kremlerinde de kan dolasimini gelistirme amaçli bulunur.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ana Vatani&lt;br /&gt;Güney Asya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetistigi bölgeler&lt;br /&gt;Hindistan, Güney Asya, Bati Afrika&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.sifavi.com/Bitkiler/ZENCEFIL.html"&gt;kaynak&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-5205974517676632134?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/5205974517676632134/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=5205974517676632134&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/5205974517676632134'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/5205974517676632134'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/05/zencefil.html' title='ZENCEFIL'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_U4vVPRu5-5A/SB6ZtU8m3kI/AAAAAAAAALI/kcVStnso0jE/s72-c/001_B.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-8031731121359484294</id><published>2008-05-03T07:40:00.000-07:00</published><updated>2008-05-03T07:42:24.443-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YAĞLAR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİLO KONTROL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>YAĞLAR VE KALORİLER...</title><content type='html'>1 gram yağ kaç kalorilik enerjiye eşit&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halis Arıoğlu, 25 yaşında ve 65 kilogram ağırlığındaki bir erkeğin vücut ağırlığının yüzde 14'ünün yağdan oluştuğunu bildirdi.            &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Halis Arıoğlu, Zeytin ve zeytinyağı ile diğer bitkisel yağların üreticilerinin sorunlarının belirlenmesi ve çözümlerin tespiti amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonuna yaptığı sunumda, bitkisel yağın insan organizması için gerekli olduğunu, bu nedenle de beslenme zinciri içerisinde mutlaka yer alması gerektiğini ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 gram proteinin sağladığı enerji miktarının 4 kalori, 1 gram karbonhidratın sağladığı enerji miktarının 4.5 kalori olduğuna dikkati çeken Arıoğlu, ''1 gram yağın vücutta yakılması sonucu ise ortaya 9.3 kalorilik enerji çıkmaktadır'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arıoğlu, bir insanın günlük faaliyetlerini yerine getirilebilmesi için 2800-3000 kaloriye gereksinim duyduğunu ve bunun yüzde 35'inin (850-900 kalori) yağlardan alınması gerektiğini dile getirerek, şöyle konuştu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''1 gram yağın 9.3 kalorilik enerji verdiği gözönüne alındığında, bir insanın günde 95 gram yağ alması gerekiyor. Normal beslenme kurallarına göre, insanlar gereksinim duydukları toplam yağın 3'te 1'ini sıvı olarak yemeklerle, 3'te 1'ini katı yağ olarak kahvaltılarda ve 3'te 1'ini de peynir, süt, fındık gibi besinlerle almalıdır. Yapılan hesaplamalara göre yemeklerle ve kahvaltılarla alınması gereken toplam yağ miktarı günlük 63 gramdır. Bu ise yılda kişi başına 23 kilogram yağ demektir. Bu miktar ülkemizde 2007'de 19.8 kilogram olarak gerçekleşmiştir. (17.2 kilogram bitkisel, 2.6 kilogramı hayvansal yağ olmak üzere). Yıllık kişi başına tüketilen yağ miktarı Sudan'da 8.6 kilogram, Çin'de 9.6 kilogram, Hollanda'da 23.3 kilogram, ABD'de 29.6 kilogram, Almanya'da 33.6 kilogramdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25 yaşında ve 65 kilogram ağırlığındaki bir insanın (erkek) vücut ağırlığının yüzde 14'ü yağdır. Bu yağ, deri altında, iç organlarda ve doku aralarında, yağ dokusu halinde veya lipit formları halinde bulunmaktadır. Yağlar hidrofobik özellikleri nedeniyle besinlerde saf olarak bulunur. Bu nedenle de enerjiye dönüşümleri kolay olmaktadır.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-YAĞIN İNSAN SAĞLIĞI İÇİN ÖNEMİ-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Arıoğlu, kimyasal yapı bakımından yağların doymuş, tekli doymamış ve çoklu doymamış yağlar olmak üzere 3 grupta toplandığını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağlarda bulunan doymamış yağ asitlerinin, doymuş yağ asitlerine oranının (P/S) önemli bir kalite faktörü olduğuna işaret eden Arıoğlu, ''Bu oran ne kadar yüksek olursa, yağların insan sağlığı açısından önemi de o kadar fazla olmaktadır'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halis Arıoğlu, doymuş yağ asitleri yüksek olan yağların insan sağlığı açısından tehlike oluşturduğuna işaret ederek, özellikle hayvansal kökenli yağların doymuş yağ asitleri bakımından zengin olduğunu, bu nedenle insanların ihtiyaç duydukları yağın en az yüzde 30'unun bitkisel kökenli yağlardan karşılanması gerektiğini kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(aa)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-8031731121359484294?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/8031731121359484294/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=8031731121359484294&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/8031731121359484294'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/8031731121359484294'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/05/yalar-ve-kaloriler.html' title='YAĞLAR VE KALORİLER...'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-5907052391322554889</id><published>2008-04-25T04:58:00.001-07:00</published><updated>2008-04-25T05:00:06.314-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='F'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>FASÜLYE TATLISI</title><content type='html'>Kuru fasulyenin en tatlı hali..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurufasulyeyi bir de böyle deneyin…Klasik tatlardan sıkılanlar için denenmiş bir öneri. Yediğinizde fasulye tadını farkedemeyeceksiniz bile. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuru fasulyeyi birde böyle deneyin! Klasik tatlardan sıkılanlar için alternatif bir öneri. Kurufasulye tatlısı… Eğer içeriğini bilmezseniz tadından kesinlikle kuru fasulye olduğunu anlayamayacaksınız…Hazırlanması son derece kolay ,doyurucu ve orijinal bir tatlı. Yiyecek olanlara bir de önerimiz var; bir porsiyondan fazla tüketilmesi bağırsak problemlerine yol açabilir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MALZEMELER:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 Subardağı iyice haşlanmış kurufasulye&lt;br /&gt;1 Subardağı pudra şekeri&lt;br /&gt;1 Paket vanilya&lt;br /&gt;1 Adet muz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜZERİ İÇİN:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarım kibrit kutusu büyüklüğünde tereyağı&lt;br /&gt;2 Yemek kaşığı pudra şekeri&lt;br /&gt;2 Yemek kaşığı kakao&lt;br /&gt;1 Yumurta akı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAZIRLANIŞI:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyice haşlanmış kurufasulyeyi ve pudra şekerini blendır’dan geçirin. Ardından muz ve vanilyayı ilave edip püre haline gelinceye kadar ezin. Hazırlanan karışımı çok küçük servis kaselerine paylaştırın.(Özellikle küçük kaseler kullanmanızı öneririz,büyük kaselerde hem tüketimi zor,hem de ağır olabilir.) Buzdolabında yaklaşık 1 saat kadar soğuması için bekletin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SOS İÇİN:&lt;br /&gt;Tereyağını küçük bir sos tenceresine alıp eritin. Ardından pudra şekeri ve kakaoyu ekleyip iyice karıştırın. En son yumurta akını ilave edip, hızlıca karıştırıp ocağın altını kapatın. Sos Soğumadan tatlıların üzerine paylaştırıp,fıstık veya hindistan cevizi ile süsleyip soğuk olarak servis yapın.&lt;br /&gt;Afiyet olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazırlayan: Sidelya Nur Haber7&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-5907052391322554889?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/5907052391322554889/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=5907052391322554889&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/5907052391322554889'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/5907052391322554889'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/04/faslye-tatlisi.html' title='FASÜLYE TATLISI'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-7102443478869533028</id><published>2008-04-24T11:22:00.000-07:00</published><updated>2008-04-24T11:23:16.343-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='P'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Patates</title><content type='html'>Uzmanlar uyarıyor: Çimlenmiş patates yemeyin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çimlenmiş patatesteki ''solanin'' adlı toksin maddenin gıda zehirlenmelerine neden olabileceği bildirildi.&lt;br /&gt;           &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erciyes Üniversitesi Öğretim Üyesi Diyetisyen Doç. Dr. Nurten Budak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, havaların ısındığı bu günlerde, kış aylarında stoklanan patates ve soğanların, uygun nem ve ışık bulunca çimlenmeye başladıklarını belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Patateste çimlenmeyle ortaya çıkan yeşilimsi tabakanın insan sağlığı için son derece zararlı olduğunu bildiren Budak, şu bilgileri verdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Bu yeşillenmeyle birlikte 'Solanin' adı verilen toksin madde ortaya çıkarır. Solanin içeren patatesin tüketilmesi de besin zehirlenmesine neden olur. Solanin adlı toksininin neden olduğu besin zehirlenmesi, patates tüketiminden birkaç saat sonra kendisini göstermeye başlar. Bu durumda baş dönmesi, baş ağrısı, bulantı, kusma, karın ağrısı ile ishal gibi belirtiler görülebilir. Zehirlenen kişi en yakın sağlık kuruluşuna götürülmeli.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Patatesin, hangi ortamda saklanırsa saklansın, çok uzun süre bekletildiği zaman yapısı gereği çimlendiğine dikkati çeken Doç. Dr. Budak, özellikle havaların ısındığı bu mevsimde, patates için uygun saklama ortamları bulmanın zorlaştığını kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çimlenmenin neden olduğu sorunların önlenmesi için patatesin saklama süresinin kısa tutulması gerektiğini vurgulayan Budak, ''Patates ne kadar soğuk, nemsiz ve ışıksız ortamda kalırsa o kadar süre çimlenmeden kalabilir, ancak yapısı gereği bir süre sonra çimlenmeye başlar. Şartlar ne olursa olsun patates bahar aylarında çimlenmeye başlar. Herşeye rağmen çimlenen patates tüketilecekse, patatesin mutlaka çimlenen bölümleri ve yeşilimsi tabaka iyice kesilmeli, soyulan patatesten dikkatlice ayrılmalıdır'' diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AA&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-7102443478869533028?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/7102443478869533028/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=7102443478869533028&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/7102443478869533028'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/7102443478869533028'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/04/patates.html' title='Patates'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-6084202827231185053</id><published>2008-04-21T14:28:00.000-07:00</published><updated>2008-04-21T14:29:41.357-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='B'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>BALIK</title><content type='html'>Anne sütünden sonra en değerli besin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlar balığın, anne sütünden sonra en değerli besinin balık olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;           &lt;br /&gt;Uzmanlar balığın, anne sütünden sonra en değerli besin olduğunu söyledi. Doç. Dr. Fatma Arık Çolakoğlu, balık etinin ucuz protein ve enerji kaynağı olduğunu açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balık tüketiminin bitkisel ürünler ve kırmızı et tüketimine oranla geri kaldığını ifade eden Çolakoğlu, ''Oysa ki ülkemizde dengeli ve sağlıklı beslenme açısından elimizdeki besin kaynaklarının niteliklerini acilen öğrenmemiz ve bilinçli şekilde değerlendirmemiz zorunlu hale gelmiştir'' dedi. Dengeli beslenmenin esas ögesinin protein olduğunu belirten Çolakoğlu, şöyle konuştu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Balık eti, aminoasitlerin hepsini içermesinden dolayı oldukça değerlidir. Etin içerdiği bağ dokusunun oranı onun hazmedilebilirlik düzeyini belirler. Balık eti, düşük oranda bağ dokusu içermesi nedeniyle sığır etine oranla daha kolay hazmedilir ve vücutta daha kısa sürede kullanıma sunulur. Anne sütü biyolojik değer açısından 100 olarak kabul edilirse takip eden sıralamada 93 ile deniz balığı, 89 ile inek sütü, 87 ile sıcakkanlı hayvanların eti gelmektedir. Balık, anne sütünden sonra en değerli besindir. Normal şartlarda 200 gram tüketilen balık eti, bir insanın günlük protein ihtiyacının yüzde 70'ini karşılamaktadır.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-6084202827231185053?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/6084202827231185053/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=6084202827231185053&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/6084202827231185053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/6084202827231185053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/04/balik.html' title='BALIK'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-2006166442228224558</id><published>2008-04-20T09:42:00.000-07:00</published><updated>2008-04-20T09:43:45.336-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RUH SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Kötümserlik depresyonu tetikliyor</title><content type='html'>Kendisine ve dünyaya karşı kötümser bir bakış açısına sahip, aşırı stresten bunalmış insanlar depresyona yatkın. Ancak bunun, psikolojik bir yatkınlık mı olduğu, yoksa hastalığın erken evrelerini mi yansıttığı bilinmez.&lt;br /&gt;           &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Oğuz TAN, Uzm. Psikolog. Zehra EROL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Depresyonun sebepleri nelerdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi zaman hiçbir çevresel etki olmadan, dışsal stres unsurları bulunmadan da depresyona giren insanların olduğunu biliyoruz. Eğer depresyon, yalnızca önemli bir olay ya da durum karşısında büyük üzüntülere, umutsuzluğa kapılmak olmadığına göre, o zaman nedir depresyona neden olan şeyler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekte kimi depresyon türlerinin kalıtsal ya da yapısal olduğu düşünülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En azından biyolojik olarak depresyona yatkınlığın anne babadan çocuklara geçebileceği tahmin edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailesi depresyon geçiren daha mı yatkın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer anne babanın her ikisi de depresyon geçirmişse bunların çocuklarının depresyon geçirme olasılıklarının % 50'den fazla olabileceği söylenmektedir. Bu tür savlarda genellikle başvurulan tek yumurta ikizleri, burada da en büyük kanıt olarak kullanılır. Yapılan çalışmalar tek yumurta ikizlerinden birinin depresyon geçirmesi durumunda diğerinin de geçirme olasılığının % 50 olduğunu, çift yumurta ikizleri ve kardeşlerdeyse bu oranın % 25 olduğunu gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Felç, parkinson, kalp krizi de tetikliyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendine güveni az olan, kendisine ve dünyaya karşı kötümser bir bakış açısına sahip, aşırı stresten bunalmış insanların depresyona yatkın olduğu söylenir. Ancak bunun, psikolojik bir yatkınlık mı olduğu, yoksa hastalığın erken evrelerini mi yansıttığı bilinmez. Yakın bir geçmişte bilim adamları, vücuttaki fiziksel değişimlere düşünsel (mental) değişimlerin eşlik edebildiğini gösterdiler. Felç, kalp krizi, kanser, Parkinson hastalığı ya da hormonal bozukluklar da depresif hastalıklara neden olabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Depresyon araştırmalarından çıkan sonuçlar nelerdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Henüz depresyonu saptamamızı sağlayacak bir DNA testi keşfedilmemiş olduğundan, bilim adamları depresyon konusunda başka fiziksel bulgular elde etme çabasındadırlar. Bunların başında da beyinde kimi bölgeler üzerinde yapılan araştırmalar geliyor. Beyinde hipokampus ve sol beyin yarım küresi kabuğunun bir kısmının depresyondaki hastalarda daha küçük olduğu iddia edilmektedir. Bir çalışmada depresyondaki kadınlarda hipokampusun diğer kadınlara oranla % 10 daha küçük olduğu saptandı. Hatta hasta ne kadar çok depresyon geçirirse hipokampus o kadar küçülür. Ancak, burada da başka bir ikilemle karşılaşırız: "Acaba, depresyon nöbetleri mi hipokampusun küçülmesine neden olur, yoksa hipokampus ne kadar küçükse depresyona yatkınlık o kadar mı artar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Depresyonun hipokampusu küçülttüğünü düşünen bilim adamları bunun nasıl gerçekleştiğini bulmak konusundaki araştırmalarını sürdürmektedirler. Beyindeki işlevlerde bir takım değişikliklerin depresyonla ilgisi var mı? Beyinde işler büyük oranda nöron denilen sinir hücreleri aracılığıyla yürüyor. Beyinde bulunan milyonlarca nöron konuştuğumuzda, hareket ettiğimizde, düşündüğümüzde ya da bir şeyler hissettiğimizde etkin hale gelir, aralarında elektrik sinyalleri geçmeye başlar. Beyinle ilgili birçok araştırmada nöronlar arasındaki bu elektrik alışverişi incelenir. Bunun için EEG (elektroensefalografi) ve PET (Pozitron Emisyon Tomografi) taramaları gibi yöntemlerden yararlanılır. PET taramalarıyla gerçekleştirilen depresyonla ilgili araştırmalarda, depresyondaki kişilerde daha düşük beyin etkinlikleri gözlenmiştir. Bununla birlikte, birtakım başka bulgulara da rastlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Örneğin, kaygı ve üzüntü anlarında aktif hale gelen beynin ilgili kısmı, depresyondaki kişilerde sağlıklı kişilerdekine oranla daha etkindir. Belirli bilişsel görevleri ve duygusal etkinlikleri yerine getiren beynin başka bir bölümüyse depresyondaki insanlarda daha az etkindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genetik olduğunu söyleyebilir miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette depresyonun yalnızca genetik bir rahatsızlık olabileceğini bilmek yeterli değil; bunun sorumlusu olan gen konusunda henüz elimizde kesin bir bilgi yok. Kimi araştırmacılar, Ob adı verilen bir genden kuşkulanmaktadırlar. Kimi insanlarda, normalden 10 DNA harfi kadar eksik Ob geni bulunur ve bunun depresyonla ilişkili olduğu öne sürülür. Bir başka şüpheli gen için, yine genin uzunluğuyla depresyon arasında bağlantı kurulur. Bu genin kısa türüne sahip olanlar, sinir hücreleri arasında sinyal ileten serotonin adlı bir kimyasalı, diğer insanlardan daha az üretirler ve utangaç-kaygılı bir kişilik yapısına sahip olma olasılıkları yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak yine de bu bulgulardan kesin bir sonuç çıkarmak mümkün değildir. Gerçi genler üzerinde yapılan çalışmaların hızı ve kat ettiği yol düşünülünce, depresyona yatkınlığı sağlayan genin ortaya çıkarılması pek de uzak bir olasılık gibi görünmemektedir.Elbette depresyonun yalnızca genetik bir rahatsızlık olabileceğini bilmek yeterli değil; bunun sorumlusu olan gen konusunda henüz elimizde kesin bir bilgi yok. Kimi araştırmacılar, Ob adı verilen bir genden kuşkulanmaktadırlar. Kimi insanlarda, normalden 10 DNA harfi kadar eksik Ob geni bulunur ve bunun depresyonla ilişkili olduğu öne sürülür. Bir başka şüpheli gen için, yine genin uzunluğuyla depresyon arasında bağlantı kurulur. Bu genin kısa türüne sahip olanlar, sinir hücreleri arasında sinyal ileten serotonin adlı bir kimyasalı, diğer insanlardan daha az üretirler ve utangaç-kaygılı bir kişilik yapısına sahip olma olasılıkları yüksektir. Ancak yine de bu bulgulardan kesin bir sonuç çıkarmak mümkün değildir. Gerçi genler üzerinde yapılan çalışmaların hızı ve kat ettiği yol düşünülünce, depresyona yatkınlığı sağlayan genin ortaya çıkarılması pek de uzak bir olasılık gibi görünmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-2006166442228224558?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/2006166442228224558/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=2006166442228224558&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/2006166442228224558'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/2006166442228224558'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/04/ktmserlik-depresyonu-tetikliyor.html' title='Kötümserlik depresyonu tetikliyor'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-1410134408422827863</id><published>2008-04-15T05:27:00.000-07:00</published><updated>2008-04-15T05:28:45.052-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>OZON</title><content type='html'>Ozon tedavisi hakkında bilmek istediğiniz her şey burada&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ozon tedavisi, son zamanlarda giderek öne çıkan bir yöntem olarak biliniyor. Peki ozon tedavisi nedir, hangi durumlarda uygulanır, kimler yapabilir? Bu sorularıncevaplarının hepsini bu haberde bulabilirsiniz.&lt;br /&gt;            &lt;br /&gt;Oksijenin çok yüksek enerji taşıyan bir şekli olarak bilinen ozon dünyanın birçok ülkesinde estetik ve medikal tedavi alalında kullanılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Estetik amaçlı ozon terapi, özellikle bacaklardaki kılcal damarlarda kan dolaşımının azalması ve dolayısıyla gerekli oksijenlenmenin sağlanamaması nedeniyle oluşan selülitlerin giderilmesinde faydalı bir tedavi yöntemi olarak öne çıkıyor. Ayrıca metabolizmayı hızlandırıyor, yağı ve karbonhidratı yakıyor. Bu yüzden ozon terapi selülit için çok ideal bir tedavi şekli olarak biliniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ozonun kandaki oksijen oranını yükseltmesi nedeniyle anti-aging (yaşlanmanın etkilerini azaltma) özelliği bulunur. Hücreleri atık maddelerin zararlı etkilerinden koruyarak yeniden canlanmalarını sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OZONUN HAYATIMIZA KAZANDIRDIKLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş hayatındaki stres, yoğun çalışma temposu, zihinsel ve bedensel yorgunluk ozon (O3) tedavisine çok iyi yanıt verir. Ozonun kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin metabolizma akivasyonu ile genel iyilik hali ile kişiler kendilerini yenilenmiş hissetmektedirler. Anti-Aging etkisi gösteren Ozon ile böylece enerjik, dinamik, aktif bir ruh hali meydana gelmektedir.&lt;br /&gt;Kan dolaşımını artıran ozon sayesinde saç dökülmesinin engellenmesinde de son derece etkilidir. Dökülmenin en önemli nedenlerinden biri de kan dolaşımının azalmasıdır. Ayrıca cilt bakımlarında ve lekelerin giderilmesinde de ozon terapisi etkili bir yömtemdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşük dozlarda kullanıldığında, vücudun direncini artırarak bağışıklık sistemini aktive eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OZON TERAPİNİN İNCELİKLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esteworld bu tedavi yöntemini türk insanının ayağına en profesyonel tarzda getirmiştir. Ozon uygulamasının yan etkileri yok denecek kadar azdır. Sadece hipertiroidi hastaları ve gebeler için önerilmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısaca özetlemek gerekir ise, OZON TERAPİ sağlık ve estetik açısından gerçek anlamda bir hazinedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ozan Terapi ile, vücudunuzdaki toksinlerden, zehirlerden arınıp kalıcı bir güzelliğe ve sağlığa siz de sahip olabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OZON NEDİR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ozon üç oksijen atomundan oluşan bir kimyasal bileşiktir (O3). İki atomlu normal atmosferik oksijenin (O2) çok yüksek enerji taşıyan bir şeklidir. O3 oda sıcaklığında renksiz, karekteristik kokusu olan bir gazdır. (Fırtınalı havalardan sonra, yüksek yerlerde veya deniz kıyısında hissedilir). Çok güçlü okside etme ve çok etkili dezenfekte etme özelliği sayesinde, dünya çapında içme suyu sağlayan arıtma tesislerinde mikrop öldürücü olarak kullanılır. Uygun dozlarda kullanıldığında ozon, bağışıklık sistemini aktive ederek vücut direncini arttırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANTİ-AGİNG VE YENİDEN CANLANMA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş hayatındaki stres, yoğun çalışma temposu, zihinsel ve bedensel yorgunluk ozon (O3) tedavisine çok iyi yanıt verir. Ozonun kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin metabolizma akivasyonu ile genel iyilik hali ile kişiler kendilerini yenilenmiş hissetmektedirler. Böyle-ce enerjik, dinamik, aktif bir ruh hali meydana gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ESTETİK VE OZON&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ozonun estetik amaçlı kullanımı ülkemizde yeni yeni gelişmekle birlikte Ozon Terapi, özellikle bacaklardaki kılcal damarlarda kan dolaşımının azalması ve dolayısıyla gerekli oksijenlenmenin sağlanamaması nedeniyle oluşan selülitlerin giderilmesinde oldukça faydalı bir tedavi yöntemdir. Metabolizmayı hızlandırır, yağı ve karbonhidratı yakar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEDAVİ AMAÇLI OZON&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medikal ozon, saf ozon ve saf oksijenin karışımı şeklinde kullanılır. Ozon terapist, ozon terapi konusunda eğitimli bir doktor, hastanın durumu ve tıbbi endikasyona göre hastanın alacağı komple dozu belirler. Ozon son yılların popüler tedavi yöntemlerinden biri olmuştur. Bir çok hastalıkta diğer yapılan tedavilere ek olarak ozon verilmesiyle tedaviden elde edilecek başarı bir kat daha artmaktadır. Günümüzün başbelası olan stres ve kronik yorgunlukla baş etmede, bir numaralı tedavi yöntemidir. Kalp krizi sonrasında da güvenle uygulanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAÇ DÖKÜLMESİNDE MÜTHİŞ SONUÇLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan dolaşımını arttıran Ozon, saç dökülmesinin engellenmesinde de son derece etkilidir. Dökülmenin en önemli nedenlerinden biri de kan dolaşımının azalmasıdır. Ayrıca cilt bakımlarında, lekelerin giderilmesinde de ozon terapisi uygulanabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısaca özetlemek gerekir ise, OZON TERAPİ sağlık ve estetik açısından gerçek anlamda bir hazinedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ozon Tedavisinin Faydaları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Vücut direncini arttırır&lt;br /&gt;- Vücut metobalizmasını hızlandırır&lt;br /&gt;- Anti-aging (Yaşlılığın geciktirilmesi)&lt;br /&gt;- Detox (Vücuttaki toksinlerin atılması)&lt;br /&gt;- Kronik yorgunluk&lt;br /&gt;- Zayıflama, selülit tedavisi&lt;br /&gt;- Kolesterolü düşürür&lt;br /&gt;- Sporlarda performans arttırmada&lt;br /&gt;- Sigara bırakma tedavisinde, aynı zamanda sigaraya bağlı meydana gelmiş hasarların iyileştirilmesinde etkilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÜVENLİ BİR YÖNTEM Mİ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hitler kendisine ve üst düzey komutanlarına bu yöntemi uygulatmıştır. Günümüzün üst düzey siyasi ve işadamları, ozon terapiyi yurt dışında yaptırmaktadır. Esteworld bu tedavi yöntemini türk insanının ayağına en profesyonel tarzda getirmiştir. Ozon uygulamasının yan etkileri yok denecek kadar azdır. Sadece hipertiroidi hastaları ve gebeler için önerilmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haber 7&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-1410134408422827863?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/1410134408422827863/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=1410134408422827863&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/1410134408422827863'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/1410134408422827863'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/04/ozon.html' title='OZON'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-2652460451957104140</id><published>2008-04-13T22:48:00.000-07:00</published><updated>2008-04-13T22:49:16.201-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Vitamin</title><content type='html'>Vitamin merakınız hasta edebilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vitamin çılgınlığı son haddinde. "Vitamin olmadan asla!" diyenlerin sayısı hızla artıyor ama çoğunda dozlar günlük tavsiye edilen miktarların bir hayli üzerinde...&lt;br /&gt;Prof. Dr. Osman Müftüoğlu'nun yazısı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vitamin çılgınlığı sonunda bizi de etkiledi. "Vitamin olmadan asla!" diyenlerin sayısı hızla artıyor ama sorunlar da çoğalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ürünlerin çoğunda dozlar günlük tavsiye edilen miktarların bir hayli üzerinde. Bu durum yağda eriyen vitaminlerin vücutta birikmesine, toksik ve hastalık yapıcı düzeylere varmasına sebep olabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VİTAMİN, mineral veya bitkisel destekleri kullananların farklı beklentileri var. Bu ürünleri bazıları güne dinç başlamak, stresle daha kolay mücadele etmek, yağ eritmek, daha iyi uyumak veya cinsel gücünü desteklemek için kullanırken, bazıları kolesterolünü azaltabileceğini, belleğini güçlendirebileceğini ya da romaztizmal sorunlarla daha kolay baş edebileceğini düşündüğü için satın alıyor. Vitamin kullanım artışını bir çılgınlık gibi görüp "vitaminmania" olarak adlandıranlar var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İZİNLER BAKANLIKTAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vitaminler ve diğer besin desteklerinin çoğu ithal. İthalata Tarım Bakanlığı veya Sağlık Bakanlığı izin veriyor. Sağlık Bakanlığı’nın izin süreçleri son derece detaylı. Bakanlık, bu ürünlere ilaç muamelesi yapıyor. Çözünürlüğünden, emiliminden ve biyolojik olarak faydalı olduğundan emin değilse izin vermiyor. Bu nedenle ithalatçıların neredeyse tamamı Tarım Bakanlığın’dan izin almayı tercih ediyor. Tarım Bakanlığı "gıda destek ürünleri" olarak kabul ettiği bu ürünlerde ithal bisküvi ya da çikolataya yaptığı incelemeden daha fazlasına gerek görmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CİDDİ DENETİM YOK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün dünyada olduğu gibi bizde de vitaminler ve diğer gıda destek ürünleri reçetesiz olarak satılıyor. Yani ciddi bir denetime tabi tutulmuyor. Son yıllarda denetimsizliğin, baş ağrıtıcı sonuçlarının olabileceği fark edildi. ABD ve Avrupa Birliği’nde ciddi kontrol mekanizmaları geliştirildi, kısıtlamalara gidildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vitamin ve benzeri desteklere ilişkin şüphelerin haklı nedenleri var. Destek gıda statüsündeki bu ürünlerin etiketleri de, satış arttırmada kullanılan broşürleri de denetimden yoksun. Özellikle broşürlere konulan bilgilendirme notlarının çoğunun bilimsel desteği yok! "Kilo vermenize yardımcı olur", "Saç dökülmesini engeller", "Seks gücünü artırır", "Hafızayı güçlendirir", "Kolesterolü azaltır", "Karaciğeri destekler" gibi yanıltıcı ve yönlendirici cümleler çok sık kullanılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Satın aldığınız vitaminlerin çoğu midede, bağırsakta yeteri kadar çözülmüyor. Bu nedenle de vücuda girmeden dışarı atılıyor. Yani "girdiği gibi çıkma" gibi bir durum söz konusu! Paralar ve zahmetler boşa gidebiliyor. Bu destekleri üretenlerin son kullanım tarihlerine yeteri kadar dikkat edip etmedikleri de belli değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası, vitamin kullananların sayısı artıyor ama sorunlar da çoğalıyor. Örneğin, doz sorunu da son derece önemli bir problem. Ürünlerin çoğunda dozlar günlük tavsiye edilen miktarların bir hayli üzerinde. Bu durum A, E, D vitaminleri gibi yağda eriyen vitaminlerin vücutta birikmesine, toksik ve hastalık yapıcı düzeylere varmasına sebep olabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka sorun da ülkemizde bu ürünlerin çok pahalıya satılması. İthal ve diğer besin destekleri, Türkiye’de, Avrupa ve Amerika’daki fiyatların 5-6 kat üzerinde satılabiliyor. Tüketicilerin çoğu internet yoluyla ciddi fiyat farkını öğrendiğinde, internet siparişini tercih ediyor. Bu durum kontrolü daha da güçleştiriyor. Eğer vitamin ve diğer besin desteklerini kullanırken onlardan yarar yerine, zarar görmek istemiyorsanız, doğal ürünleri satın alırken uymanız gereken kuralları öğrenmenizde fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VİTAMİN ALIRKEN NELERE BAKILMALI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir vitamin, mineral ve bitkisel desteği, hastalık tedavisi ya da teşhisi için kullanmayın. Böyle bir kararı yalnızca doktorunuz verebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Markanın önemi yoktur. Aynı dozda, aynı sayıda tablet içeren ürünün en ucuz olanını alın. Yani pahalı ürün iyi ürün demek değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ürünlerin reçeteli ilaç üreten ilaç firmaları tarafından imal edileni varsa, onu tercih edin. * Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanmış ürünleri kullanmaya çalışın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ürün kitapçık ve broşürlerinde, tanıtıcı afişlerde yazan özendirici bilgilerin doğru olmayabileceğini unutmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir vitamin veya bitki özünün rastgele kullanımı, ciddi sağlık sorunlarına sebep olabilir. Bu ürünler kendi aralarında veya reçeteli ilaçlarınızla etkileşime girebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktorunuz önermeden, eczacınıza danışmadan bu ürünlere kesinlikle başlamayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapıdan pazarlanan, komşudan tavsiye edilen, internetten önerilen ürünlere itibar etmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek dozda vitamin, mineral ve bitki özü içeren "mega", "ultra", "hiqh", "süper", "plus" dozlardan ve üçlü-dörtlü karışımlardan uzak durun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Hürriyet)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-2652460451957104140?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/2652460451957104140/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=2652460451957104140&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/2652460451957104140'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/2652460451957104140'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/04/vitamin.html' title='Vitamin'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-8416803130195297404</id><published>2008-04-13T22:43:00.000-07:00</published><updated>2008-04-13T22:44:56.444-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KANSER'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİLO KONTROL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÇOCUK SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Hareketlilik zekâdan değil, zehirden!</title><content type='html'>Selçuk Üniversitesi'nden Doç. Dr. Atabek, günümüz çocuklarının hiç olmadığı kadar çok toksik maddeye maruz kaldığını ve bunun aşırı hareketliliğin de aralarında olduğu sorunlara neden olduğunu açıkladı: 'Hormonlu yiyecekler, plastik oyuncaklar, laminant parkelerle çocuklarımızı kendi elimizle zehirliyoruz'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KONYA - Selçuk Üniversitesi (SÜ) Meram Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Çocuk Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Emre Atabek, çocukların anne karnında çevresel faktörlerden etkilenmeye başladığını ve bu durumun hormonal gelişimleriyle sağlıklı büyümelerini olumsuz etkilediğini söyledi.&lt;br /&gt;Çocukları doğrudan etkileyen çok sayıda faktör bulunduğunu belirten Atabek "Dedelerimiz ve anneannelerimizde görülmeyen 500 farklı toksin madde çocukları zehirliyor" şeklinde konuştu. Bu maddelerin doğrudan beyni etkilediğini söyleyen Atabek, günümüzdeki çocukların aşırı hareketliliğin, zekâ değil zehirlenme göstergesi olduğuna dikkat çekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Laminant parke tehlikeli'&lt;br /&gt;Zehirli maddeleri vücuttan atacak enzimlerin hâlâ bilinmediğini de belirten Atabek, "Çocuklar ağızdan soluk aldığı için maddelerin tamamı vücuda girer. Bu yüzden çocukların vücuduna giren zararlı madde çok yoğun" dedi.&lt;br /&gt;Kurşun, cıva, elektronik, plastik ve tekstilde kullanılan kimyasallar, böcek ilaçları, zirai ilaçlardan yayılan toksin maddelerin su, gıda ve solunumla vücuda alındığını belirten Doç. Dr. Atabek şöyle konuştu: "Hormonlu yiyecekler yüzünden çocuklarımızı kendi elimizle zehirliyor, sağlıklarını tehdit ediyoruz. Çocukları anne karnından zehirlemeye başlayan plastik oyuncaklar, laminant parkeler, kimyasallar yüzünden gelecekte anormal ve ölü doğumlar artacak. Özellikle laminant parkeler ciddi tehlike oluşturuyor. Laminant parkeler, çöplerin preslenmesiyle yapılıyor. Bunlar yapıştırılırken kullanılan kimyasallar, boyu kısa olduğu için yere yakın olan çocukları zehirliyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cips, kilolarca yağ demek&lt;br /&gt;Antalya'da düzenlenen 5. Metabolik Sendrom Sempozyumu'nun gündeminde de çocuk yaşlarda başlayan metabolik sendrom vardı. Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, şunları söyledi: "Çocuklarımız hayatlarının ilerleyen bölümlerinde ciddi problemlerle karşı karşıya kalabilir. Anne adaylarının kesinlikle sigaradan uzak durması gerekiyor. Gebelikte fazla kilo alınması da çocuğun metabolik sendromla tanışma riskini arttırıyor. Okul kantinlerindeki yeme alışkanlıkları, çocukların egzersiz yapmaması, bilgisayar başında çok zaman geçirmeleri de önemli nedenlerden. Araştırmalara göre cips yiyen bir çocuk senede dokuz kilo yağ alıyor." (Yaşam Servisi, aa)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-8416803130195297404?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/8416803130195297404/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=8416803130195297404&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/8416803130195297404'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/8416803130195297404'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/04/hareketlilik-zekdan-deil-zehirden.html' title='Hareketlilik zekâdan değil, zehirden!'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-5904612850838447239</id><published>2008-04-13T07:09:00.000-07:00</published><updated>2008-04-13T07:10:07.565-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Sigarayı bırakana 8 bin YTL</title><content type='html'>Sigarayı bırakana 8 bin YTL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kampanyayı Sağlık Bakanlığı düzenliyor. Sigarayı bırakan kişi 8 bin YTL kazanacak. Katılma şartları ve koşulları ise şöyle;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlık Bakanlığı, tütünle mücadele kapsamında sigarayı bırakma kampanyası düzenliyor. 'Bırak kazan' kampanyasında 4 hafta boyunca sigara içmeyenler arasından yapılacak çekilişle bir kişi 8 bin YTL kazanacak. Katılabilmek için en az bir yıl sigara içmiş olmak gerekiyor. Son başvuru tarihi ise 30 Nisan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de yaklaşık 17 milyon kişi sigara içiyor ve her yıl 100 bin kişi sigaraya bağlı nedenlerle yaşamını yitiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BIRAK KAZAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu kapsamda Sağlık Bakanlığı’nın düzenlediği ve iki yılda bir gerçekleşen ödüllü "bırak kazan" kampanyasının amacı bir bırakma günü belirleyerek sigarayı bırakma fikrini oluşturmak, bırakmak isteyenleri harekete geçirerek yardımcı olmak, sigaranın zararları ve sağlıklı yaşam konusundaki genel bilinçlenmeye katkı sağlamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAMPANYAYA KATILMA ŞARTLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigarayı bırakma konusunda etkin yöntemlerden biri olarak gösterilen 'bırak-kazan' kampanyası bu yıl 1- 28 Mayıs tarihleri arasında düzenleniyor. Kampanyaya en az bir yıldır sigara içen ve 18 yaşını doldurmuş herkes katılabilecek. Kampanyaya katılanlar başvuru formlarını 30 Nisan’a kadar başvuru yerleri olarak belirtilen İl Sağlık Müdürlüklerine, Sağlık Grup Başkanlıklarına, Toplum Sağlığı Merkezlerine, Devlet Hastanelerine, Sağlık Ocaklarına, Aile Sağlığı Merkezlerine ve Sağlık Evlerine teslim edebilecekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 HAFTA BOYUNCA SİGARA İÇMEYEN KAZANABİLECEK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katılımcıların, 1–28 Mayıs tarihleri arasında 4 hafta süre ile sigara içmemeleri gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra Noter huzurunda gerçekleştirilecek çekilişle 1 asil, 10 yedek talihli belirlenecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuradan hemen sonra ise kazanan kişiyle temasa geçilip kampanya koşullarını yerine getirip getirmediği teyit edilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve kazanan katılımcı hem sigarayı bırakmış olacak hem de 8 bin YTL ödülün de sahibi olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: Bugün&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-5904612850838447239?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/5904612850838447239/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=5904612850838447239&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/5904612850838447239'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/5904612850838447239'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/04/sigaray-brakana-8-bin-ytl.html' title='Sigarayı bırakana 8 bin YTL'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-1439030761668317342</id><published>2008-04-12T10:29:00.000-07:00</published><updated>2008-04-12T10:30:59.555-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YAĞLAR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KANSER'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>KANOLA YAĞI VE KANSER RİSKİ</title><content type='html'>KANOLA YAĞI VE KANSER RİSKİ….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanola Yağı, Kolza bitki tohumlarının genetik yolla ıslah edilmesi ile elde edilmiş tohumlardan üretilen bir yağ çeşididir. Kozla ise gıda yağ bitkilerinin içinde en fazla zehirli olanıdır. Öldürücü zehirli olduğu için Böcekler onu yemezler.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanada tarafından geliştirilip dünyaya tanıtıldığından dolayı "Canadian oil, low acid" kelimelerinin başlangıç harflerinin birleştirilmesinden oluşturulan canola(kanola) ismi ile yayılmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kolza yağı uzun yıllar makinalarda ve bilhassa buharlı makinalarda yağlama maddesi olarak kullanılmıştır. İkinci Cihan harbinden sonra yenebilir yağ yapımına yönelinmiş 1950 li yıllarda marketlerde satılmaya başlanmışdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak hayvanlar üzerinde yapılan deneyler insan sağlığında kalp hasarlarına sebep olduğunu ortaya koydu. Bunun üzerine bazı ülkelerin araştırmacıları bu yağın kullanılmasının tehlikeli olduğunu bildirdiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar gittikçe kötüye gidiyor. Kozla (kanola)yağı, insanda ve hayvanda amfizem solunum sıkıntıları, kansızlık, kabızlık, aşırı duyarlılık ve körlük sebebi olabiliyor. Yasak edildiği tarihte İngiltere ve Avrupada 1986-1991 arasında sığır, koyun vs gibi büyükbaş hayvanların yemlerinde kozla yağı kullanılmakta idi. O dönemde hızla DELİ DANA hastalığı başgöstermişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanola yağının etkileri konusunda fareler üzerinde yapılan çalışmalar pekçok problemleri göstermiştir. Farelerde kalp, böbrek, böbrek üstü ve trioid bezlerinin yağlı dejenerasyonu gelişme göstermiştir. Diyetlerinden kanola yağı çıkarıldığı zaman birikimler eriyor,fakat organlardaki hasarlı dokular geride kalıyor. Kanola yağı bağışıklık sistemini de zayıflatıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yağda yoğun bir şekilde bulunan erusik asitin akciğer kanseri ile bağlantıları üzerinde durulmaktadır. Sinir ve kan dolaşım sistemlerinde de zararlı etkileri olduğu bildirilmektedir. Zararlı etkilerinin kanola yağının doğrudan bir trans yağ asidi oluşu ile ilişkilendirilmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yağlar kullanılarak üretilen margarinlerin daha da büyük bir risk taşıyacağı ifade edilmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yandan, Kanola tohumlarının genetik yapısı üzerinde oynanarak daha düşük erosik asit oranlı yağ elde edilmeye çalışılmakta olduğu bildirilmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Problem, çok ucuz olduğu için, haberimiz olmadan ekmekte, margarinde ve her çeşit işlenmiş gıdada kanola yağının kullanılmış olabileceğidir. Burada tüketici olarak bizim uyanık, bilgili ve sorgulayıcı olmamız önemlidir. Böylece gıdalarımızın içerisine katılabilecek bu gibi zararlı katkıların bilgisini önceden temin etmiş oluruz. Sağlıklı olmadığı için, Yemek yağı ve salata yağı olarak kanola yağı kullanmaktan kaçınmalıyız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün için bu yağdan ve türevlerinden uzak durmanın daha uygun olacağını düşünüyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaynak: gıda raporu.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-1439030761668317342?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/1439030761668317342/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=1439030761668317342&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/1439030761668317342'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/1439030761668317342'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/04/kanola-yai-ve-kanser-riski.html' title='KANOLA YAĞI VE KANSER RİSKİ'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-2218898977675955934</id><published>2008-04-09T21:01:00.001-07:00</published><updated>2008-04-09T21:01:12.355-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'></title><content type='html'>Kanser için umut oldu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bakterinin birçok bitkiyi zehirlemek için kullandığı mekanizma, yeni kanser ilaçlarının geliştirilmesi için umut oldu.&lt;br /&gt;09 Nisan 2008 21:31&lt;br /&gt;Yazı boyutunu büyütmek için            &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsviçre'nin Zürih Üniversitesinden Robert Dudler ve ekibi, sonuçları Nature dergisinde yayımlanan araştırmada, "Pseudomonas syringae" (Turunçgil dal yanıklığı) adlı bakterideki syringolin A denilen amino asidin, proteazomları (istenmeyen proteinleri öğüten hücre parçaları) yok ettiğini gördü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Syringolin A salgılayamaz hale gelen değişime uğramış bakteri köklerinin bitkileri zehirleme yeteneğinin azaldığını da gören araştırmacılar, yeni doğal proteazom yok edicilerinin kanser ilaçlarının geliştirilmesinde kullanılabileceğini söylediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazıları insanlarda hastalığa neden olan başka bakterilerin bu tür "yok edicileri" üretebileceğini belirten araştırmacılar, apselere yol açan öldürücü melioidoz hastalığına neden olan toprak bakterisi "Burkholderia pseudomallei" örneğini vererek, İngiliz doktor Alfred Whitmore tarafından 1912'de tanımlanan bu bakterinin artık biyolojik silah olarak kullanıldığına dikkati çektiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turunçgil dal yanıklığı, yaprak sapında yağ lekesi veya siyahlaşma şeklinde başlıyor. Daha sonra yaprak ana damar boyunca kıvrılıyor, kahverengileşiyor ve kopuyor. Tüm turunçgilleri tehdit eden bakteri, özellikle limonlarda ve başka meyvelerde küçük, çukur beneklere neden oluyor. Başlangıçta açık kahve renkli olan bu lekeler giderek kızıl-kahverengi ve siyaha dönüşüyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-2218898977675955934?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/2218898977675955934/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=2218898977675955934&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/2218898977675955934'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/2218898977675955934'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/04/kanser-iin-umut-oldu-bir-bakterinin.html' title=''/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-7791784014152642538</id><published>2008-04-09T20:59:00.001-07:00</published><updated>2008-04-09T20:59:41.403-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Bu gıdaları yiyenlerin boyu uzamıyor</title><content type='html'>Bu gıdaları yiyenlerin boyu uzamıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cips, çerez, meşrubat gibi zararlı ürünleri tüketen çocuklar uzayamıyor. Uzmanlar, "Parlak ambalajlara kanmayın.&lt;br /&gt;10 Nisan 2008 01:14&lt;br /&gt;Yazı boyutunu büyütmek için            &lt;br /&gt;Çocuklarınızı sağlıklı besleyin" diye uyardı...Yemesi zevkli olan fast food tabir edilen gıda ürünlerinin sağlıksız olduğunu bilmeyen yok gibi... Uzmanlar, "Cips, çerez ve meşrubat gibi zararlı ürünleri tüketen çocukların boyu kısa kalır" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) profesörlerinden Murat Aydın, parlak jelatinde satılan ürünlerden uzak durulması gerektiğini söyledi. Aydın, çocukların sağlıklı olduklarını gösteren en önemli göstergelerden birinin büyümeleri olduğunu kaydetti. 3-4 yaşından sonra boy uzamasının yılda 4-6 santim olarak devam ettiğini vurgulayan Aydın, ergenlik döneminde tekrar büyüme sıçraması gerçekleştiğini, ergenliğin sonunda büyümenin kapandığını belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SÜT, MEYVE, SEBZE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Anne ve babanın boyu çocuğun boyunu etkiler" diyen Aydın şu uyarılarda bulundu; "Sağlıklı beslenmeyen, yeterince sebze, meyve, süt, peynir tüketmeyen uzayamaz. Parlak ambalajlarda satılan şeker, şekerleme, cips, çerez, meşrubat gibi boş kalori kaynaklarından uzak durulmalı. Boyu kısa olan çocukların çoğu aslında sağlıklıdır, çok azında altta yatan bir hastalık vardır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akranlarına göre belirgin kısa olan çocukların mutlaka büyüme yönünden incelenmesi gerektiğini ifade eden Aydın, "Bu çocuklar gözden kaçan kronik bir hastalık ya da büyüme hormonu eksikliği nedeni ile kısa boylu kalmış olabilir" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-7791784014152642538?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/7791784014152642538/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=7791784014152642538&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/7791784014152642538'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/7791784014152642538'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/04/bu-gdalar-yiyenlerin-boyu-uzamyor.html' title='Bu gıdaları yiyenlerin boyu uzamıyor'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-8995262340771763178</id><published>2008-04-08T21:21:00.000-07:00</published><updated>2008-04-08T21:22:10.295-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Bahar yorgunluğu</title><content type='html'>Bahar yorgunluğuna karşı altın öğütler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soğuk ve karlı kış bitti, bahar kapımızı çaldı. Bahar yorgunluğunu gidermek için yapmamız gerekenler...&lt;br /&gt;09 Nisan 2008 00:09&lt;br /&gt;Yazı boyutunu büyütmek için            &lt;br /&gt;Bahar yorgunluğuna karşı altın öğütler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahar yorgunluğuna güneş ışığına maruz kalma süresi ile mevsimsel beslenme değişikliklerinin neden olabileceğini ifade eden Dr. Cem Keçe, şikayetlerin üstesinden gelebilmek için altın öğütler aktardı:Sabahları aç karnına en az 5 dakika yürüyün ve 10- 15 dakika aç karnına jimnastik yapın, bu zindelik sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeşil çay için&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C, A, B ve E vitaminleri, potasyum, selenyum ve Omega-3 kullanın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sentetik yerine pamuklu kumaştan üretilen kıyafetler tercih edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her gün akşam ya da sabah duş alın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Probiyotik ve prebiyotik içeren içecekler, bağırsak sistemini güçlendirdiği için özellikle mevsim geçişlerinde bol tüketin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel isteksizlik ve bahar yorgunluğu ile mücadelede dengeli beslenme, iş yerlerinin ve evlerin yeteri kadar aydınlatılması, çalışılan mekanda yeteri kadar pencerenin olması da önemlidir. Bu ayrıntıya dikkat edin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HOŞLANDIĞINIZ İNSANLARLA GÖRÜŞÜN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendinizi kötü haberlere, uyuşukluğa teslim etmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alkol almayın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoşlandığınız insanlarla görüşün ve hoşlandığınız etkinliklerde bulunun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geleceğin getireceklerini bilmemenin kaygısını yaşamak yerine sürprizlerin güzel olduğunu düşünün.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-8995262340771763178?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/8995262340771763178/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=8995262340771763178&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/8995262340771763178'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/8995262340771763178'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/04/bahar-yorgunluu.html' title='Bahar yorgunluğu'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-8644943713340666500</id><published>2008-04-07T20:50:00.001-07:00</published><updated>2008-04-07T20:52:06.760-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RUH SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Kekemelik</title><content type='html'>Kekemelik tarih oluyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi edilmeyen kekemelik sorunu psikolojiyi önemli ölçüde bozabiliyor!..&lt;br /&gt;           &lt;br /&gt;Kekemelik tarih oluyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kekemelik, tedavi edilmezse birçok psikiyatrik hastalığı da beraberinde getiriyor. Uzman konuşma terapisti Leyla Arslan, "Herkesin konuşması, birbirinden parmak izi kadar farklıdır. Bu yüzden kişilere göre tedavi yöntemi seçerek, başarılı sonuçlar alınabilir" diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşmanın akıcılığındaki ritim bozuklukluğu olarak tanımlanan kekemelik, en sık 3-4 yaşlarında görülüyor. Çocukların yaşadığı sinirsel gerilim sonucu ortaya çıkan hastalık, tedavi edilmediğinde insanların sosyal ortamdan uzaklaşmasına neden oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi'nden Uzman Konuşma Terapisti Leyla Arslan, "Kekemeliğin çok çeşitli belirtileri vardır. Çocuklarda çoğunlukla, hece tekrarları yapma, ünlü seslerle başlayan kelimeleri uzatarak konuşma, kelimeler arasında beklemeler, yavaş konuşma, konuşurken ayağını yere vurma, boynunu ileri geri hareket ettirme, ağzı aşırı açma, el hareketleri ya da kafa hareketleri yardımıyla konuşma şeklinde görülür" diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KLİNİK TEDAVİSİ ŞART&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşma bozuklukların hem fiziksel hem de psikolojik yönden incelenmesi gerektiğini vurgulayan Arslan, "Klinik yaklaşımla, kekemeliğin nedenleri araştırıldığı zaman psikiyatrik bir tanı konuluyor" diye konuştu. Konuşmanın akıcılığını bozan nedenlerin birbirinden farklı olduğunun unutulmaması gerektiğini kaydeden Arslan, "Klinik uygulamasında konuşma akıcılığını kazandırılır. Çoğu kez ikincil olarak başka bir sorunu ya da durumda çözülür. O yüzdendir ki kekemeliğin tedavisinde çok çeşitli ve değişik tedavi yöntemleri gelişmiştir" şeklinde konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKICI KONUŞABİLİRSİNİZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın tedavi edileceğinin unutulmaması gerektiğini kaydeden Arslan, bu tür rahatsızlığı olanların mutlaka doktora gitmesi gerektiğini belirterek, "Yıllarca hayali kurduğunuz şekilde akıcı konuşmanın mümkün olduğunu unutmayın. Bu sizin elinizde, yeter ki tedaviye başlayın" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DEPRESYON KONUŞMAYI ETKİLİYOR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Depresyon, farklı kişileri farklı biçimlerde etkiler. Genelde kendilerine güvenleri yoktur. Kederli ve olumsuz düşüncelerle dolu olurlar. Konsantre olmakta ve karar vermekte zorlanırlar. Unutkanlık, huzursuzluk, sabırsızlık, enerji azlığı en sık görülen belirtilerdir. Bu ruh durumunun konuşmayı etkilememesi mümkün değildir. O yüzden bazı konuşma bozukluklarında sözcükler arasında beklemeler, güvensiz ses tonu depresyonun iz düşümü gibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEKRARLAYAN DAVRANIŞLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tanıyı almış kişilerde genellikle sinirlilik ve hafif bir felaket duygusu ortaya çıkmakta ve kendisini rahatlatmak için bazı davranışları tekrar tekrar yapmaktadır. Tekrarlayan davranışlar tutarlılık gösterdiği için güven verir. Duygularda olan bu durum düşünce düzeyinde de konuşma düzeyinde de görülür ve kelime tekrarları, hece tekrarları sürer gider. Problem sorumluluğu alabilecek bir başka kişinin varlığı durumunda ortadan kalkar. Bu kişiler de seanslarda terapistle konuşurken, arkadaşları onunla birlikte konuşurken rahattırlar, yalnız konuşurken tekrarlar artar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANKSiYETE BOZUKLUKLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tanıyı almış olan bireylerde konuşma ve davranışlara bir korku duygusu eşlik eder. Birey bazı ortamlarda ve aşırı stres altında hızlanır, tonlama yapamaz ve nefesi düzgün kullanamadığı için konuşmanın akışını kontrol edemez. Kendi kendine normal konuşurken, bazı kişilerin yanında, otorite olan kişiyle, karşı cinsle, kalabalık ortamda, alışverişte, lokantada, dolmuşa para verirken, aşırı terlemeyle birlikte artar. Bu nedenle, mümkün olduğu kadar konuşmamayı seçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-8644943713340666500?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/8644943713340666500/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=8644943713340666500&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/8644943713340666500'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/8644943713340666500'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/04/kekemelik.html' title='Kekemelik'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-1650032304496439045</id><published>2008-04-06T02:28:00.000-07:00</published><updated>2008-04-06T02:29:48.883-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RUH SAĞLIĞI'/><title type='text'>SEVGİ TEK İLACIMIZ</title><content type='html'>SEVGİ TEK İLACIMIZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Önyargılarımdan kurtulup, doğallık içinde insanlara yaklaşamıyorum, BEN MELEK DEĞİLİM Kİ, herkesin benim şablonlarıma göre davranmasını istiyorum” diyorsanız; sevginin her şeyin ilâcı olduğunu unutmayın lütfen!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlar, insanlarla yakın ilişki hâlinde olan ölümcül hastalıklara yakalanmış kişilerin bile sevgi iletişimiyle ömürlerinin uzadığını belirtiyorlar. Siz de, ilk başta aileniz olmak üzere, yakından görüştüğünüz insanlarla temasınızı daima sıcak ve sevgi dolu tutun. Çevrenizdeki kişilerin sizi anlayamadıklarından dem vurup herkesten uzaklaşmaya çalışmak, sosyal hayatınızı sıfıra indirir ve sağlığınızın bozulmasına neden olur. “Onlar sizi anlamıyorsa siz onları anlamaya çalışın, ne kaybedersiniz?” Onlarla yaptığınız görüşmeler size, ıssız bir adada yaşamadığınızı ve sorunları olan tek kişinin siz olmadığınızı hatırlatacak. Sizi seven kişilere sevgiyle, hoşgörüyle yaklaştığınızda, pek çok sorunun da ortadan kalkmasını sağlayacaksınız. Dertler ve sıkıntılar ancak paylaşılınca hafiflerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlardan uzak kalmak, duygu ve düşüncelerini yalnız kendine saklamak kimseye yarar sağlamaz. İnsanlar ancak birbirlerine karşı önyargısız ilgi, sevgi gösterdiklerinde ve görüş alışverişinde bulunduklarında yaşam bir anlam kazanır. Etrafımızda görüş, duygu ve bilgi alışverişinde bulunacağımız insanların olması bizi yaşama bağlar. Sıkıntılarımızı, üzüntülerimizi, hatta korkularımızı açığa vurduğumuz zaman bunları başkalarıyla paylaşmanın verdiği huzur insanı karamsarlıktan kurtarır. Evimizde, işyerimizde ve çevremizde bizimle temas hâlinde olan kişilerden kaçmayalım. İnsanların birbirleriyle halkaları, sonsuza uzanan dostluk zincirleri (ortak alanlar) kurmaları; kişilerin, toplumların, hatta ulusların sorunlarının çözülmesine neden olur. “Yardımlaşma ve Dayanışma Yasası” ruhsal yasaların en önemlilerinden bir tanesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YARDIMLAŞMA ve DAYANIŞMA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yardımlaşma ve dayanışma öyle yüce bir birlik ve öyle büyük bir yasadır ki, birbirlerini hiç tanımayan bireyleri bile tek bir şemsiye ve tek bir anlayış etrafında birleştirip bütünler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birbirine yardım, diğer varlıklarla bütünleşmedir. Hizmet etmeyi, kendi bilgilerini başkalarıyla da paylaşmayı bilenler, sonsuzluk zincirinin altın halkaları olurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yardımlaşma ve başkalarına kendinden bir şeyler feda edebilme gücü, lekesiz bir gökyüzünden, yeryüzünü kutsamak ve bereketli kılmak için Yüce Doğa’nın tarlalarına düşen yağmur damlalarına benzer. Tarlayı besler, ürünü bereketli kılar. Bu yasaya uygun davranmayan nekes insanlar için söylenen güzel bir atasözü de vardır: “Yağmur olsan kimsenin tarlasına yağmazsın.” Yağmur gibi bereketli olup da, sırf tutuculuk, önyargı ve nekeslik yüzünden başka insanların tarlalarına yağmaktan vazgeçenlerden olmayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl ki yeni doğmuş bir çocuğun yüzünde parlayan bir gülümseme, bütün insanların yüreğine serpilmiş olan huzura ve Yaşam Ağacı’nın dalında açmış bir çiçeğe benzerse, aynı şekilde birbirine sevgiyle, saygıyla yardım eden iki insanın oluşturdukları birlik halkası da, sonsuzluk içinde bütün evreni var eden o tek tohumun açılmış meyvesi gibi saf ve temiz olana benzer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğu bilgeleri der ki: “Rabbine benzemek isteyen başkalarına yardım eder.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;www.astroset.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-1650032304496439045?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/1650032304496439045/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=1650032304496439045&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/1650032304496439045'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/1650032304496439045'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/04/sevgi-tek-ilacimiz.html' title='SEVGİ TEK İLACIMIZ'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-8399257089167070977</id><published>2008-04-06T02:18:00.000-07:00</published><updated>2008-04-06T02:21:40.400-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TAŞLAR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RENKLER'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RUH SAĞLIĞI'/><title type='text'>RENKLER VE TAŞLAR</title><content type='html'>Renklerle Tedavi  »  renk tedavisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan da sorumluyuz.&lt;br /&gt;Moliere&lt;br /&gt;HİNT RENK TERAPİSİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski Hint terapisine göre doğru renkte giysiler giymek ve doğru renkte aksesuvarlar kullanmak kendinizi iyi hissetmenizi sağlıyor. Hatta, hayatınızın fırsatını bile bu şekilde yakalayabilirsiniz.&lt;br /&gt;Biraz şansa mı ihtiyacınız var? Bunu kırmızı bir kazak giyerek, bir portakal yiyerek ya da elmas bir yüzük takarak sağlayabilirsiniz. Hint geleneğine göre hayatınızda şans yaratmak ve aynı anda mutlulukla sağlığı teşvik etmek çevrenizde hangi rengin hakim olması gerektiğini bulmanıza bağlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bir insanın kendini iyi hissetmesi chakra'larına (insan vücudundaki yedi ana nokta) veya vücut ve buna bağlı fizik enerjisine bağlıdır" diye açıklıyor The Indian Luck Book (Hint Şans Kitabı)'nın yazarı Monisha Bharadvvaj. "Her chakra negatif ya da pozitif titreşimleri çeker ve özel bir renge bağlıdır. Bu rengi giymek sizin daha dengeli, mutlu, kontrollü olmanıza yardımcı olur ve buna bağlı olarak dışarıdan aldığınız tepkileri de etkiler. "Kıymetli taşların gücü de aynı şekilde işler. "Kıymetli taşlar chakra'lar üzerinde etkisi olan elektromanyetik enerji yayar," diyor Monisha. "Renklerine ve etkilenen chakra'ya göre kıymetli taşlar canlılığı arttırabilir, olumsuz etkileri önler, sağlığı korur, kazaları önlemek için gerekli enerjiyi verir ve gelişmeyi hızlandırır." Öyleyse kullandığımız renklere dikkat edelim. İyi şanslar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giydiğiniz Renkler Chakra'larınızı, Mutluluğunuzu ve Ruh Halinizi Etkiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KIRMIZI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Omurganın dibinde yer alan Muladhara ya da diğer adıyla temel chakra kırmızı enerjiyi emer; cinselliği ve uzun yaşamayı etkiler. Kırmızı canlılık ve coşkunluk hali bulaştırır. İlişkilerde yakınlığı ve şehveti arttırır. Ne zaman giymelisiniz? İş yerinde fikirler sunmaya ihtiyaç duyduğunuz ya da dinamik gözükmek istediğiniz zaman. Eğer kendinizi gergin hissediyorsanız asla bu renge dokunmayın; bu sadece sizi daha kötü yapacaktır. Ne yemelisiniz? Domates, çilek, turp ve fasulye sıcak tutar ve uyarır. Ama kırmızı besinlerin aşın tüketimi sinirliliğe ve aşırı harekete neden olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TURUNCU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Svadhishtana ya da kuyruksokumu chakra'sı turuncu enerjiyi emer; idrar sistemine, cinselliğe ve üremeye bağlıdır. Turuncu neşenin ve eğlencenin rengidir. Ne zaman giymelisiniz? Turuncu yaşama zevkini, aşkı ve kişisel motivasyonu artırır. Sorunlarınızı çözmeniz zor gözüküyorsa turuncudan kaçının. Ne yemelisiniz? Yumurta sarısı, havuç biber, balkabağı ve portakal hava kirliliğine ve güneş yanığına karşı korur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Manipura ya da karın boşluğu chakra'sı sarı enerjiyi emer; metabolizmayı, huzursuzluğu, uykuyu ve sindirimi kontrol eder. Sarı kişinin kendini ifade etme rengidir; sarıdan kaçınmak başarısızlık korkusunu işaret eder. Ne zaman giymelisiniz? Sarı, tartışmalar sırasında adil davranmanıza yardım eder. Eğer birine onu sevdiğinizi ama bunu kelimelere dökemediğinizi söylemek istiyorsanız sarı giyin. İşte kendine güvenen biri olarak görünmek istiyorsanız siyah bir giysiyi sarı bir aksesuvarla tamamlayın. Sarı iletişimi kolaylaştırdığı için yazarlar ve medyada çalışan insanlar için çok uygundur. Eğer eleştiriden korkan biriyseniz sarı kesinlikle sizin renginiz değil. Ne yemelisiniz? Limon, ananas, mısır ve sarı mercimek uyum sağlamaya yardımcı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YEŞİL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anahata ya da kalp chakrası yeşil enerjiyi emer dolaşımı, kalbi ve heyecanları yönetir. Sık sık yeşil giymek aşkta takıntılı olma eğilimini ortaya koyar. Ne zaman giymelisiniz? Sabırlı ve yardımsever olmaya ihtiyaç duyduğunuz her an. Yeşil verimlilik, cömertlik ve denge ile bağlantılı olan renktir. Yine de sık sık yeşil giymek dalgınlık eğilimi göstermenize neden olabilir. Duygularınızı ifade etmek istediğiniz zaman yeşile, kendini ifade etme rengi olan sarı bir dokunuş ekleyin. İş hayatında yeşil, mantıklı kararlar almanıza yardımcı olacaktır. Çocuklar yeşili severler, onlarla çalışan kişiler için yeşil ideal bir renktir. Ne yemelisiniz? Üzüm, bezelye ve fasulye gibi yeşil besinler sakinleştirici ve stresten arındırıcı bir etkiye sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MAVİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Visshuddha ya da boğaz chakrası mavi enerjiyi emer; yaratma gücünü, solunum sistemini ve boğazı yönetir. Mavi rahatlamaya yardım eder, evde ve aşkta huzuru sağlar. Eğer kendinizi üzgün hissediyorsanız maviden kaçının. Ne zaman giymelisiniz? Açık mavi kendinizi baskı altında hissettiğiniz zaman rahatlamanıza ve işte sorumluluklarınızın farkına vararak davranmanıza yardımcı olur. Turkuvaz mantıklı düşünmenize ve kendinizi açıkça ifade etmenizde etkendir. Koyu mavi karar vermeyi kolaylaştırır. Ne yemelisiniz? Mavi besinler sakin uyumanızı sağlar. Erik yatıştırıcı ve antiseptik etkiye sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MOR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ajna ya da kaş chakrası mor enerjiyi emer; olan bitenin farkında olma gücünü ve sezgileri yönetir. Mor iç huzuru sağlar ama aşırı duyarlılığa neden olabilir. Ne zaman giymelisiniz? Mor ciddi aile meselelerinin çözümünde yararlı olur. Huzur verir, işte saygı kazandırır ve ilişkilerdeki huzursuzlukları çözer. Lila ise rahatlamaya yardımcı olur. Ne yemelisiniz? Mor besinler yatıştırıcıdır ve bakterilere karşı korur. Üzüm, patlıcan, soğan ve lahana besleyici ve dengeleyicidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KIYMETLİ TAŞLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aksesuar chakra'lara daha fazla pırıltı katıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KIRMIZI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAKUT, LAL, KIZIL KUVARS, MERCAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu taşlar kalp krizini ve zayıf dolaşımı tedavi etmek, acıyı yok etmek için kullanılır. Gençleşmeyi sağlar, stresi yatıştırır ve aşk hayatınızı destekler. Güveni ve liderliği artırdığı gibi paraya sıkıştığınız zaman yardım eder ve iş arkadaşlarınızla olan ilişkileriniz! güçlendirir. Kızıl kuvars gibi pembe taşlar aile hayatinin baskıları artığı zaman enerji ve aşk sağlayarak hislerinize odaklanmanıza yardımcı olur. Kırmızı taşlar ayrıca hayatın olumlu yönlerim görmenizi sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SARI SAFİR, KAPLAN GÖZÜ, SARI KUVARS, TOPAZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarı taşlardan gelen enerji sinir sistemini yönetir; yorgunluk ve sinir bozukluğun üstesinden gelmeye yardımcı olur. in uykusuzluk ve sarsıntıya iyi gelir.Demir bakımından zengin olan kaplan gözü migrenin yanı sıra cilt ve kan problemlerine yardımcı olur. Sarı taşlar sinir sistemini temizler, neşelenmenizi sağlar, başarı ve para getirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YEŞİL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TURMALİN, ZÜMRÜT, YEŞİM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeşil taşlar genel iyileştirme ve stres içindir Zümrüt uykusuzluğa ve yüksek tansiyona iyi gelir yeşim zihni açar, böbrek ve mesane rahatsızlıklarını iyileştirir. Zümrüt ve yeşim ilişkilerdeki aşırı sahiplenmenin ve arzunun üstesinden gelmeye yardımcı olur. Bu taşları takmak hırsınızı arttırır yaratıcı fikirler ortaya koyma yeteneğinizi geliştirir. Yeşil taşlar kariyerleri iletişime dayalı kişiler tarafından büyük ilgi görür çünkü yeşil dengenin ve uyumun rengidir yeşil bir taş takmak huzuru sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MAVİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAFİR, FİRUZE, LAPİS LAZULİ(LACİVERT TAŞ), AKUAMARİN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mavi taşların &lt;br /&gt;hepsi zihin yeteneğin! ve yaratıcılığı güçlendirir; özellikle de safirin çok güçlü etkileri olduğuna inanılır. Hatta uykusuzluk ve sinirliliği tedavi ettiği bile düşünülür. İş ortamındaki finansal durumu iyileştirmek için de kullanılır. Akuamarin ağız ve boğaz problemlerine yardımcı olur. Lapis lazuli kabul edilmeyi ve cömertliği sağlar. Mavi taşlar ilişkilerdeki huzuru, yakınlığı ve şefkati sağlar. Yaratıcılığı etkiler ve bu yüzden yeni fikirler ortaya atmak için kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEYAZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ELMAS, İNCİ, OPAL, MERCAN, AYTAŞI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyaz taşlar ağrıyı yatıştırmaya ve enerji toplamaya yardımcı olur. Elmas felci, iktidarsızlığı ve sarayı tedavi etmek için kullanılır; aşk hayatınızı iyileştirir. Güven sağladıkları gibi cesaret için de takılır. Ay ile bağlantılı olan inci aybaşı problemleri ve ilişkileri heyecanlı tutmak için kullanılır (Hintli gelinler mutlu bir evlilik ve dul kalmaktan korunmak için inci takar) Aytaşı akıllı yatırımları teşvik eder. Beyaz taşlar statik enerjiyi sarsar, kariyerlerin hızla ilerlemesine yardımcı olur ve insanların amaçlarına ulaşmasını teşvik eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayça KANÇAL&lt;br /&gt;ELLE Aralık 2001&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-8399257089167070977?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/8399257089167070977/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=8399257089167070977&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/8399257089167070977'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/8399257089167070977'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/04/renkler-ve-talar.html' title='RENKLER VE TAŞLAR'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-6340442069138886911</id><published>2008-04-06T02:16:00.000-07:00</published><updated>2008-04-06T02:17:58.454-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ALTERNATİF TIP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='K'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KANSER'/><title type='text'>Köri Kolon Kanserini Önlüyor</title><content type='html'>Tıbbi Bitkiler  »  Köri Kolon Kanserini Önlüyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köri Kolon Kanserini Önlüyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çeviren: Gülşah Balaban&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;John Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, soğan ve körinin içinde bulunan kimyasallar kolon kanserini önlemede yardımcı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Clinical Gastroenterology and Hepatology’nin Ağustos sayısında yayımlanan çalışmada, aile geçmişinde adenomatöz polipozis (FAP) görülen beş kişiyle çalşıldı. FAP, bağırsakta prekanseröz poliplerin artmasına ve sonunda kolon kanserinin ortaya çıkmasına neden oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altı ay süren araştırmada katılımcılara, günde 20 miligram soğanın içinde bulunan bir antioksidan ve 480 miligram zerdeçal (körinin içerdiği başlıca baharatlardan biri) verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalardaki poliplerin sayısı ortalama olarak %60.4 azaldığı ve poliplerin boyutunun ise %50.9 küçüldüğü tespit edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;John Hopkins Üniversitesi gastroenteroloji bölümü başkanı Dr. Francis M. Giardiello: “Soğanın içinde bulunan antioksidanı pek çok insan günlük yiyeceklerinden alıyor. Ancak zerdeçal, genellikle geleneksel yiyeceklerde kullanılıyor, ve zerdeçalın sadece %3 veya %5’i kurkumin içeriyor,” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmacılar, çalışmalarına daha fazla hastayla yapacakları araştırmalarla devam etmeyi düşünüyorlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-6340442069138886911?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/6340442069138886911/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=6340442069138886911&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/6340442069138886911'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/6340442069138886911'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/04/kri-kolon-kanserini-nlyor.html' title='Köri Kolon Kanserini Önlüyor'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-436118158545572742</id><published>2008-04-03T21:33:00.001-07:00</published><updated>2008-04-03T21:33:46.720-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİLO KONTROL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Dr. Mehmet Öz tavsiyeli iddialı diyet</title><content type='html'>Dr. Mehmet Öz tavsiyeli iddialı diyet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Mehmet Öz'ün "Hayatı kilo vermesine bağlı olan hastam olduğunda ona yönlendiriyorum" dediği ünlü diyetisyen Dr. Joel Fuhrma'nın diyeti 6 haftada en az 9 kilo verdirme iddiasında&lt;br /&gt;           &lt;br /&gt;Dr. Mehmet Öz tavsiyeli iddialı diyet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çeşitli hastalıkları beslenme ve doğal yöntemlerle iyileştirme uzmanı olan ABD'li doktor Joel Fuhrman, aşırı beslendiğimiz halde yetersiz beslendiğimizi, yiyecekleri sonradan besinlerle zengilenleştirmenin ise yetersizliğe çare olmadığının altını çizerek, "Bu samandan ev yapmaya benzer" diyen besin uzmanlarından...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünlü doktor Joel Fuhrman'ın Prestij Yayınları’ndan çıkan “Yaşamak İçin Ye” adlı kitabında hem kalp, tansiyon, şeker ve kanserle savaşan hem de 6 haftada 9 kilo verdiren diyet programını açıklıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin sağlık ve diyet konusundaki uzman isimlerinden Dr. Mehmet Öz de bu programı onaylayan isimler arasında. Öz, "Eğer bu diyete kendinizi adarsanız etkili olacağından hiç kuşkum yok. Hayatı kilo vermesine bağlı olan hastalarım olduğunda Dr. Joel Fuhrma'a yönlendiriyorum" diyor.... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktor Joel Fuhrman'ın önerisi: Yaşamak için ye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fuhrman, Türkiye de de Prestij yayınevinden piyasaya çıkan ve ünlü kalp cerrahı Mehmet Öz ün önsözünü yazdığı Yaşamak İçin Ye adlı kitabında, aşırı beslenmenin kalp, tansiyon, diyabet, kanser dahil pek çok hastalığa neden olduğunu vurgularken, sağlıklı beslenmek ve fazla kilolarından kurtulmak isteyenlere altı haftada en az 9 kilo zayıflamayı sağlayan beslenme programı öneriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun ömrün formülünü besinler ve lifler açısından zengin bir diyet olarak gösteren Fuhrman, sağlık için çok önemli olan lifin, meyve, sebze ve baklagil gibi bitkisel yiyeceklerle ve bol miktarda alınmasını tavsiye ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tatlı ihtiyacı meyvelerden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fuhrman, ekmek, makarna, pasta gibi karbonhidrat yönünden zengin besinlerin çok az tüketilmesinin, tatlı ihtiyacının meyvelerden karşılanmasının ve hayvansal besinler yerine de yeşil sebze yenmesinin önemine işaret ediyor. 280 gram brokolideki 100 kaloriye karşın, 28 gram hayvansal besinde 100 kalori olduğuna dikkat çeken Fuhrman, altı haftalık program sonucunda fazla kiloların yanısıra kandaki yağ oranlarının düşeceğini, baş ağrısı, gastrit,kabızlık,sindirim güçlüğü ve burun kanaması gibi birçok semptomun yok olacağını belirtiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitapta şu besinler öneriliyor ya da yasaklanıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınırsız yiyecekler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salata dahil bütün çiğ sebzelerden günde yarım kilo... Bu, bir göbek salatanın ya da kıvırcık salatanın tamamına denk geliyor. Bezelye, tatlı kırmızı biber, domates, salatalık... Yarım kiloluk bu yiyeceklerle alınacak kalori miktarı 100 den az. Ne kadar yerseniz o kadar kilo verirsiniz kuralı, sebzeler için de geçerli. Hedef yine yarım kilo. Bu sebzeleri yerken porsiyon çok büyük olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalı fasulyesi, brokoli, enginar, kuşkonmaz, kabak, yeşil-kırmızı lahana, brüksellahanası, bamya, pazı, şalgam, pancar, ıspanak, karnıbahar, patlıcan, biber kullanarak sebzelerde çeşitliliği sağlayın. Nohut, kuru fasulye, barbunya, mercimek, soya fasulyesi, börülce... Baklagiller, dünyanın en mükemmel yiyeceklerinden. Kan şekerini sabitler, tatlı arzusunu köreltir ve akşamüstü acıkmaların engeller.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altı haftalık programda günde en az bir su bardağı dolusu yiyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günde en az dört meyve tüketin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınırlı yiyecekler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günde en fazla bir porsiyon pişmiş nişastalı sebze ya da tam tahıllar (Mısır, patates, pirinç, pişmiş havuç, ekmek, kahvaltılık gevrekler).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiğ kuru yemişler ve tohumlar (günde maksimum 30 gram). Avakado (günde maksimum 60 gram). Ketentohumu (günde 1 yemek kaşığı).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasaklar: Süt ve hayvansal ürünler, meyve suyu, kurutulmuş meyve.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;310 sayfalık kitap 10 bölümden oluşuyor. Bu rejimi denemek isteyenlere yönelik tavsiyemiz ise kitabı sonuncu bölümden okumaya başlamaları. Çünkü sonuncu bölüm bu diyet hakkında merak edilen ve sık sorulan sorulara verilen cevaplara ayrılmış. Çünkü malumunuz bir diyet rejimine başlamadan önce bilinmesi gereken şey, "Yapılması gerekenlerden çok, yapılmaması gerekenlerdir"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitapla ilgili teknik bilgiler ve sipariş şartlarını görmek için bu linki kullanabilirsiniz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Haber 7 Kitap Dünyası)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-436118158545572742?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/436118158545572742/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=436118158545572742&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/436118158545572742'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/436118158545572742'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/04/dr-mehmet-z-tavsiyeli-iddial-diyet.html' title='Dr. Mehmet Öz tavsiyeli iddialı diyet'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-7781304818106914283</id><published>2008-04-03T12:40:00.000-07:00</published><updated>2008-04-03T12:41:39.752-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RUH SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÇOCUK SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Çocuklar için internet ne kadar tehlikeli?</title><content type='html'>Çocuklar için internet ne kadar tehlikeli?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belçika'da yapılan kapsamlı bir araştırma kontrolsüz kullanılan internetin çocuklar için ne kadar tehlikeli olduğunu ortaya koydu.&lt;br /&gt;            &lt;br /&gt;Çocuklar için internet ne kadar tehlikeli?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlkokul son sınıf öğrencilerinden yarıya yakınının internette karşılaştıkları bir resim ya da film yüzünden 'şok' geçirdiği belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternette Çocuk İstismarı ile Mücadele Merkezi (Action Innocence) Belçika örgütlenmesinin, 27 bin çocuk ve 7 bin yetişkin üzerinde yaptığı araştırmada, çocuklar için kontrolsüz internetin büyük bir şehirde gece tek başlarına bırakılmaları kadar tehlikeli olduğu sonucuna varıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlara göre masum birtakım kelimelerin argodaki karşılığını bilmeyen çocuklar farkına varmadan kolayca pornografik unsurların kurbanı olabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YouTube gibi video paylaşım sitelerindeki kafa kesme görüntüleri, sohbet sitelerinde 'çocuk avına' çıkan pedofil ruhlu sapıklar ve şok edici ağır porno sitelerinin çocukların akıl ve ruh sağlığı dengesini tehdit ettiği kaydedildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunları göz önünde bulunduran ailelerin bilgisayarlarını çöpe atmak isteyebileceklerini ifade eden yetkililer, sorunun küçümsenmeyecek bir sorun olmasıyla birlikte bir panik havasının da oluşturulmamasını istiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlara göre çocukların çoğu internette kasten aramamalarına rağmen sıklıkla istenmeyen görüntülerle karşı karşıya kalıyor. Bazı hayvan isimlerinin Google'de aranması durumunda ancak beşinci yada altıncı sıradaki 'link'te gerçekten o hayvanla ilgili bilgilere ulaşılabileceğini, ilk sıradaki sitelerin aranan kelimelerin 'argodaki' karşılığına dayanarak çok farklı siteleri çocukların önüne serildiği ifade ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırma kapsamında sorgulanan çocukların üçte biri internette istemeden karşılaştıkları 'şok edici' görüntülerden ailelerine hiç söz etmiyor. Çocuklar ya gördükleri karşısında utanıyor yada ailesinin kendisine interneti yasaklamasından çekiniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailelere çok büyük sorumluluk düşüyor. Çocukların yetişkinlerin kontrolünde internette dolaşmasına izin verilmesi gerektiğini ifade eden uzmanlar, ailelerin kesinlikle çocukları başıboş bir şekilde internetle başbaşa bırakmamalarını istiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlar, özellikle çocukların hangi sitelere girdiğini tespit eden programlarla internet filtre programlarının kullanılmasının faydalı olduğuna inanıyorlar. Fakat bunun çocukların bilgisi dahilinde yapılması da özellikle vurgulanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Action Innecence yetkilileri, çocukları tehlikelerden korumak için pratik bilgiler veriyor. Buna göre;&lt;br /&gt;- Bilgisayarın oturma odasında herkes tarafından görülecek bir yerde olmasına özen gösterin.&lt;br /&gt;- Çocuklarınıza kimlerle 'chat' yaptığını arada bir sorun. Böylece art niyetli yabancı kişilerle görüşüp görüşmediğini öğrenebilirsiniz.&lt;br /&gt;- Sorun olduğunu hissediğinizde bunu çocuğunuzla açıkça konuşmaktan çekinmeyin. Bu şekilde çocuğun size güvenerek internet ortamında yaşadığı iyi yada kötü olayları paylaşmasını sağlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VEDAT DENİZLİ- CİHAN&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-7781304818106914283?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/7781304818106914283/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=7781304818106914283&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/7781304818106914283'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/7781304818106914283'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/04/ocuklar-iin-internet-ne-kadar-tehlikeli.html' title='Çocuklar için internet ne kadar tehlikeli?'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-6168566342418047213</id><published>2008-03-30T02:26:00.000-07:00</published><updated>2008-03-30T02:30:01.000-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KANSER'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Mozarella peyniri her an yasaklanabilir</title><content type='html'>Mozarella peyniri her an yasaklanabilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünlü İtalyan peyniri Mozzarella'nın kanserojen madde içerdiği gerekçesiyle Avrupa Birliği ülkelerinde yasaklanabileceği öğrenildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AB ülkelerinde satılan Mozzarella peynirlerinin kanserojen madde içermesi nedeniyle AB ülkelerinde yasaklanması gündemde. Paketlerde, tüketicileri bilgilendirici yazıların da eksik olduğu ifade edilen peynirin, AB Gıda Komisyonu tarafından yasaklanabileceğini açıklandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Napoli ve güney İtalya'daki 29 firmanın ürettiği ürünlerde yapılan analizlerde, yüksek miktarda dioxin adlı kanserojen madde bulunduğu görüldü. Mozzarella peynirleri, Güney Kore ve Japonya'da yasaklanmış durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan haberin İtalya'da yayınlanması üzerine Mozzarella peyniri satışlarının yüzde 30-35 civarında düştüğü öğrenildi. Pizza ve makarna soslarının vazgeçilmezi konumunda olan Mozarella peyniri Türkiye'de de oldukça yaygın bir şekilde tüketiliyor ancak yasağın Türkiye'ye yansımasının ne şekilde olacağı şuan için bilinmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İHA&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-6168566342418047213?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/6168566342418047213/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=6168566342418047213&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/6168566342418047213'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/6168566342418047213'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/03/mozarella-peyniri-her-yasaklanabilir.html' title='Mozarella peyniri her an yasaklanabilir'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-7257101884475993512</id><published>2008-03-30T02:23:00.001-07:00</published><updated>2008-03-30T02:23:43.980-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Cep telefonu kansere yol açıyor</title><content type='html'>Cep telefonu kansere yol açıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıp alanında çok sayıda ödül sahibi İngiliz beyin cerrahı Prof. Vini Khurana, cep telefonlarının sigaradan da asbestten de daha zararlı olduğunu ve kansere yol açtığını öne sürdü.&lt;br /&gt;           &lt;br /&gt;Cep telefonu kansere yol açıyor&lt;br /&gt;Cep telefonu üreticilerine seslenen Khurana, cep telefonlarındaki radyasyon oranının mutlaka düşürülmesi gerektiğini savundu.&lt;br /&gt;Halka da "cep telefonlarınızı mümkün olduğu kadar az kullanın, mecbur olmadıkça kullanmayın" çağrısında bulunan Prof. Vini Khurana, hükümetin de acil önlemler alması ve cep telefonu üreticilerinin radyasyon seviyesini düşürmesini sağlaması gerektiğini ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Khurana'nın araştırmasının sonuçları, cep telefonlarının sağlığa muhtemel zararları konusunda bugüne kadar yapılmış en olumsuz tahmin olarak kabul edilirken, Khurana'nın araştırmasının sonucunda hazırladığı makale IoS adlı sağlık dergisinde yayımlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Khurana, 10 yıl boyunca cep telefonu kullananların beyin kanserine yakalanma oranlarının iki kat arttığını öne sürdüğü araştırmasında, beyin kanserlerinin gelişmesinin de 10 yıl kadar süre aldığını belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimsel araştırmalar alanında 16 yılda 14 ödül alan ve 40'a yakın makalesi bulunan Prof. Khurana'nın, araştırması sırasında cep telefonlarının etkileri konusunda bugüne kadar yapılmış 100'den fazla araştırmanın sonuçlarını da yeniden değerlendirdiği bildirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cep telefonlarının beyin tümörlerine yol açtığının gelecek 10 yıl içinde kesinlikle kanıtlanmasını beklediğini de belirten Khurana, hemen önlem alınmazsa gelecek 10 yılda beyin tümörü vakalarında büyük artış görülebileceğini ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AA&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-7257101884475993512?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/7257101884475993512/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=7257101884475993512&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/7257101884475993512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/7257101884475993512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/03/cep-telefonu-kansere-yol-ayor.html' title='Cep telefonu kansere yol açıyor'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-7662354714624561872</id><published>2008-03-30T01:52:00.000-07:00</published><updated>2008-03-30T02:21:33.538-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>DOĞAL ANTİBİYOTİK</title><content type='html'>DOĞAL ANTİBİYOTİK &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumumuzda herşey ilaca bağlanır. İlaçlara bağımlılığımız var.&lt;br /&gt;Boğazlarımız biraz kızarınca veya biraz öksürünce gelişigüzel bir antibiyotik alırız.Bu antibiyotikler de balgamı söktürmez, mikrobu vücuttan çıkaramaz. Zamanla vücutta bağışıklık sağlarlar ve etkileri kalmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun yerine doğal antibiyotikler kullanmamız lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğal antibiyotikler nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarımsak, soğan doğal antibiyotiktir. Bunları çok fazla tüketmek lazımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu için özel reçete olarak tavsite ettiğimiz tarif :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;500 CC (yarım litre) kaynamış soğumuş suya,&lt;br /&gt;kabukları soyulmuş bir baş sarımsak, yarım limonu kabuğuyla dilim dilim doğrayıp içine atın. Kapağını kapatıp (alimünyum folyoyla sararak ışık almasını engelleyebilirsiniz) karanlık bir ortamda 4 gün bekletin. Dört gün beklettikten sonra içinden posasını alın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her kışa girerken bir kaç defa bu doğal antibiyotiği tekrarlarsanız savunma mekanizmanız güçlü olur. Her yemekten 15 dakika önce&lt;br /&gt;aç karnına bir yemek kaşığı içebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarıdan gelen mikrop ve virüslere karşı etkilidir.Hiç bir yan etkisi de yoktur. limonu hayatımızdan çıkartmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarifimiz bir kişiliktir. Daha fazla su ve ölçüyle de yapabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elmas Maranki&lt;br /&gt;&lt;a href="http://maranki.com/index.php?option=com_content&amp;task=view&amp;id=108"&gt;kaynak&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-7662354714624561872?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/7662354714624561872/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=7662354714624561872&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/7662354714624561872'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/7662354714624561872'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/03/doal-antibiyotik.html' title='DOĞAL ANTİBİYOTİK'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-345947141441270938</id><published>2008-03-26T23:25:00.000-07:00</published><updated>2008-03-26T23:26:20.363-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>sülük</title><content type='html'>Demi Moore'un güzellik sırrı sülük!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisinden 16 yaş küçük olan oyuncu Ashton Kutcher'la evli olan Hollywood yıldızı Demi Moore, genç kalabilmek için sülük tedavisi yaptırıyor &lt;br /&gt;27 Mart 2008 08:10 &lt;br /&gt;Yazı boyutunu büyütmek için               &lt;br /&gt; Son filmi 'Flawless'ın tanıtımı için David Letterman Show'a katılan Demi Moore anti-aging sırlarını açıkladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Moore "Avusturya'ya kanımın sülükler tarafından emilmesi için gidiyorum. Sağlıklı ve formda kalmak için her şeyi yaparım" dedi. Sülükleri vücudun yenilenmesi ve iyileşmesinde büyük rol oynadığını kaydeden güzel oyuncu, sülüklerin kirli kanı emerek kişinin vücuduna şifa verdiğini belirtti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-345947141441270938?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/345947141441270938/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=345947141441270938&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/345947141441270938'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/345947141441270938'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/03/slk.html' title='sülük'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-8446624326195516781</id><published>2008-03-26T01:01:00.000-07:00</published><updated>2008-03-26T01:02:22.180-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÇOCUK SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'></title><content type='html'>BEBEKLERDE GAZ&lt;br /&gt;DR. KADİR TUĞCU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GAZ SANCISI BEBEKLERDE SIKÇA GÖRÜLEN BİR PROBLEMDİR. BEBEK 2-3 HAFTALIK OLDUĞUNDA BAŞLAR, 4-6 HAFTADA EN YOĞUN DÖNEME ULAŞIR, ÇOĞUNLUKLA 4 AYDA BİTER.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeklerin gaz problemi her yeni doğum yapmış annenin kabusudur. Bu kabus 20. günü akşamı başlar ve aşağı yukarı 4. ayın sonuna kadar da sürer. Bu ilk 20 gün tabiatın annelere bahşettiği grace periyottur, bu dönemde anne doğum sonrası kendisini toparlamaya vakit bulur, fakat 20. gün akşamı gaz sancıları başlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEBEKLERDE GAZ UFAK BİR PROBLEM GİBİ GÖZÜKSE DE HEM BEBEK HEM DE ÇEVRESİNDEKİLER İÇİN ZOR BİR DURUMDUR. ÖZELLİKLE YENİ DOĞAN BEBEKLERDE SİNDİRİM SİSTEMİNİN TAM GELİŞMEMİŞ OLMASI NEDENİ İLE GAZ PROBLEMİNE SIKÇA RASTLANIR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeklerde saz sancısının nedeni hareketsizliktir. Bir ameliyattan sonra ya da sezaryen yapmış anneyi kaldırıp yürütmelerinin nedeni de gazı önleme çabasıdır. 4. aydan sonra bebek kendi kendine dönmeye başladığından ötürü gaz problemi biter. Sırf bu yüzden bebekler arabaya bindiklerinde gaz problemi geçmektedir. Eskiden bebeklerin gaz problemi çekmemelerinin nedeni düz yatak kullanılmaması, beşik ve salıncak kullanılması, yahut ayaklarında ya da battaniye içerisinde uyutmalarıydı. Annelerin üzerine düşen vazife çocuklara hareket verecekler, sık sık kucaklarına alacaklardır. Kucaklarında şu biçimde dik tutarak akciğerleri hizasında değil, barsak ve mide hizasında ele hafif bir çukur vererek hava boşluğu bırakacak şekil verilerek hafifçe vurulmalıdır böylece bebeğin gaz çıkarması sağlanmış olur. Dört ayın sonuna yani gaz problemi bitinceye kadar bunu uygulamak gerekir. Bundandır ki, kucağa alma, alışır gibi inanışlar itibar edilmemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YENİ DOĞAN BEBEKTE KARIN AĞRISI VE GAZ PROBLEMİ VARSA DEVAMLI AĞLAR. HUZURSUZDUR VE DOLAYISIYLA ÇEVRESİNDEKİLERİ DE HUZURSUZ EDER. BEBEĞİN KARNINDA GERGİNLİK GÖRÜLÜR VE BACAKLARINI SÜREKLİ KENDİSİNE DOĞRU ÇEKER.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebek gazı olduğunu hıçkırık tutması, alttan gaz çıkarma ve meme emerken karnından gelen gurultularla göstermeye çalışır. Eğer bunlar varsa anne gazını etkili bir şekilde çıkaramıyor demektir, dikkat etmek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SIK VE DÜZENSİZ BESLENEN BEBEKLERİN GAZ SANCILARI DAHA DA ARTABİLİR. BU NEDENLE BEBEKLER GEREĞİNDEN FAZLA EMZİRİLMEMELİ GEREKSİZ YERE EK BESİNLER VERİLMEMELİDİR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu devrede ikinci bir gaz sancısı nedeni aşırı yedirmektir. Çok ağlayan çocuklara aç zannedilerek meme verilir. Çocuğun hazımsızlık ağrıları çekmeye başlar ve bu sancı gaz sancısından çok daha beterdir. Bunu normalde altın sarısı renkte olması gereken kakanın yeşil renge dönmesi ile anlayabiliriz. Çocuğun yeşil renkte kaka yapması üşüttüğünü ya da annenin ayağını üşüttüğünü göstermez. Soğuğun gaz sancısı ile hiçbir ilgisi yoktur, hareketsizlikten kaynaklanır. Kucağa almanın da hiçbir sakıncası yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.saglikkanali.com/"&gt;kaynak&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-8446624326195516781?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/8446624326195516781/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=8446624326195516781&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/8446624326195516781'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/8446624326195516781'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/03/bebeklerde-gaz-dr.html' title=''/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-2871384000517021902</id><published>2008-03-26T00:58:00.000-07:00</published><updated>2008-03-26T00:59:12.971-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÇOCUK SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Bebeklerde göz sulanması hastalık olabilir!</title><content type='html'>Bebeklerde çok sık görülen göz sulanması uzun süre geçmediğinde dikkat edilmesi gereken bir sorun haline dönüşebiliyor. &lt;br /&gt;25 Mart 2008 08:33 &lt;br /&gt;Yazı boyutunu büyütmek için               &lt;br /&gt; Yeditepe Üniversitesi Göz Hastanesi’nden Yrd. Doç. Dr. Deniz Oral, herhangi bir sağlık problemi olmayan ve zamanında doğmuş bebeklerin yaklaşık olarak yüzde 5’inde gözlerde sürekli sulanma ve çapaklanma görülebildiğini belirterek şu bilgileri verdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sulanmaya ve çapaklanmaya neden olur” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Normalde göz yüzeyini nemlendirmek ve korumak için gözyaşı bezleri tarafından üretilen gözyaşının fazla kısmı gözyaşı kanalı tarafından burun boşluğuna aktarılır. Gözyaşı kanalı alt ve üst göz kapaklarının iç köşesinde iki küçük delik olarak başlar ve buradan aşağı doğru uzanarak burun boşluğuna açılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağlarken burnumuzun akmasının nedeni çok miktarda gözyaşının bu kanaldan burun içine boşalmasıdır. Bazı bebeklerde gözyaşı kanalının gelişimi doğumda tamamlanmamıştır ve kanalın burun boşluğuna açıldığı noktada ince bir zar bulunur. Bu zarın neden olduğu tıkanıklık nedeniyle fazla gözyaşı ve içindeki artık maddeler göz yüzeyinde birikerek sürekli sulanma ve çapaklanmaya neden olur. Bu durum doğumsal gözyaşı kanalı tıkanıklığı olarak adlandırılır ve tek ya da her iki gözü beraber etkileyebilir. Sürekli sulanma ve çapaklanmanın yanısıra kanal tıkanıklığına bağlı olarak mikrobik enfeksiyon gelişmesi durumunda gözlerde kızarıklık ve kapaklarda şişme de görülebilir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Masaj uygulanması çapaklanmayı azaltır” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğumsal gözyaşı kanalı tıkanıklıklarının yüzde 95’i bebek 1 yaşına gelmeden kendiliğinden açılır. Bu nedenle 1 yaşına kadar sadece gözyaşı kanalına masaj uygulanması ve gerektiğinde çapaklanmayı azaltmak için kısa süreli antibiyotikli damlalar kullanılması yeterlidir. Masaj uygulaması sırasında işaret parmağı gözün iç köşesi ile burnun birleştiği noktaya konur ve alttaki burun kemiği üzerine bastırılarak parmak aşağı doğru kaydırılır. Masaj uygulaması gözyaşı kanalı içinde basınç oluşturarak kanalın alt ucundaki tıkanıklığı açılmaya zorlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En sık olarak doğumsal gözyaşı kanalı tıkanıklığına bağlı olmakla beraber, bebeklerde sulanma gözyaşı kanallarının yokluğu, doğuştan olan göz tansiyonu hastalığı, yoğun allerji veya kimyasal etkilere bağlı olarak gözlerde oluşan tahriş gibi nedenlerden de kaynaklanabilir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Göz doktoru değerlendirmeli” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sebepler daha nadir olarak görülmekle beraber, sorunun neden kaynaklandığının belirlenmesi açısından gözlerinde sürekli sulanma olan bebeklerin bir göz doktoru tarafından değerlendirilmesi büyük önem taşır. Tedavide sorunun kendiliğinden geçme ihtimali azaldığı zaman sondalama işlemi uygulanır. Ameliyathane ortamında bebeğe hafif bir genel anestezi verilmesini takiben gözyaşı kanalına sonda adı verilen özel bir alet ile girilerek tıkanıklık açılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sondalama işleminin başarı şansı yüzde 95 seviyesindedir. İlk sondalama işlemi sonrasında kanal tıkanıklığının hala devam etmesi durumunda sondalama işlemi tekrarlanır ve sondalamaya ek olarak gözyaşı kanalının tekrar tıkanmasını engellemek amacıyla kanala ince bir silikon tüp yerleştirilir. Bu tüp daha sonraki takipler sırasında tekrar anestezi verilmesine gerek olmadan poliklinikte çıkartılır. Çok nadiren sondalama ve tüp uygulanmasına rağmen tıkanıklığın giderilemediği durumlarda ameliyatla gözyaşı kanalı ile burun boşluğu arasında yeni bir bağlantı oluşturulması gerekebilir.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim sağlık&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-2871384000517021902?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/2871384000517021902/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=2871384000517021902&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/2871384000517021902'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/2871384000517021902'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/03/bebeklerde-gz-sulanmas-hastalk-olabilir.html' title='Bebeklerde göz sulanması hastalık olabilir!'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-2816627824109710812</id><published>2008-03-26T00:53:00.000-07:00</published><updated>2008-03-26T00:54:11.708-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KANSER'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Kuaförler için kanser riski yüksek</title><content type='html'>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), saç boyası ve diğer kimyasalları kullanan kuaförlerin daha yüksek kanser riskiyle karşı karşıya kalabileceğini bildirdi. &lt;br /&gt;26 Mart 2008 04:39 &lt;br /&gt;Yazı boyutunu büyütmek için               &lt;br /&gt; DSÖ'ye bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı tarafından gerçekleştirilen araştırmada, kuaförlerin kanserojen madde ihtiva eden kimyasalları kullanmaları nedeniyle kansere yakalanma riskinin daha yüksek olabileceği ifade edildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmada erkek kuaförlerin mesane kanserine yakalanma riskinin, genel nüfusa kıyasla yüzde 20 ila 60 daha yüksek olduğu belirtildi. Kadın kuaförler arasında ise bu riskin düşük olduğu kaydedildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akciğer kanserine yakalanma riskinin ise hem erkek hem de kadın kuaförlerde yüzde 30 daha yüksek olduğu ancak bunun kuaförler arasında sigara kullanımının yüksek olmasından da kaynaklanabileceği belirtildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmada ayrıca, kadın kuaförlerin yumurtalık kanserine yakalanma oranın, genel ortalamanın üstünde olduğu ifade edildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İHA&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-2816627824109710812?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/2816627824109710812/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=2816627824109710812&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/2816627824109710812'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/2816627824109710812'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/03/kuafrler-iin-kanser-riski-yksek.html' title='Kuaförler için kanser riski yüksek'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-7247179002832308838</id><published>2008-03-26T00:52:00.001-07:00</published><updated>2008-03-26T00:52:49.048-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Vücuttaki en güçlü kas hangisidir?</title><content type='html'>Tahmin edin, bir insan vücudundaki en güçlü kas sizce hangisi olabilir. Tahmini çok zor çünkü insan vücudundaki en güçlü kas hiç ummadığınız bir organda. &lt;br /&gt;26 Mart 2008 08:16 &lt;br /&gt;Yazı boyutunu büyütmek için               &lt;br /&gt; Ne bacak ne de kol kasları. İnsan vücudunun en güçlü kası dili olduğunu biliyor muydunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortalama bir insanda 10.000 tane tat alma dokusu bulunuyor.İnsanlar her üç ila on günde bir, yeni tat alma dokuları üretiyor ama yaş ilerledikçe bunun sayısı giderek düşüyor. Yaşlı insanların dilinde ortalama 5.000 adet tat alma dokusu var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücuttaki en güçlü kas olan dil, yiyeceklerdeki kimyasalları algılayan ve onların dikkate değer olup olmadıklarını bildiren papila aracılığıyla yiyeceklerin tadını beyne iletiyor. İletilen mesaj, beş farklı lezzetten geliyor (tatlı, ekşi, tuzlu, acı, fileminyon gibi sulu yiyeceklerdeki özgün tatları tanıyan uzami). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-7247179002832308838?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/7247179002832308838/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=7247179002832308838&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/7247179002832308838'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/7247179002832308838'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/03/vcuttaki-en-gl-kas-hangisidir.html' title='Vücuttaki en güçlü kas hangisidir?'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-2473724329197063468</id><published>2008-03-24T21:40:00.000-07:00</published><updated>2008-03-24T21:41:20.147-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RUH SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'></title><content type='html'>Strese en iyi kimler dayanıyor?&lt;br /&gt;% &lt;br /&gt; Acıbadem Bağdat Caddesi Tıp Merkezi'nden Psikolog Ayşegül Aydın, strese en dayanıklı olanların dünyaya ve insanlara hoşgörüyle yaklaşan, esnek kişilik yapısına sahip insanlar olduğunu söylüyor.  &lt;br /&gt;Psikolog Ayşegül Aydın, stres ve baş etme yolları hakkında merak edilen soruları yanıtladı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stres nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stres kişinin biyolojik ve psikolojik dengesinin bozulmasına gösterdiği tepki durumudur. Stresi; kaygı, aşırı uyarılmışlık hal, engellenme, duygusal çöküntü, gerginlik ve çatışmaların hepsi yaratıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaç çeşit stres var?&lt;br /&gt;Günlük stresler (trafik sıkışıklığı ve ev yaşamındaki sıkıntılar, aksamalar), gelişimsel stresler ve hayat krizleri olarak üçe ayırabiliriz. Gelişimsel stresler, kişinin kronolojik yaşıyla bağlantılı yaşanan ergenlik, orta yaş krizleri, menopoz dönemi krizleri olarak sıralanabilir. Hayat krizleri ise, insan hayatına önemli ölçüde yön veren, etkileyebilecek olaylar; ölümler, boşanmalar, ayrılıklar, hastalıklar; vb. gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki kişi de aynı stresi yaşıyor. Ama biri daha çok etkileniyor, neden?&lt;br /&gt;Genel anlamda stres, kişinin biyolojik ve psikolojik dengesinin bozulmasına gösterdiği tepkidir. Psikolojide kullanılan stres ise, kişinin stres kaynaklarını nasıl algıladığı ve yorumladığına ilişkin bir tanım. İki kişi de aynı şeyi yaşıyor ama biri diğerinden daha çok etkileniyor, diğeri ise, psikolojik strese daha dayanıklı oluyor. Çünkü herkesin dayanma gücü birbirinden farklı. Bunun altında; kişilik özelliklerimizin, sosyal desteğin olması, maddi yeterlilikler ve de en önemlisi geçmiş yaşantıların çok önemi var. Geçmişte şu andaki durumuna etki edecek bir stres yaşamışsa kişinin bakışı daha farklı oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Streste yüksek risk altındakiler kimler?&lt;br /&gt;Günlük yaşam krizlerinin ve mücadelenin çok fazla yaşandığı ve başa çıkmanın zorlaştığı meslekler; öğretmenlik, polislik ; fiziki koşulları zorlayıcı, tozlu, gürültülü, aşırı sıcak ya da soğukta çalışılan işler, vardiyalı ya da gece işleri; yoğun rekabet ve zaman baskısı altında çalışan cerrahlar ve gazeteciler. Bir de psikolojik talebin fazla olduğu ama inisiyatif kullanılamayan sekreterlik gibi meslekler yüksek risk altında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Strese dayanıklı kişilerin en belirgin özellikleri nelerdir?&lt;br /&gt;Strese dayanıklı olabilmek için katı olmamak gerekiyor. Yani bu esnek yapıyı insan ilişkilerine yansıtmak, en küçük hatalarda parlamamak, affedici olmak, şans vermek gerekiyor. Esnek kişilik deyince şu özellikler ön plana çıkıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Esnek kişilik yapısında kişiler iş ve sosyal çevrelerinden kopuk olmayan&lt;br /&gt;- Olaylara daha geniş açıdan bakabilen&lt;br /&gt;- İyi iletişim kuran&lt;br /&gt;- Rekabet, saldırganlık, gibi durumlarını kontrolde tutabilen&lt;br /&gt;- Yaşamdan ve insanlardan olumlu beklentileri olan&lt;br /&gt;- Gelecek planları bulunan&lt;br /&gt;- Mücadele ve değişiklikten zevk alan&lt;br /&gt;- Aşırı mükemmeliyetçi olmayan&lt;br /&gt;- Herşeyi kontrol saplantıları bulunmayan&lt;br /&gt;- Hoşgörülerini hep en üst düzeyde tutmaya çalışan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stres yönetiminde başarısız olan kişiler neden başaramıyor?&lt;br /&gt;Çünkü bu kişiler yanlış baş etme stratejilerini çok kullanıyor. Ya uygun olmayan kaçma, saldırganlık ya da içe kapanma gibi davranışlar geliştiriyorlar. Ya da çok fazla mücadele ederek kendi imkanlarını zorluyorlar. Başarısız olunca da alkol ve sigaraya başvuruyor ki bu da uzun vadede fizyolojik ve psikolojik bağımlılığa yol açıyor. Bir diğer yanlış strateji, kendini aldatmaya yönelik davranışlar; görmezden gelme, başkalarını suçlama, inkar gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fiziksel aktiviteyi öneriyor musunuz?&lt;br /&gt;Kesinlikle öneriyorum, ama bunun doğru nefes teknikleri ve bir takım gevşeme teknikleri ile birlikte uygulanmasının daha yararlı olacağı inancındayım. Böylelikle, bedende rahatlama sağlanması bireyin duygu ve düşüncedeki olumsuzluklarla çok daha kolay baş edebilmesini sağlayacaktır. Ağır sporları önermiyoruz, sevdikleri fiziksel egzersizleri yapmalarını istiyoruz. Zorlanmadan yapabilecekleri açık hava yürüyüşlerinin bile çok yararlı olduğuna inanıyoruz. Bu aynı zamanda kaliteli ve derin uyku alınmasını da sağlar ki bu durum stresle baş etme için önemli faktörlerden biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşyerinde stres yaratan zor kişiliklerle çalışmak nasıl bir durum?&lt;br /&gt;Bu tür kişiliklerle çalışılırken, eğer zor kişilik bir yöneticiyse birlikte çalıştığı kişiler zaman kısıtlaması yaşıyor. Yönetici, altında çalışan kişiye zaman baskısı altında bir çok iş verebiliyor. Böyle oluca da, o kişi o işi zamanında ve tam yapamıyor ve ben başarısız mıyım acaba diye kendini değersiz ve yetersiz hissedebiliyor. Yetiştirememesini kendi başarısızlığı olarak algılıyor, yükselememe endişesi taşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stresi yenmede hangi yöntemler kullanılıyor?&lt;br /&gt;Stresli kişinin, öncelikle içinde bulunduğu olumsuz fiziksel koşulları ve yanlış davranış biçimlerini değiştirmesine yönelik bir takım davranışçı tekniklerle bu işe başlıyoruz. Örneğin, kişinin kendine sakin bir çalışma ortamı yaratmasını sağlamak, daha etkin bir zaman planlaması içine girmek gibi. Daha sonrasında kişinin otomatik olumsuz düşüncelerini olumlularla değiştirmeye çabalıyoruz. Bazı durumlarda, stresle birlikte kişinin depresif belirtileri, kaygıları artıyor, uyku sorunları oluşabiliyor, ya da yanlış başa çıkma sonucu alkol, sigara tüketimine bağlı bağımlılıklar oluşabiliyor. Böyle olunca sorunu daha kapsamlı çalışmamız gerekiyor. Psikolojik testler, uygun psikoterapi ve gerekli durumda farmakolojik tedavinin birlikte uygulanması en etkin tedavi oluyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;kaynak haber vakti&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-2473724329197063468?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/2473724329197063468/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=2473724329197063468&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/2473724329197063468'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/2473724329197063468'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/03/strese-en-iyi-kimler-dayanyor-acbadem.html' title=''/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-2303783432661120088</id><published>2008-03-24T12:30:00.000-07:00</published><updated>2008-03-24T12:32:24.049-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ALTERNATİF TIP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><title type='text'>Çampisaj » Marma noktaları nedir? Çampisaj uygulamasında nasıl fayda sağlar?</title><content type='html'>Marma’nın kelime anlamı saklı ve hayatidir. Hint enerji sistemine göre bedenin enerji merkezleri “Marma noktaları” olarak tanımlanır. Çin tıbbından bildiğimiz akupunktur noktaları ile eşdeğerdir ancak akupunktur noktaları kadar küçük, belirgin ve sık değildir. Marma noktaları Hint kültüründe asırlardır şifa için kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marma noktaları fiziksel ve enerji bedenlerin buluşma noktası olarakta görülür. Geleneksel olarak masaj uygulamalarında bu noktalar çok önemli rol oynar; kaslar, organlar dokular ve sistemlerle bağlantılı olduğu düşünülerek bedenin enerji dengesi için aktive edildiğinde beden fonksiyonları normalleşir, rahatlanır ve arınılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çampisajda, ılık aromatik özyağlar Marma noktalarına, parmakların dairesel harekteleriyle uygulanır ve bu noktalar aktive edilerek, masajın dengelenme, derin dinlenme ve arınma faydalarından yararlanılır. Çampisajda Marma noktaları baş, boyun ve omuzlarda meydana gelen ağrı, tutulma, nodül oluşumu gibi sıkıntıların çözülmesinde de kullanılır.&lt;a href="http://www.tamtip.com/detay.php?iid=25&amp;ad=Marma%20noktaları%20nedir?%20Çampisaj%20uygulamasında%20nasıl%20fayda%20sağlar?&amp;mid=292&amp;olay=mak"&gt;kaynak&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-2303783432661120088?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/2303783432661120088/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=2303783432661120088&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/2303783432661120088'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/2303783432661120088'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/03/ampisaj-marma-noktalar-nedir-ampisaj.html' title='Çampisaj » Marma noktaları nedir? Çampisaj uygulamasında nasıl fayda sağlar?'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-6503945144416125569</id><published>2008-03-24T12:22:00.000-07:00</published><updated>2008-03-24T12:25:17.797-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RUH SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'></title><content type='html'>» Banyo Yaparak Kendinizi İyi Hissedin &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Banyo Yaparak Kendinizi İyi Hissedin &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Editör: Gülşah Balaban&lt;br /&gt;editor@realage.com.tr&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Banyo yapmak sadece temizlenmek anlamına gelmiyor. Banyo yaparak kirlerden arındığınız gibi, günün stres ve yorgunluğunu da üzerinizden atmış olursunuz. Vücudunuz dinlenir, güç kazanır ve metabolizmanız düzene girer. Bu da doğal olarak kendinizi iyi hissetmenizi sağlar. Zaten sağlığın da temel koşullarından biri, kendini iyi hissetmek değil mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Banyonun etkisi &lt;br /&gt;Akşam eve geldiniz... O kadar yorgunsunuz ki, hemen bir yere uzanmak istiyorsunuz. Böyle anlarınızda size sıcak bir banyo keyfi öneririz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak banyo derken, sadece sıcak sudan bahsetmiyoruz. Banyonuzu özel yağlar ve köpüklerle mutlaka renklendirin. Bu şekilde kendinizi sadece iyi hissetmekle kalmayecek, aynı zamanda sağlığınızı da desteklemiş olacaksınız. Önermek bizden, denemek sizden... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kokuların gizemli dünyası&lt;br /&gt;Kokuların beyinde bazı sistemleri harekete geçirdiği çoğumuz tarafından biliniyor. Üstelik bu sayede vücut işleşinin değiştiği, bazı duyguların harekete geçtiği de işin başka bir boyutu. Kısacası, kokular kendimizi iyi hissetmemizi sağladığı gibi, metabolizmamızı da olumlu etkiliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aromatik yağlar ve kokular sadece ruhumuza ve cildimize işleyerek gevşememize ve dinlenmemize yardımcı olmuyor. Aynı zamanda sağlığımızı da destekliyor. Bu nedenle küvetinizi sıcak suyla doldururken, hoş kokulu aromatik yağlar eklemeyi de unutmayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gül yağıyla romantizm ayini yapın&lt;br /&gt;İçine gül yağı damlatılmış banyo suyu, vücudunuzda sakinleştirici, dengeleyici bir etki yaratır. Özellikle sıkıntılı günlerinizde, uykusuzluk çektiğiniz dönemlerde banyonuzda gül yağı tercih edebilirsiniz. Gül yağı, ayrıca cinsel isteği artıran bir etki de yaratabiliyor. &lt;br /&gt;Önerimiz: Küvetin içini sıcak suyla doldurduktan sonra, gül yağı ilave edin. Eğer gül kokusunu artırmak istiyorsanız, gül suyu da dökün. Suya taze gül yaprakları serpiştirmeniz, banyonuza aynı bir hava katar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Portakal yağıyla enerji kazanın&lt;br /&gt;Kendinizi huzursuz, yorgun ve öfkeli hissettiğiniz dönemlerde, portakal yağı karışımlı bir banyo çok iyi gelir. Bu yolla kendinizi daha neşeli ve coşkulu hissedebilir, pozitif düşüncenizi artırabilirsiniz. &lt;br /&gt;Önerimiz: Banyo yaparken eğlenmek ve keyfini çıkarmak için, suya bir miktar portakal kabuğu ekleyebilirsiniz. Meyvesini de dilimleyerek cildinize yerleştirebilir, kalan kısmını yiyebilirsiniz. Bu yolla hem içten, hem dıştan C vitamini almış olursunuz. Ayrıca portakalın içerdiği asitler sayesinde, cildinize peeling de uygularsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Papatyayla ruhunuzu tazeleyin&lt;br /&gt;Cilt problemleri, uykusuzluk gibi şikayetlerde papatya iyi bir çözümdür. Banyo suyunuza ilave ettiğiniz papatya yağıyla, daha sağlıklı bir beyin gücüne sahip olabilirsiniz. Ayrıca vücudunuzu da rahatlatırsınız. &lt;br /&gt;Önerimiz: Suya papatya yağı döktükten sonra, papatya çiçeği de ilave edin. Suya girdikten sonra, çeşitli hareketlerle vücudunuzun gevşemesini sağlayın. Böylelikle yorgunluğunuzu daha kolay atmış olursunuz. Banyonuza biraz daha sağlık katmak isterseniz, bir fincan papatya çayı içmenizi öneririz.  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.tamtip.com/detay.php?iid=918&amp;ad=Banyo%20Yaparak%20Kendinizi%20İyi%20Hissedin&amp;mid=918&amp;olay=mak"&gt;kaynak&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-6503945144416125569?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/6503945144416125569/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=6503945144416125569&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/6503945144416125569'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/6503945144416125569'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/03/banyo-yaparak-kendinizi-iyi-hissedin.html' title=''/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-6452802195500245685</id><published>2008-03-21T03:44:00.000-07:00</published><updated>2008-03-21T03:47:20.559-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Bakteriler, penisiline dirençli hale geldi</title><content type='html'>İngiliz bilim adamları, zatürreye sebep olan bakterinin ilaca nasıl dirençli hale geldiğini saptadılar. Bilim adamları böylece, penisilinin etkisini tam olarak yeniden sağlamayı ümit ediyorlar. &lt;br /&gt;Warwick Üniversitesi'nden bir ekip, yılda 5 milyon çocuğun ölümüne yol açan "Streptokokus Pnömoni" bakterisi üzerinde çalıştılar. Bu bakteri, son yıllarda penisiline dirençli hale gelen bakteriler arasında bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Penisilin, bakteri hücre duvarının "Peptidoglikan" olarak adlandırılan önemli bir unsurunun oluşumunu engelleyerek tedavi ediyor. Bu unsur, hassas bakteri hücresinin etrafında koruyucu bir ağ oluşturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmada, penisiline dirençli "Streptokokus Pnömoni"ye yakalanan hastalardaki peptidoglikanın kimyasal oluşumundaki değişiklikle bağlantılı "MurM" adlı bir protein incelendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilim adamları, bir enzim gibi işlev gören bu proteinin peptidoglikana gücünü veren yapıların oluşumunda önemli rol oynadığını keşfettiler. Bilim adamları, MurM'nin aktivitesinin ne kadar güçlü olursa peptidoglikanın o kadar güçlü olduğunu, bakterinin de daha dirençli hale geldiğini belirlediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırma bulgusunun, bilim adamlarının MurM'nin kimyasını tahrip ederek bakteriyel direnci azaltacak yeni ilaçların geliştirilmesinin yolunu açtığı belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmanın, sadece "Streptokokus Pnömoni" değil MRSA gibi diğer dirençli bakterilere karşı ilaç geliştirilmesinde de yararlı olacağı ifade edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmacı Dr. Adrian Lloyd, yeni ilaçları birkaç yıl içinde geliştirilebileceğini söyledi. &lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.habervakti.com/detay.asp?id=47489&amp;kat=Saglik"&gt;kaynak&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-6452802195500245685?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/6452802195500245685/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=6452802195500245685&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/6452802195500245685'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/6452802195500245685'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/03/bakteriler-penisiline-direnli-hale.html' title='Bakteriler, penisiline dirençli hale geldi'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-2493243773374199196</id><published>2008-03-21T03:33:00.001-07:00</published><updated>2008-03-21T03:33:40.510-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KİLO KONTROL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>Bu yiyecekler acıktırıyor!...</title><content type='html'>Havuç, mısır, bezelye ve patates gibi glisemik indeks değerleri yüksek besinlerin sürekli açlık hissi yarattığını biliyor muydunuz? &lt;br /&gt;20 Mart 2008 07:38 &lt;br /&gt;Yazı boyutunu büyütmek için               &lt;br /&gt; Besinlerin, kan şekerini yükseltme hızlarına "glisemik indeks" adı veriliyor. Glisemik indeksi yüksek olan yiyecekler devamlı açlık hissi yaratıyor. Havuç, mısır, bezelye ve patatesin glisemik indeks değerleri yüksek olduğundan, faydalarına rağmen bu besinlerin dikkatli tüketilmesi gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Patates: Patates önemli bir C vitamini kaynağıdır. B6 vitamini, bakır, potasyum, manganez, triptofan ve diyet posası içerir. Patates yapısında bulunan bileşikler kan basıncını düşürücü etki gösterir. DNA sentezinden, kan hücrelerinin yapımına, hücreler arası iletişimi sağlayan fosfolipidlerin sentezlenmesine, kalp sağlığını korumaya, beyin ve sinir sisteminin aktivitesine, fiziksel performansın artırılmasına kadar pek çok işlevde görev alır. Ayrıca patates, özellikle kabuğuna yakın kısımlardaki yüksek posa içeriği ile kolesterolün düşürülmesine, kolon kanserinin önlenmesine yardımcıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havuç: Havuç önemli bir antioksidan kaynağıdır. A vitamini öncüsü beta karotenin çok önemli bir kaynağıdır. K ve C vitamini, diyet posası, potasyum, B6 vitamini, manganez, molibden, B1 ve B3 vitamini, fosfor, magnezyum ve folat içerir. Karotenoidler kalp hastalıkları riskini azaltan, özellikle gece görüşünü sağlayan, maküler dejenerasyona ve katarakt gelişimine karşı koruyucu etki gösteren önemli bileşenlerdir. Ayrıca karotenoid tüketimi pek çok kanser riskini azaltmakta, kan şekeri dengesini sağlamakta, insülin direncini ve yüksek kan şekeri düzeylerini olumlu etkilemektedir. Havuç kolon kanserine karşı da koruma sağlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bezelye: Bezelye besin öğeleri yönünden zengindir. 8 vitamin(K, C, B1, B2, B3, B6, A, folat), 7 mineral (manganez, fosfor, magnezyum, bakır, demir, çinko, potasyum), diyet posası ve protein kaynağıdır. Zengin içeriği sağlığı olumlu etkiler. Kemik sağlığını koruyan önemli besin öğelerini içerir. Bezelye aynı zamanda folik asidin ve B6 vitaminin de önemli bir kaynağıdır. Yapısındaki K vitamini ile de kanın akışkanlığını sağlayarak kalp sağlığını korumaya destek sağlar. Bezelye içeriğindeki C vitamini ile de kanserlere karşı koruyucu etki gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır: Mısır tiamin (B1 vitamini), folat, diyet posası, C vitamini, fosfor, manganez ve pantotenik asit (B5) içerir. İçeriğindeki zengin folat ve posa nedeniyle kalp hastalıklarına karşı koruma sağlar. Mısır, akciğer kanseri gelişim riskini önemli düzeyde azaltan beta-kriptoksantin yönünden zengindir. Tiamin için çok iyi bir kaynak olan mısır, hafızanın güçlenmesine yardımcıdır. Ayrıca strese karşı vücudun savunmasını sağlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailem.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-2493243773374199196?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/2493243773374199196/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=2493243773374199196&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/2493243773374199196'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/2493243773374199196'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/03/bu-yiyecekler-acktryor.html' title='Bu yiyecekler acıktırıyor!...'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-4423033934174269108</id><published>2008-03-20T09:18:00.000-07:00</published><updated>2008-03-20T09:19:09.653-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RUH SAĞLIĞI'/><title type='text'>» Sosyal fobi, sosyalleşerek aşılır</title><content type='html'>Farika Teymur Artır&lt;br /&gt;Psikolog&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşırı stresle ilgili son yazımıza okuyucularımızın ilgisi çok oldu. Pek çok e-posta ve telefonla bize ulaşan okurlarımızın sorularını gücümüz yettiğince cevaplamaya çalıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize aktarılan psikolojik sorunların içinde, en önemli yeri sosyal fobi tutmakta. Sosyal fobi tedavisi gören veya henüz tedaviye başlamamış olan okuyucularımız hastalığın nedenleri ve çözüm yolları hakkında sorular soruyorlar. Sosyal fobi, topluluk içinde veya belli kişilerle konuşmadan önce veya konuşurken büyük bir korku ve daralma hissi, kalp çarpıntısı, yüz kızarması, ellerin titremesi, cümle kurmakta zorlanma, adeta bildiği her şeyi unutma gibi şikayetlerle ortaya çıkmaktadır. Kişinin sosyal ilişkilerini olumsuz şekilde etkileyip, bazı durumlarda kişinin sosyal ortamdan tamamen uzaklaşmasına yol açmakta, bu da ruh sağlığının daha da bozulmasına neden olmaktadır. Hastalığın başlangıcında sadece psikoterapiler yeterli olabilirken, ilerlemiş durumlarda ilaç tedavisi de gerekir. Doğal kaynaklarımızı kullanma gerekliliği sosyal fobiler için de gereklidir. Psikolojik ve fizyolojik nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan sosyal fobinin tedavisi dahiliye, endokrinoloji ve psikiyatri uzmanları ile görüşülerek yapılmalıdır. Sosyal fobinin en önemli nedenlerinin başında aşırı stres yer alır. Konsantrasyonunu kaybeden insanın konuşması, iletişim şeklinin bozulmasına yol açar, bu durumda kişi kendine güvenini kaybeder. Zaman içersinde bu durumun yol açtığı aşırı stresin etkisi kalksa da, güveni kaybolan kişi artık hep bu şekilde devam edecek endişesi taşır. Bu da sosyal ilişkilerin bozulmasına ve sosyal fobinin devam etmesine yol açar. Dikkat konsantrasyonu ve konuşma akıcılığındaki bozulmanın geçici olduğunun bilincinde olan kişi hata yaptığı halde sosyal ilişkilere devam ederse, bir zaman sonra aşırı stresin azalmasıyla normal konuşma şekline döndüğünü görecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyal fobinin diğer bir önemli nedeni de aşırı mükemmeliyetçiliktir. Aşırı mükemmel olma isteği kişide hata yapma endişesi meydana getirir. Kişilik gelişiminde benlik farkındalığı önemli bir yer tutar. Benlik farkındalığında gerçek benlik farkındalığı (gerçekte sahip olduğu özellikler) ile ideal benlik farkındalığı (sahip olmak istediği özellikler) arasındaki fark çok fazlaysa, kişi kaygı bozukluğu yaşar. Bu da sosyal fobiye dönüşebilir. Örnek vermek istersek bir kişi sahip olduğu özelliklerden farklı özelliklere sahip olmak, daha güzel daha etkili konuşmak istemektedir. Halbuki kişiliği, kültürü, aksanı, jest ve mimikleri ve alışkanlıkları buna uygun değildir. Bunun farkında olan bu kişi başkalarının da aynı şekilde kendisini değerlendirdiği duygu ve düşüncesiyle endişe yaşayabilir. Böyle durumlar kişilik gelişimi esnasında gençlerin büyük bir kısmında hafif düzeyde görülmektedir. Kişinin önce kendisini olduğu gibi kabul etmesi, olumlu özelliklerini görebilmesi, rahat olması ve sahip olmak istediği özellikler için kendisine zaman vermesi ve her istediğini gerçekleştirmesinin mümkün olmayacağını bilmesi gerekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğal özellikler hastalık değil &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplum içine girince hafifçe kızaran, mahcup bir kişi olmak bazıları için doğal bir özelliktir. Bu kesinlikle bir hastalık veya psikolojik problem değildir. Problem kişinin bu özelliği sebebiyle toplum içine girmekten kaçması, kalp çarpıntısı, boğazda kuruluk, aşırı sıkıntı, konsantrasyon azlığı, daralma hissi, yetersizlik, güvensizlik duygusu ve konuşurken dikkatini toplayamama gibi rahatsız edici fizyolojik, zihinsel ve duygusal problemlerinin olmasıdır. Bazı durumlarda da kişi kendisini olduğu gibi kabul etse de, çevresi etmemekte. Anne, baba, öğretmen gibi etkili kişiler hep daha farklı olmaya zorlamaktadır. Mesela çok zeki fakat sessiz, sakin bir öğrencinin sosyal olması için başkalarıyla kıyaslanması ve üzerinde baskı yapılması da zamanla sosyal fobi meydana getirebilir. Böyle durumda kişinin baskılara önem vermeden olduğu gibi davranması, kıyaslanmaya izin vermemesi, en azından bunu kendi içinde problem etmemesi gerekir. Zira gelişim hayat boyu sürer. Kişi hayatının bazı dönemlerinde iç uyaranları fazla olduğu için daha sessiz, daha pasif ve içe dönük olabilir. Aynı kişi zamanla hiçbir baskı olmadan kendiliğinden daha sosyal, daha aktif hale gelebilir. Aileye ve diğer eğitimcilere düşen, baskı yapmadan sadece zaman zaman sosyal olmanın önemini anlatarak sosyal imkanları artırmaktır. İnsanlar farklı ortamlarda da farklı davranabilirler. Bunda kalıtım, yetişme tarzı, kişinin içinde bulunduğu ruh hali gibi sebeplerin etkisi çoktur. Sosyal çevreyi genişletmenin kişiye sağladığı yararlar çok olmakla beraber, bu özelliklerin kişide kaygı meydana getirmeyecek şekilde kazanılması önemlidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı olumsuz yaşantılar travma sonrası stres bozukluğuna yol açarak sosyal fobi meydana getirebilir. Stresli bir günde önemli bir konuşma yaparken topluluk içinde ne konuşacağını unutan veya hatalı konuşan ve bu sebeple mahcup olan bir kişi farkında olmadan şartlanmış olması durumunda, diğer topluluklar içinde hep aynı olayı hatırlaması sonucu sosyal fobi sürekli tetiklenebilir. Bu gibi sebeplere yönelik psikoterapiler de sosyal fobinin tedavisinde önemli yer tutar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyal fobisi olanlara öneriler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyal fobiden kurtulmak isteyen kişi sosyal ortamlara girerek korku duymamayı öğrenmeli. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şikayetler ortaya çıksa da sosyal ortamlara girmeye devam etmeli ve mümkün mertebe ortaya çıkan sıkıntılara önem vermeyip kendisini suçlamamalı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişi olumlu tecrübeler kazandıkça korkusu azalır, cesareti artar ve belli bir zaman sonra korktuğu durumların tamamen ortadan kalktığını görür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyal ortamlara girerken aç, susuz, uykusuz ve aşırı yorgun olmamaya çalışılmalıdır. Bu durumlarda güven duygusu artan kişi daha az sosyal fobi yaşar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşırı stres sebebiyle biyokimyası bozulan vucudu sağlığına kavuşturmak için ilaç tedavisi uygulanabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzenli uyku, doğru nefes alma, spor, düzenli beslenme, sanatsal faaliyetler gibi doğal stres gidericiler bozulan dengenin düzelmesinde önemlidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikolojik problemlerinizle ilgili soru sormak için, Tel: 0216 386 06 66, Faks: 0216 386 68 54, e-posta: t.artir@zaman.com.tr &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19.07.2004 &lt;br /&gt;Farika Teymur Artır &lt;br /&gt;Psikolog&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;www.zaman.com.tr adresinden alınmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-4423033934174269108?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/4423033934174269108/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=4423033934174269108&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/4423033934174269108'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/4423033934174269108'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/03/sosyal-fobi-sosyalleerek-alr.html' title='» Sosyal fobi, sosyalleşerek aşılır'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-3550877601468084695</id><published>2008-03-20T09:15:00.000-07:00</published><updated>2008-03-20T09:16:04.023-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><title type='text'>ORJİNAL BİR TEDAVİ OLARAK</title><content type='html'>Son zamanlarda oldukça sık görülmeye başlanan mide düşüklüğü (mide ptozu) hastalığının manyetik akupunktur kupalarıyla çekiliş şekli yandaki fotoğrafta gösterilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yöntem çok basittir.İlk kez bu yöntemin Uygur Türkleri tarafından uygulanmaya başlandığı ifade edilmektedir.Geleneksel olarak halkımız içinde özellikle bazı yaşlı bayanların bardak çekme yöntemiyle mideyi yukarıya kaldırabildikleri bilinmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mide düşüklüğü kemikli ve uzun boylu zayıf kadınlarda daha sık olmak üzere toplumun hemen her kesiminde görülebilir.Daha çok kadınlarda, genç kızlarda görülmesinin sebebi özellikle kırsal ve ekonomik seviyesi düşük toplumlarda kadınların genç kızların su bidonu kömür kovası taşımaları yada ev işi yaparlarken taşıdıkları ağır yüklerden kaynaklanmaktadır.Birden bire boş bulunarak kaldırılan ağırlıklar genellikle mide düşüklüğüne sebep olurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mide düşüklüğü rahatsızlığına sahip hastalar genellikle doktor doktor dolaşırlar ve bir türlü iyileşemezler.Torba ve poşetler dolusu ilaç kullanmalarına rağmen sonuç alamayan ve hala midesi ağrıyan hastalarda en önemli hastalık olarak mide düşüklüğü akla gelmelidir.Bunu tecrübeli hekimler ellerini hastanın midesinin üzerine koyduklarında hemen anlayabilirler.Bazı hekimler ise lüzumsuzca bir sürü ilaç vererek hastaların bağışıklık sisteminden başlamak suretiyle bir çok organına ve ruhsal durumuna zarar verecek ilaçları hastaları üzerinde denemeye devam ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedaviye direçli ve ilaçlarla iyileşmeyen halk dilinde göbek kaçması diye adlandırılan mide düşüklüğünde en etkin tedavi; mide, karın boşluğu, bacaklar ve ayaklardan oluşan bazı beden bölgelerine bu kupaların yapıştırılmasıdır.Bu kupaların negatif ve pozitif kutupları vardır.Bu kutupların uçlarının akupunktur iğnesi görevi yapan etkileri vardır.Kupaların yerleri önceden bellidir ve bu alanlara kupalar yapıştırılmak suretiyle karın boşluğunda aşağılara kaymış olan mide yukarıya kendi yerine çekilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;www.tamtip.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-3550877601468084695?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/3550877601468084695/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=3550877601468084695&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/3550877601468084695'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/3550877601468084695'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/03/orjinal-bir-tedavi-olarak.html' title='ORJİNAL BİR TEDAVİ OLARAK'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-5621253690231379464</id><published>2008-03-11T04:39:00.000-07:00</published><updated>2008-03-11T04:40:44.384-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RUH SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>HİPERAKTİVİTE</title><content type='html'>Çocuğunuz değil belki de siz hiperaktifsiniz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiperaktivite daha çok çocuklarda görülen bir davranış bozukluğu olarak bilinir... &lt;br /&gt;             &lt;br /&gt; Ancak, eğer sürekli hareket etme, huzursuzluk, organize olamama, sürekli iş değiştirme ve randevularınız veya işlerinize bir türlü zamanında yetişememe gibi durumlar yaşıyorsanız belki siz de hiperaktif olabilirsiniz! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VKV Amerikan Hastanesi Psikiyatri Departmanı'ndan Dr. İsmet Bora'nın verdiği bilgilere göre, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktive Bozukluğu (DEHB), genellikle okul çağında tanısı konulan ve çocuklar arasında yüzde 3-5 sıklığında görülen bir bozukluktur. Bu hastalığın tanınması ve tedavisi 1980’lerden bu yana mümkün olmuştur ve DEHB tanısı alan çocukların yüzde 30-70’inde belirtilerin yetişkinlikle de sürdüğü bilinmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açıdan bakıldığında çocuklarında tanı almamış insanların, yetişkinlik döneminde yaşadıkları yerlerinde duramayıp sürekli hareket etme, huzursuzluk, organize olamama, sürekli iş değiştirme ve randevularına/işlerine bir türlü zamanında yetişememe gibi belirtileri DEHB’la ilgili olduğunu anlamaları zor olabilir. Hatta bu belirtiler bazen anksiyete, depresyon ve duygu durum bozukluklarıyla karıştırılabilir. Ancak çocukluk çağında DEHB olmadan bu hastalığın ilk kez yetişkinlik döneminde ortaya çıkması söz konusu değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Belirtilere Dikkat!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Dikkat toplama ve sürdürmede sorun yaşama (Unutkanlık, dalgınlık ve önceliklerini doğru sıralamayamama)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Hiperaktivite (Yerinde duramama, sürekli bir hareketlilik ve huzursuzluk hali)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Organize olamama (Organizasyon yapma ve görevlerini tamamlama da zorluk çekme. Planlamalarda zamanından önce giderek ev, iş ve özel yaşamlarında kaos yaratma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Sıcakkanlıklık (Şiddete eğilim yoktur ama çabuk parlayıp hızla sönerler ve bu nedenle insan ilişkilerinde sorunlar yaşarlar)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Stres toleransının azalması (Baskı altında yaşadıkları gerilimi dışa vıran, kuruntulu/kaygılı/şakın bir hale bürünen, depresif olan insanlardır. Sorunların üstüne gitmekte yetersizlik yaşarlar.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Dürtüsellik (İlk akıllarına gelen düşünceyi dışa vurur ve buna göre hemen eyleme geçerler. Başkalarının konuşmalalarını keserler ve konstrolsüz bir şekilde para harcayabilirler.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzman Kontrolü Şart&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DEHB’da kullanılan ilaçlar hastalığı tedavi etmez, yanlızca belirtileri düzeltir. Bu nedenle hastalar semptomlarını kontrol etmek istedikleri sürece veya bu semptomlarla yaşamlarını düzenleme konusunda yeterli psikolojik desteği alıp başa çıkma yöntemlerini pekiştirene kadar ilaç tedavisi kullanmak zorundadılar. Ancak bu ilaçlar amfetamin türevi uyarıcı ilaçlar oldukları için mutlaka uzman kontrolü altında zaman aralıkları ile kullanılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum göz önüne alındığında; bu belirtilerin geçmişinin iyi sorgulanması, gerekli psikolojik testlerle tanının desteklenmesi, yukarıda tanımlanan belirtiler kümesi içerisinde dikkat eksikliği belirtilerinin mutlaka bulunması gerekliliğinin akıldan çıkarılmaması, her insanda bir miktar bulunabilecek bu belirtilerin şiddetinin ve yaşam kalitesini ne kadar etkilediğinin doğru saptanması ve diğer psikiyatrik hastalardan ayırt edilmesi gereklidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailem.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-5621253690231379464?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/5621253690231379464/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=5621253690231379464&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/5621253690231379464'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/5621253690231379464'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/03/hiperaktivite.html' title='HİPERAKTİVİTE'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-5515146257050518939</id><published>2008-03-11T00:05:00.000-07:00</published><updated>2008-03-11T00:10:04.005-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'></title><content type='html'>Tansiyon hastalarına umut!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek tansiyonu düşürecek yeni bir yöntemin bulunması amacıyla yapılan araştırmada, yüksek tansiyonlu tavşanlarda, tansiyon ayar merkezlerinden biri olan, sinir hücrelerinin sayısı tespit edildi. &lt;br /&gt;08 Mart 2008 07:46 &lt;br /&gt;Yazı boyutunu büyütmek için               &lt;br /&gt; Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Dumlu tarafından, tavşanlar üzerinde yapılan araştırmada, tansiyonu ilaç almadan dengede tutabilen yeni tedavi yöntemi geliştirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doç. Dr. Dumlu’nun 2 yıl süren araştırmasında, hayat boyu ilaç kullanmak zorunda kalan tansiyon hastaları için umut verici bulgular elde edildiği bildirildi. Alınan bilgiye göre, yüksek tansiyonu düşürecek yeni bir yöntemin bulunması amacıyla yapılan araştırmada, yüksek tansiyonlu tavşanlarda, tansiyon ayar merkezlerinden biri olan "kafa tabanının alt kısmında", yarım pirinç büyüklüğündeki yumru içinde bulunan sinir hücrelerinin sayısı tespit edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tansiyonu yüksek olan tavşanlarda söz konusu hücrelerin sayısının az olduğu, bu nedenle kan basıncı değerleriyle ilgili bilgilerin beyne tam iletilememesinin sonucu olarak tansiyonun düşürülemediği gözlendi. Bunun üzerine, tansiyon değerini ölçen söz konusu beyin sapındaki sinir hücrelerinin beyne ulaştırdığı sinyallerin güçlendirilmesi için düşük voltajlı elektrik akımı kullanıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elektrik akımıyla güçlenen sinyaller aracılığıyla ulaştırılan tansiyon değerlerinin, beyin tarafından yüksek bulunduğu ve bunun üzerine tansiyonu düşüren mekanizmaların harekete geçtiği belirlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doç. Dr. Dumlu, araştırma sonuçlarıyla ilgili AA muhabirine yaptığı açıklamada, elektrik akımıyla, tansiyon değerini düşüren mekanizmaların harekete geçirilmesinin yeni bir yöntem olduğunu söyledi. Araştırmalarının bir sonraki aşamasında da mercimek büyüklüğünde, dijital bir araç pili kullandıklarını anlatan Dumlu, söz konusu pille beyne tansiyon değerleriyle ilgili bilgi taşıyan sinir liflerine elektrik akımı uygulandığını ve olumlu sonuçlar elde edildiğini ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu yöntem beyni de koruyor!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dumlu, söz konusu yöntemin, özellikle beyin kanamalarında daha tehlikeli boyutlar kazanan tansiyonun tedavisinde de çeşitli mekanizmaları harekete geçirerek beyni koruyabildiğini tespit ettiklerini bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmalarının tam olarak sonuçlanmasıyla, hayat boyu ilaç kullanmak zorunda kalan ve yoğun bakım ünitelerinde tansiyonu düşürülemeyen beyin kanamalı hastaların tedavisinde, yeni geliştirdikleri yöntemin önemli bir açığı kapatacağına inandığını ifade eden Dumlu, şunları kaydetti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu yöntem, uzun yıllar parkinson hastalığı çeken ve ilaç tedavisinden fayda görmeyen hastaların derin beyin çekirdeklerine pil konarak şifaya kavuşturulmasının bir benzeridir. Bu pilleme olayları, modern merkezlerde çeşitli akıl hastalıklarının, diyabet ve benzeri hastalıkların tedavisinde de kullanıma girmiş ve devrimci neticeler elde edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bu sistemin de dolaşım ve solunum sistemlerinin çalışma düzenlerine olumsuz etkilerinin olabileceğini öngörüyoruz. Fakat diğer tedavi yöntemlerinin de yan etkileri hesaba katıldığında, bu yöntemin gelecekte avantajlarının artacağı inancını taşıyoruz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doç. Dr. Mehmet Dumlu, araştırmalarının ilk aşamasıyla ilgili yayınladıkları makalenin dünya genelinde kabul gören ve beyin cerrahi alanında önemli bir yere sahip olan "Minimally Invasive Neurosurgery" dergisinde yayınlandığını ve Amerikan Bilim Akademisi tarafından tıpta yenilikçi makalelerden biri olarak kabul edildiğini sözlerine ekledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AA&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-5515146257050518939?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/5515146257050518939/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=5515146257050518939&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/5515146257050518939'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/5515146257050518939'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/03/tansiyon-hastalarna-umut-yksek.html' title=''/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-8501004406318186143</id><published>2008-02-01T23:18:00.000-08:00</published><updated>2008-02-01T23:20:34.326-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RUH SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>RENKLERİN DİLİ</title><content type='html'>RENKLERİN DÜNYASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç düşündünüz mü? Bazı renkleri sever ve bazı renkleri ise itici buluruz.Niçin böyledir bu tercihlerimiz? Neden farklıdır ve neden her insana adeta özeldir.&lt;br /&gt;İnsanın doğası her açıdan çok komplike olmasının yanında ihtiyaçlarına göre ve yaratılışına uygun bir çok değişimi kendi içinde barındırmaktadır.Her insanın sevdiği, ve hatta kendisi ile özdeşleştirdiği renkler vardır.Hani hepimiz biliriz ”zevkler ve renkler tartışılmaz” diyerek bazılarımızın diline neredeyse pelesenk olmuş bir cümle geliştirmişizdir.Zaman zaman farklılıklarımızı bu cümleyi kullanarak aşmaya çalışırız.&lt;br /&gt;Renkler bizim için hem tedavi amacıyla ve hem de kendi kişilik özelliklerimizin tespiti açısından önemlidir.Bugün artık ülkemizde son yıllarda renk terapisi giderek yaygınlık kazanmaya başlamış ve bu yolla insanın enerji bedeninde ihtiyacı olduğuna karar verilmiş bölgelerine zihinsel yöntemlerle ve daha başka metodlarla bu renk terapileri yapılmaya başlanılmıştır.Sadece ihtiyacı olduğuna karar verilmiş bölgelere uygulanılmasının dışında insan aurasının düzeltilmesi, beyinde alfa dalgası hakimiyetinin oluşturulması, sindirim sorunlarının tedavisinde, zihinsel performansın arttırılmasında, kişinin psikolojik ve ruhsal dengesindeki dalgalanmaları ortadan kaldırmak amacıyla kullanımı hızla artmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Renklerin şifadaki anlamları ve tercih edilme sebepleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her renk bedendeki bazı rahatsızlıkları ortadan kaldırmak için kullanılma potansiyeline sahiptir.İyileşmenin sayısız farklı yollarından sadece birisidir renkler ve aslında en doğalıdır da.Kullanmayı bilmeli ve bunu bilimsel gerçeklikleri göz ardı etmeksizin yapmalıdır.Renkleri değerlendirmeyi becermek ve olabildiğince onların gücünü şifayı elde etmekte kullanmak için insanın sessiz ve sakin rahatsız edilmeyeceği bir ortamda sadece zihnini kullanması yeterli olmaktadır.Başlangıçta teknik her ne kadar kolay olsa da belki uygulayıcının kendisini yaptığı işe tam konsantre edememesine bağlı olarak iyi sonuçlar alınmayabilir.Uygulamaya devam edildikçe bir çok insan oldukça anlamlı sonuçlar elde etmekte gecikmez ve renklerin şifa verici etkisini deneyimleme imkanına kavuşur.&lt;br /&gt;Uygulamanın pratik olarak anlatımı bir başka yazının konusudur.Biz şimdilik renklerin ne anlama geldikleriyle ilgili sizlere kısaca bilgiler vermek istiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırmızı: Dolaşımı bozulmuş dokulardaki dolaşımı düzenlemek ve soğuk vücut bölgelerini ısıtmak için kullanılır. Kırmızı renk yaşam görevimiz düzeyinde tutku ve güçlü duygularımızın kaynağıdır. Pembe ile karışıksa aşk, parlak kırmızı ise hareket halindeki öfke, koyu kırmızı bastırılmış öfke, kırmızı - turuncu karışımı ise cinsel tutkuyu ifade eder.&lt;br /&gt;Kırmızıyı diğer renklere göre öncelikli olarak tercih edenlerde; güçlü bir kişiliğe sahip olmak, cinsellik dahil her alanda enerjik ve cüretli davranarak kendini ama topluma ama partnerine kabul ettirmek gibi davranışların yanında, kısmi bir zorbalık, çevresindekilerle yumuşak ilişkiler kuramama, diplomatik davranamama ve dilini çok sivri kullanma gibi özellikleri de taşıması söz konusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turuncu:Cinsel potansiyeli arttırır ve bağışıklığı güçlendirir. Yaşam görevimiz düzeyinde hırsımızın ifadesini bulduğu renktir.Bedendeki genel enerji dağılım düzeyini hızlandırır.Yorgunluğa, depresyona, barsakların verimli çalışmasına ve uykusuzluğa iyi gelir.&lt;br /&gt;Bu renk çok çabuk dikkat çeker. Eğer bir üründe portakal rengi kullanılıyorsa ‘bu ürün herkes içindir’ mesajı verilmektedir. LC Waikiki ürünlerinde de gözlemlenebileceği gibi küçük çocuklar için yapılmış olan oyuncaklarda ve kıyafetlerde portakal rengi sıklıkla kullanılır. Ve insanlar bu rengin olduğu yere çok çabuk ve rahatça girebilecekleri hissine kapılırlar. Bu renk bulunduğu grubu sayıca olduğundan büyük, çok ve daha cana yakın gösteren bir özellik taşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarı: Dağınık ve sisli bir beyni temizlemeyi ve doğrusal zihin işlevlerini güçlendirmeyi sağlar.Sindirim sisteminin gücünü arttırır. Yaşam görevimizdeki sarı renk zekamızı ifade eder.Karaciğeri güçlendirir, baş ağrılarına ve migrene karşı etkilidir.&lt;br /&gt;Sarı rengi öncelikli olarak tercih edenlerin, bağımsızlıklarına önem verdikleri, başkalarına danışmadan büyük tasarılar kurdukları, yeniliklere çok düşkün oldukları, etki altında kalmaktan hoşlanmadıkları, sık sık coştukları ancak bu coşkunun kısa süreli olduğu, bu nedenle de gerek duygusal gerekse maddi yaşamında savurganlıklara neden olabilmeleri söz konusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeşil:Tüm bedenimiz için genel dengeleyici ve şifacı olarak etki eder. Düşünce ve duygulanım değişikliklerini kısmen stabil edici etkisi vardır.Psikolojik rahatsızlıklarda, uykusuzluk ve uyumsuzluklarda kullanılır.&lt;br /&gt;Yeşil rengi tercih edenler yeniliklere ve yaratıcılığa hayranlık duyar ve yaratıcı bir insan olmaya çalışırlar. Kolay elde edilen şeylerdense zor elde edilen başarıların peşinden koşmayı tercih ederler. Toplumda geniş bir çevre edinmeyi isterler. Öncelikle kendi düşüncelerinin, değer yargılarının ve görüşlerinin doğruluğuna inanırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mavi:Sakinleştiricidir. Yaşam görevimiz düzeyinde hassasiyetimizi ve öğretici yönümüzü temsil eder.Konuşma kabiliyetinin yani insanın özellikle iletişim yeteneğinin güç aldığı renktir.Sinir sistemini ve bedenin hararetini azaltıcı, algılama yeteneğini geliştirici özelliği vardır.&lt;br /&gt;Mavi rengi diğer renklere göre öncelikli olarak tercih edenler; coşkularını çevresinde bulunanlarla paylaşmak, bulunduğu ortamlarda yumuşak ve yakın ilişkiler kurmak arzusundadırlar. İlişkilerinde insanlara çabuk yaklaşmakta ve onlara aşırı derecede candan davranmaktadırlar. Herkesin hakkını almasını arzulamakta ve sağlam bir adalet duygusu taşımaktadırlar. Hatalı bir iş yaptıklarında, bu durum tatlı bir dille kendisine söylenilince olgunlukla kabul etmekte ve bu yanlışlarını düzeltmeye çalışmaktadırlar. Düşünmeyi, düşler kurmayı ve zaman zaman da yalnız kalmayı sevmektedirler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mor: Kişinin ruhsal dünyasıyla bağlantı kurmasına yardımcı olur. Çivit mavisi imgelemeyi arttırarak zihnimizin açılmasını sağlar. Yaşam görevimizde mor; ruh ile derin bağlılığı ve çivit ise ruh ile derin bağlılığa gidişi temsil eder.Korku ve kaygının azaltılmasında(anksiyete tedavisinde), kanın temizlenmesi amacıyla kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;Mor rengi birincil renk olarak beğenenlerin yaşamlarında aşk önemli bir yer tutar. Sevmekten, sevilmekten, iltifattan ve kendilerine karşı ince ve kibar davranılmasından hoşlanırlar. Güzel ve çekici olmayı arzularlar. Başkalarını kolaylıkla etkileyebilirler. İnsanlara karşı gösterdiği samimiyet ve içtenlik çoğu zaman yüzeysel de olsa, kendilerini kabul ettirmek için, çevrenin görüş ve değer yargılarından dışarıya pek çıkmıyor gibi gözükürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyaz:Acılarımızı almak ve yerine barış ve huzur getirmek için görev yapar. Yaşam görevimizdeki anlamı gerçeği temsil etmesidir.Huzurlu ve sorunsuz bir ruh halini ifade eder.&lt;br /&gt;Beyaz nötr bir renk olmasına karşın aslında bütün renklerin birleşmesi ile oluşmuştur. Çünkü beyaz güneş ışınlarını olduğu gibi yansıtır. Bu anlamıyla beyaz renk saflığı, berraklığı, kararlılığı, sürekliliği ve temizliği simgeler. Süt, kar, toz şeker, un, pamuk, yalnız beyazın değil, aynı zamanda berraklığın da göstergesidir.Beyaz rengi tercih edenler kendilerini her türlü şaibeden ve kirden arınmış olarak göstermeye çalışan insanlar olarak değerlendirilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi yaşamda sınırsız sayıda iyileşme ve tercih edilme sebepleri vardır.Önemli olan tüm bu farklılıkların farkına vararak onlara saygı ve hoş görü ile yaklaşabilme bilgeliğine kavuşabilmemizdir.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.tamtip.com/detay.php?iid=15&amp;sid=&amp;ad=Renklerin%20d%C3%BCnyas%C4%B1...&amp;ad2=&amp;mid=15&amp;olay=mak&amp;sayfa=2"&gt;KAYNAK&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-8501004406318186143?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/8501004406318186143/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=8501004406318186143&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/8501004406318186143'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/8501004406318186143'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/02/renklerin-dili.html' title='RENKLERİN DİLİ'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-5807727997663668887</id><published>2008-02-01T23:10:00.000-08:00</published><updated>2008-02-01T23:12:49.874-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÇAYLAR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YAĞLAR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KANSER'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÇOCUK SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>KATKI MADDELERİ</title><content type='html'>Bugün dünya üzerinde, koruma, renklendirme, kıvamlandırma, tat verme, tatlandırma ve daha birçok özellikler vermek amacı ile yapay gıdalara 3000 den daha fazla katkı maddesi ilave edilebilmektedir. Bu katkı maddelerinin hiçbiri de tüketiciye fayda sağlayacak maddeler değildir. Üstelik burada sadece 15 tanesi için açıklayacağımız gibi birçok zararlı sonuçları olabilen maddelerdir. Buna rağmen hepsi de yasal olarak kullanıma açık tutulmaktadır. Üreticilerimiz kullanmaya, tüketicilerimiz de tüketmeye sorumsuzca devam etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz tüketiciler, endüstri tesislerinde işlenmiş gıda maddeleri ile bu katkı maddelerine karşılık gelen bir riske doğru farkında olmadan koşuyor ve etiketlerini okuyup anlayıncaya kadar bir bilmece çözmedeki yorgunluğa denk bir yorgunluk yaşıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şüphesiz büyük ölçüde taze gıda maddeleri yiyerek bu nahoş katkı maddelerinden uzak durmak en iyisidir. En azından yemeklerinizde bazı işlenmiş gıda maddelerinin içerdiği aşağıdaki katkı maddelerinden uzak durmanızda ve etiketlerine baktığınızda kafanızı çevirip şöyle geçip gitmenizde sağlığınız için yarar vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E310 Propyl Gallate&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu koruyucu, katı ve sıvı yağların bozulmasını önlemek için kullanılmaktadır. Bitkisel yağlarda, et ürünlerinde, dilimlenmiş patateslerde, hazır çorbalarda ve sakızlarda koruyucu katkı maddesi olarak kullanılmaktadır. Çoğunlukla BHA ve BHT katkı maddeleri ile birlikte kullanılır. Kansere sebep olabilir. Gastrit ve cilt tahrişine neden olabilir, kandaki hemoglobine zarar verdiği için bebek ve küçük çocuk gıdalarında izin verilmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E320 BHA ve E321 BHT&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Butillenmiş hidroksianisol(BHA) ve Butillenmiş hidroksitoluen(BHT) katı ve sıvı yağların bozulmasını, küflenmesini önlemek için kullanılmaktadır. Tahıl ve ürünlerinde, sakızlarda, bitkisel yağlarda, patates cipslerinde, tazeliğini muhafaza etmek için bazı paketlenmiş gıda maddelerinde kullanılmaktadır. Yapılan bazı çalışmalarda bu katkı maddesinin farelerde kansere sebep olduğu bildirilmiştir. Bebe mamalarında izin verilmemiştir, alerjik reaksiyon yapabilir, hiperaktiviteye, kanserojen, estrojen etkilere ve diğer olumsuzluklara sebep olabilir. Tükete geldiğiniz ürünlerin etiketinde bu katkı maddesinin kullanıldığı bilgisi varsa, bu katkı maddesini içermeyen bir başka marka ürünlere yönelmeniz sağlığınız için daha uygun olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E924 Potassium Bromate&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu katkı maddesi ekmek ve unlu gıdalarda hacım artırmak ve daha güzel ekmekiçi yapısı oluşturmak için kullanılmaktadır. Bromat hayvanlarda kansere sebep olmaktadır. Bromat ABD ve Japonya dışında bütün dünyada yasaklanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E621Monosodium glutamate (MSG)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MSG, hazır çorbalar, salata sosları, sucuk, salam, sosisler, tütsülenmiş balık, patates cipsleri gibi pekçok paketlenmiş gıda maddelerinde lezzet artırıcı olarak kullanılmaktadır. Bir yazar ve sinir hastalıkları uzmanı olan Dr. Russell Blaylock’a göre; ani kalp ölümleri ile (özellikle sporcularda) ve MSG ve yapay tatlandırıcılar gibi katkı maddelerin sebep olduğu excitotoxic hasarlar arasında bir bağ bulunmaktadır. Excitotoxinler bir gurup heyecan artırıcı amino asitlerdir ki, bunlar hassas sinir hücrelerinin ölümüne sebep olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pekçok tüketici de MSG nin hastalık yapıcı etkisini bizzat yaşamışlardır. MSG içeren gıdaları yedikten sonra ortaya çıkan bu rahatsızlıklar, baş ağrısı, mide bulantısı ve kusmadır.Birçok üründe MSG kullanımı maalesef gizli yapılmakta etikette gösterilmemektedir. Eğer güvenli bir katkı maddesi ise üreticiler neden gizlerler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E951 Aspartame (Equal, NutraSweet)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yapay tatlandırıcılar diyet soda, diyet gıdalar ve düşük kalorili gıdalarda kullanılmaktadır. 1970 li yıllarda yapılan çalışmalarda farelerde beyin tümörüne sebep olduğu belirtilmiştir. 2005 de yapılan en son araştırmalar küçük dozlarda bile farelerde beyin tümörleri ile birlikte lenf ve kan kanseri meydana getirdiğini ortaya koymuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aspartama duyarlı insanlar, tüketimden sonra başağrısından, baş dönmesinden ve hallusinasyondan ızdırap çekebilirler. Aspartama duyarlı olan kişilerde anjioödeme veya göz kapaklarında, dudaklarda, ellerde veya ayaklarda şişmeye neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E950 Acesulfame-K&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asesulfam-K normal şekerden 200 defa daha tatlı dır. Fırın ve pasta ürünlerinde, sakızlarda, jelatinli şekerlemelerde ve meşrubatlarda kullanılmaktadır. İki fare araştırmasında bu maddelerin kansere sebep oldukları ve diğer çalışmalarda ise bu katkı maddesinin güvenirliğinin bulunmadığı ispatlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olestra&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olestra, Olean markası ile, krakerlerde ve patates cipslerde katı yağ yerine kullanılmaktadır. Bu sentetik katı yağ vücut tarafından emilememektedir. Bu madde ishale, gevşer bağırsak, karın ağrıları, beden gücünün azalmasına ve gazlanmaya sebep olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E250-E251 Sodium Nitrite (Sodium Nitrate)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sodyum nitrit veya sodyum nitrat sucuk, salam, sosislerde, hazır et yemeklerinde, tütsülenmiş balıklarda, tuzlanmış bifteklerde ve diğer işlenmiş etlerde koruyucu, renk verici ve lezzet verici olarak kullanılmaktadır. Bu katkı maddeleri, nitrosaminler denilen kanser oluşturucu kimyasalların oluşumuna yol açarlar. Bazı çalışmalar, tüketilen konserve etler ve nitrit ile insanlarda oluşan kanser arasında bir bağın olduğunu göstermiştir. Nitritler nefes daralması, baş dönmesi ve baş ağrısı ile sonuçlanabilecek rahatsızlıklara sebep olduğu bildirilmektedir. Bebek ve küçük çocukların gıdalarında kullanılması kesinlikle yasaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E220-E228 Sülfitler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SO2, sülfitleyici maddeler (Sülfür dioksit, sodyum veya potasyumsülfit, bisülfit, metabisülfit) olarak da bilinirler. Gıda koruyucusu olarak ve fermente içeceklerin kaplarında kullanılırlar. Fırınlanmış ürünler, çaylar, çeşniler, deniz ürünleri, reçeller, jöleler, kurutulmuş meyveler, meyve suları, konserve ve suyu alınmış sebzeler, dondurulmuş patates ve çorba karışımlarında ve içeceklerde bulunurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sülfitler göğüste sıkışma, kurdeşen, karında kramp, ishal, kan basıncı düşmesi, başta yanma hissi, halsizlik, nabız hızlanması gibi bulgulara neden olur. Ayrıca sülfitler, bunlara duyarlı astımlılarda astım atağını tetikleyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çok restoranın salata barında yüksek düzeyde sülfit mevcuttur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E210-E219 Benzoatlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benzoatlar, muz, kek, hububat, çikolata, soslar, katı ve sıvı yağlar, meyankökü, margarin, mayonez, süt tozu, patates tozu ve kuru maya gibi bazı gıdaların işlenmesi sırasında gıda koruyucusu olarak kullanılır. Fırın mamulleri, peynir, sakız, çeşni, dondurulmuş mandıra ürünleri, yumuşak şeker gibi gıda ürünlerinde, kozmetik ürünlerde, diş macunlarında eczacılıkta ağız yoluyla alınan bir çok ilaçta, öksürüğe karşı antiseptik ve mantara karşı merhem yapımında kullanılır. Astıma , sinirsel bozukluğa, ve çocuklarda hiperaktiviteye, kurdeşene neden olabilir ve astımı ağırlaştırabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gurubun önemli bir kısmını parabenler oluşturur. Parabenler gıda, kozmetik ve ilaçlarda koruyucu olarak kullanılırlar. Metil, etil, propil, butil paraben ve sodyum benzoat bunlara örnektirler. Bu maddelere duyarlı kişilerde alındıklarında, ağır cilt bulguları veya deride kızarıklık, şişlik, kaşıntı ve ağrıya neden olurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngilterede yapılan son araştırmalarda ise parabenlerin kullanıldığı ürünleri tüketen ve göğüs kanserine yakalanmış insanların kanserli dokularında paraben kimyasallar bulunmuştur. Bu parabenlerin, parfüm, deodorant, krem, güneş yağları, çeşitli makyaz ürünleri ve diş macunu kullanımı ile cilten absorbe edilerek vücuda girişinin sağlandığı anlaşılmıştır. Dokulara yerleşen parabenler östrojen hormonlarını artırarak dengeyi bozmakta ve kanser tümörleri oluşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bulgulardan sonra yukarıda ismi geçen ürünlerin paraben içeren çeşitlerinden şiddetle kaçınılması sağlığımızın bir gereği olmalıdır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hydrogenated Vegetable Oil(Hidrojene edilmiş bitkisel yağ)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Margarinler gıda katkı maddesi olmadığı halde burada zikretme ihtiyacı duyduk. Zira margarinler burda zikri geçen katkı maddelerinden de daha büyük tehlikeler arzetmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hidrojene edilmiş bitkisel yağları yapmak için kullanılan proses, kalp rahatsızlıklarını ve şeker hastalığını teşvik eden trans yağlarını husule getirmektedir. “The Institute of Medicine” tüketicilerin trans yağları mümkün mertebe çok küçük miktarlarda tüketmelerini önermektedir. Etiketlerinde margarin ve bitkisel katı yağları içeren krakerler, kuru pasta, bisküvi, pasta ürünleri, salata sosları, ekmek ve benzeri ürünleri tüketmekten kaçınmalısınız. Bunlar ekseriya ürünün raf ömrünü uzatmak, lezzetini sabit tutmak ve ucuza mal etmek için kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E102 Tartrazin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Renklendirici; Kekler, şekerlemeler, konserve sebzeler, peynirler, sakızlar, sosis, dondurma, portakallı içecekler, salata sosları, mevsim salataları, tatlı, reçel, unlu gıdalar, çerez, konserve balık, hazır çorbalar, alkolsüz meşrubatlar ve ketçap gibi bazı gıdalar tartrazin içerirler. Tartrazin duyarlı insanlarda kurdeşen veya astım ataklarına neden olabilir. tiroid tümörü, kromozom hasarı, hiperaktivite ve aspirin duyarlılığı gibi rahatsızlıklara sebep olabilir;Norveç ve Avusturya'da yasaklandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E133 Blue 1 ve Blue 2 (Brilliant blue FCF)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Renklendirici; sentetik kömür katranından üretiliyor; mandıra ürünleri, tatlılar ve içeceklerde kullanılır; farelerde beyin tümörüne sebep olmuştur. Çocukların tüketmesi tavsiye edilmiyor, Belçika, Fransa, Almanya, ısviçre, ısveç, Avusturya ve Norveç'te yasaklandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E127 Red 3(Erythrosine)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Renklendirici; kiraz ve vişne, konserve sebze, muhallebi, tatlı, pasta,biskuvi ve çerezlerde kullanılır; ışığa karşı duyarlılığa ve troid hormonu seviyesini arttırıp hipertroidism'e neden olabilir; farelerde yapılan çalışmada troid kanserine neden olduğu saptanmıştır; Avustralya, Amerika ve Norveç'te yasaklandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E110 Yellow 6(Sunset Yellow, FCF, Orange Yellow S)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Renklendirici; sentetiktir;unlu gıdalar, pasta, tatlı, çerez, dondurma, içecek ve konserve balık, hazır çorba ve bazı şurup cinsi ilaçların üretiminde kullanılır; yan etkileri kurdeşen, rinit (burun akması), burun tıkanıklığı, alerji, hiperaktivite, böbrek tümörü, kromozom hasarı, karın ağrısı, bulantı ve kusma, hazımsızlık ve iştahsızlıktır; Norveç'te yasaklandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynaklar:&lt;br /&gt;http://en.wikipedia.org/wiki/Parabens&lt;br /&gt;Yeniden Gıda Raporu. Dr.Müh.H.K.BÜYÜKÖZER&lt;br /&gt;http://www.chm.bris.ac.uk/webprojects2002/price/azo.htm&lt;br /&gt;http://mst.dk/udgiv/publications/1999/87-7909-548-8/html/kap05_eng.htm&lt;br /&gt;http://www.sixwise.com/newsletters/06/04/05/12_dangerous_food_additives_.htm &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.gidaraporu.com/tehlikeli-katki-maddeleri_g.htm"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAK&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-5807727997663668887?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/5807727997663668887/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=5807727997663668887&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/5807727997663668887'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/5807727997663668887'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/02/katki-maddeleri.html' title='KATKI MADDELERİ'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-2763741399047936359</id><published>2008-01-22T21:40:00.000-08:00</published><updated>2008-01-22T21:41:47.007-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RUH SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>DEPRESYON</title><content type='html'>Depresyon haritasından çarpıcı sonuçlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Berrin Işıkoğlu'nun haberi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Leuven Üniversitesi ve ABD'den Yale Üniversitesi uzmanları tarafından 6 Avrupa ülkesinde depresyonla ilgili geniş kapsamlı bir araştırma yapıldı. Özellikle depresyonun sonuçları açısından iyi bir örnek teşkil eden Belçika ile ilgili veriler çok çarpıcı nitelikte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırma sonuçlarına göre, erkeklerin %15'i, kadınlarında %20'si yaşamlarının bir döneminde depresyonu yaşıyor. Ülkemizdeki durumla ilgili olarak, Moral FM'de program yapan Psikolog Fatih Reşit Civeleoğlu “Türkiye'de araştırmalara göre her 20 insandan birinde görülen depresyonun bireyin hem iç dünyasında, hem de çevresiyle iletişiminde çok ciddi duygusal sorunlara yol açarken, özellikle kadınlarda ortaya çıkma ihtimalinin erkeklere nazaran 3 kat daha fazla” olduğunu belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Sağlık Örgütü'ne göre “Depresyon, Belçika ekonomisine 1 milyar Euro'ya mal oluyor. Her yıl 420 bin kişi depresyon geçiriyor. Depresyona giren kişi sorumluluklarını yerine getiremiyor, aile ilişkilerinde ve sosyal yaşamlarında sorunlar çıkıyor. Depresif durumda birey ortalama 40 gün iş göremediği için ekonomiye de maliyeti yüksek oluyor. Doğru tedavi uygulanmadığında ise hastaların % 20-30'u 3 yıl içinde yeniden depresyona giriyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağımızın hastalığı olan depresyonun nedenlerini olumsuz geçmiş yaşam olayları, bugüne ait çözümlenememiş sorunlar ve geleceğe yönelik endişeler şeklinde özetleyen Civelekoğlu depresyonun belirtilerini ise; üzgün, kederli ve yorgun ruh hali, yaşama karşı isteksizlik, hiçbir şeyden zevk alamama, iştahsızlık, unutkanlık, konsantrasyon zorluğu, uyku problemleri, ölüm düşünceleri yanında ağrı, kasılma,uyuşma gibi bedensel sorunlar şeklinde sıraladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Depresyonu psikolojik rahatsızlıkların nezlesine benzeten Civelekoğlu psikoterapinin depresyon tedavisinde çok etkili olduğunu ifade ederken, etkili bir psikoterapi süreci ile ilgili olarak şunları söyledi: “ Öncelikle bilinçaltı ile iletişime geçerek kişi geçmiş yaşam olaylarının baskısından kurtarılmalı. Ardından kişide var olan ve kişinin yaşamın beraberinde getirdiği zorluklarla baş etmesini engelleyen işlevsel olmayan davranış biçimleri, tavır ve tutumlar değiştirilmelidir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırma sonuçları depresyon yaşayanların yarısından fazlasının yardım alma girişiminde bulunmadığını, bu yardımı talep edenlerinse sadece 10'da 1'inin doğru yardımı alabildiğini gösteriyor. İşte bu aşamada psikolog Fatih Reşit Civelekoğlu “Sorunları çözme sürecinde ihtiyaç duyduğumuz içsel ve çevresel kaynaklarımızı organize etmeliyiz. Eğer kaynaklarımız yeterli değilse ya da onları kullanma konusunda sorunlar yaşıyorsak, bir başkasının kaynaklarından faydalanabilmeyi bilmeliyiz” diyerek depresyona yenik düşmemek gerektiğini vurguladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;WWW.MORALHABER.NET&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-2763741399047936359?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/2763741399047936359/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=2763741399047936359&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/2763741399047936359'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/2763741399047936359'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2008/01/depresyon.html' title='DEPRESYON'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-7163029321015744383</id><published>2007-12-23T13:59:00.000-08:00</published><updated>2007-12-23T14:00:26.368-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KANSER'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;table border="0" width="100%"&gt; &lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td colspan="2"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;b&gt;Amerikan Kanser Derneğinin şok raporu &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;     &lt;/td&gt;     &lt;/tr&gt;     &lt;tr&gt;      &lt;td&gt;&lt;img src="http://www.habervakti.com/resimler/saglik/kanser_genler.jpg" border="0" /&gt;&lt;/td&gt;      &lt;td&gt;&lt;b&gt;Dünyada bu yıl yaklaşık 7,6 milyon kişinin kanserden ölmüş olacağı tahmin ediliyor. &lt;/b&gt;&lt;/td&gt;     &lt;/tr&gt;     &lt;tr&gt;      &lt;td colspan="2"&gt;&lt;span id="haber"&gt;                       &lt;p align="left"&gt;Amerikan Kanser Derneğinin Uluslararası Kanser Araştırma Kurumu verilerine dayanarak hazırladığı rapor, kanserden her gün 20 bin kişinin öldüğü dünyada, 2007'de yaklaşık 7,6 kişinin bu hastalıktan ölmüş olacağını, 12 milyondan fazla kişinin kansere yakalanacağını gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raporda, gelişmiş ülkelerdeki yeni 5,4 milyon kanser vakasından 2,9 milyonunun, gelişmekte olan ülkelerdeki 6,7 milyon vakadan 4,7 milyonunun ölümle sonuçlanacağı vurgulandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zengin ülkelerde erkeklerde en fazla prostat, akciğer ve kolon kanserine, kadınlarda ise meme, kolon ve akciğer kanserine rastlandığı belirtilen raporda, gelişmekte olan ülkelerde de erkeklerde akciğer, mide ve karaciğer, kadınlarda rahim ve meme kanserinin görüldüğüne dikkat çekildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada kanser vakalarının yaklaşık yüzde 15'inin enfeksiyondan kaynaklandığına işaret edilen raporda, gelişmekte olan ülkelerde enfeksiyona bağlı kanser oranının gelişmiş ülkelerdekine göre 3 kat fazla olduğu (yüzde 26'ya yüzde 8) vurgulandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Helicobacter pylori bakterisinin mide, human papillomavirusün rahim ağzı, hepatit virüslerinin karaciğer kanserine neden olduğu belirtilirken, gelişmekte olan ülkelerdeki ölümlerin, erkenden tanı konulamaması ve tedavi olanaklarının yetersiz olmasından kaynaklandığı kaydedildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SİGARA-KANSER-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raporda, sigara ve kanser konusuna da özel bir bölüm ayrıldı.&lt;br /&gt;Tütün kullanımının 2000'de 5 milyondan fazla kişinin ölümüne neden olduğu kaydedilen raporda, sigaranın 20. yüzyılda dünya genelinde yaklaşık 100 milyon kişinin ölümünden sorumlu olduğu, 21. yüzyılda çoğu gelişmekte olan toplumlarda olmak üzere 1 milyardan fazla kişinin ölümüne yol açabileceği ifade edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanserden çocuk ölümleri ve enfeksiyona bağlı ölümlerin azaldığını, artık ileri yaşlara kadar hayatta kalabilen kişilerin sayısının arttığını belirten rapora imza atanlardan Ahmedin Cemal, ancak halkın giderek artan bir bölümünün sigara içmek, az hareket etmek ve doymuş yağ oranı yüksek besinleri tüketmek gibi Batılı hayat tarzını benimseyen az gelişmiş ülkelerde kansere yakalanma sıklığının arttığını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Sağlık Örgütüne göre dünyada tütün kullanan 1,3 milyar kişinin yaklaşık yüzde 84'ü gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor. Örgüt, sadece Çin'de 350 milyon tütün bağımlısının bulunduğunu, bunun da ABD nüfusundan fazla olduğunu tahmin ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tütün kullanımının bu şekilde devam etmesi halinde dünyada 2030'a dek 2 milyardan fazla tütün bağımlısının olacağı, bunların yarısının tütün bağımlılığının neden olduğu hastalıklardan öleceği tahmin ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;       &lt;p align="left"&gt;&lt;a href="http://www.habervakti.com/detay.asp?id=42948&amp;amp;kat=Saglik"&gt;kaynak&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;      &lt;/p&gt; &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt; &lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-7163029321015744383?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/7163029321015744383/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=7163029321015744383&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/7163029321015744383'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/7163029321015744383'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2007/12/amerikan-kanser-derneinin-ok-raporu.html' title=''/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-1414677763502139111</id><published>2007-12-22T11:52:00.000-08:00</published><updated>2007-12-23T14:02:18.759-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ALTERNATİF TIP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RUH SAĞLIĞI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>»  SİZİ BOZAN BOZUCU ALANINIZ NEDİR?</title><content type='html'>&lt;span class="style8"&gt;&lt;/span&gt;                  &lt;h5 style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;                                   &lt;/h5&gt;                &lt;br /&gt;                 &lt;table align="center" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0" width="93%"&gt;                    &lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;                     &lt;td scope="row"&gt;                                             &lt;div align="left"&gt; &lt;span style="color: rgb(83, 83, 83);font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;font-size:78%;"  &gt; &lt;span class="tah9"&gt;                                                                                                 &lt;img src="http://www.tamtip.com/upl/imaj/buyuk/1092059175.JPG" align="left" /&gt;                                                                         Dr.Recai YAHYAOĞLU&lt;br /&gt;www.tamtip.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SİZİ BOZAN BOZUCU ALANINIZ NEDİR?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun yıllardır çekmekte olduğunuz bir hastalığınız varsa ve hemen her ilacı kullanmanıza rağmen bir türlü sonuç alamamışsanız bu makale tam size göre...Bazen öyle hastalıklar yaşamak zorunda kalırız ki bunlar canımıza tak eder, bizi hayattan bezdirir, neredeyse o dertten kurtulmak için her türlü fedakarlığa katlanmaya hazır durumda bekleriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cep telefonunuz, televizyonunuz, arabanız, bilgisayarınız bozulursa hemen onu tamir ettirerek tekrar kullanmaya başlarsınız.Otomobiliniz servis bakımının ardından hele hele yağı, filtreleri değiştirildikten sonra yüksek çekiş gücüne kavuşarak eski performansına sahip olur.Fakat insan böyle midir?Evet bazı hastalıklar ve tedavilerden sonra insan eski sağlığına tam olarak kavuşur.Ama bazılarından sonra yani tedavi oluyorum derken kendisine hayatı zindan eden kararı vermiş olur....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedir bu kararlar? Ve hangi tedavilerden sonra bir daha belimizi doğrultamaz ve hayatımızın akışında, sağlığımızın seyrinde, ruh halimizin durumunda, insanlarla olan iletişim sorunları yaşamaya başlayarak içinden çıkamadığımız bir girdaba doğru sürüklenmeye başlarız...Bir yerlerimizde geçmeyen ağrılar başlamıştır.Hangi ağrı kesici ilacı kullanırsak kullanalım bir türlü bu ağrılarımızdan kalıcı olarak kurtulamayız.İlacı kullanırken ağrılarımız biraz hafifler yada geçici süre ortadan kaybolurlar.İlaçların tesiri kalmadığında ise bu ağrılar tekrar eski yerlerinde peydahlanarak canımızı acıtmaya devam ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen mecbur kalarak bir ameliyat olmak zorunda kalabiliriz.Örneğin akut apandisit sırasında ameliyat olmak şifaya kavuşmak için zorunludur.Fakat öyle gereksiz ameliyatlar vardır ki bunların yapıldığı yerlerde bedenimiz neşterle kesilmesinin ardından bir daha asla unutmamak üzere buralarda reaksiyon geliştirerek deriden çıkıntılı, sert skatris dokuları keloitleri meydana getirir.Bu yapılar hayatımızın sonuna kadar bedenimizi ve ruhumuzu tahrip etmeye devam ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin zorunlu olmadığı halde sırf bir takım kampanyaların mahkumu olmuş bir çok kadın sezaryen ameliyatıyla birlikte doğum yapar.Bir çok hasta kadın sezaryen ameliyatı sonrasında tüm hayatlarının değişerek tamamen bambaşka bir insan olduklarını ifade etmekten geri durmazlar.Aynı gün içinde dikkatli bir hekim tüm bayan hastalarını taradığında ve sezaryen olanlarla konuştuktan sonra hemen her kadının bu gerçeğin farkına varmasını sağlayabilir.Hatta bazıları direkt hekimlere bu şikayetlerini söylemelerine rağmen maalesef ne yazık ki bu durum bir çok hekim için anlam ifade edemez.Bu önemli ayrıntı gözden kaçar ve hasta doktor doktor dolaşmaya, torbalar dolusu ilaçlar tüketmeye devam eder fakat sonuç bir türlü tam olarak ortaya çıkmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yandan hepimiz bir diş hekimine giderek çürüyen dişlerimize dolgu yaptırırız...Bugün günümüzde bir çok farklı sebeplerden dolayı amalgam dolgu yapılarak dişlerimizin çürüğünden kurtuluruz.Dişlerimizin çürüğünden kurtulmaya çalışırken diş hekimleri bizlere sağlığımızı çürütmeye ömrümüz boyunca devam edecek ve sürekli bozucu alan olarak etkide bulunacak bir miras bırakmış olurlar.Bu yüzden bir çok migren hastası ne yaparsa yapsın baş ağrılarından kurulamaz.Bazı insanların depresyonu bir türlü ortadan kalkmaz.Çünkü bozucu alan bir parazit gibi sürekli kafatası içinde yanlış olmaması gereken bir sinyal yaymaya devam eder.Cep telefonlarının yaydığı dalgaları yada radyo frekanslarını göremediğimiz gibi bu alanların yaydığı olumsuz enerji alan frekansını göremeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm ameliyat yerlerinde meydana gelmiş yara izleri bozucu alan etkisi meydana getirir.Bu izler deriden daha aşağı tabakalara kadar ilerleyerek barsaklarda yada komşu organlarda sinir ve kan dolaşımında yapışıklıklar yaparak hastalıkların ilerlemesine neden olurlar.Örneğin akut apandisit, sezaryen ameliyatları insanların barsaklarında yapışıklıklar meydana gelmesine neden olup geçmeyen ve ilaçlara cevap vermeyen kabızlık oluştururlar.Bu kabızlık durumu hangi ilaç kullanılırsa kullanılsın bir türlü ortadan kalkmaz.Çünkü ameliyat yerinin altında bulunan skatris dokusu bozucu alan olarak işlevine sürekli devam eder.Bu şekilde oluşmuş bir kabızlığı ilaçla tedavi etmeye çalışmak bataklığın kenarındaki sivrisinekleri öldürerek yok etmeye çalışmak kadar komiktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle kafatası bölgesinde yapılmış ameliyatlar insanın sağlığını ciddi olarak tahrip ederler.Mesela boyun yada bel bölgesinde meydana gelmiş bir servikal yada lomber bölge disk hernilerinde (fıtıklaşmalarında) hemen ameliyat önerilmemelidir.Ticari kaygılardan uzaklaşarak insanların sağlıklarına karşı dürüst bir yaklaşım gösteren hiç bir hekim Türkiye’de ve dünyada kesinlikle işsiz güçsüz kalmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ameliyat endikasyonları olabildiğince hassas davranılarak alınmalıdır.Yapılacak bir çok farklı bilimsel gerçekler doğrultusundaki Tamamlayıcı Tıbbi tedavi uygulamalarının ardından şifaya kavuşulamamışsa ve çok ciddi ağrılar çekiliyorsa o zaman ameliyat olunmalıdır.Son çıkan yöntem olan mikrodistektomi ameliyatı yada lazerle yapılanı tercih edilmelidir.Bedene yapılan müdahalelerde kısmen invazif olmayan koruyucu yönü ağırlıklı uygulamalar tercih edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bozucu alanlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm ameliyat izleri,&lt;br /&gt;Yanıklar,&lt;br /&gt;Dövme izleri,&lt;br /&gt;Sigaranın kendisi ve dumanı,&lt;br /&gt;Aşı izleri,&lt;br /&gt;Sıyrık yada çiziklerden sonra buralarda oluşmuş nedbe dokuları,&lt;br /&gt;Tonsillektomi ameliyatları,&lt;br /&gt;Dişlerde bulunan amalgam dolgular,&lt;br /&gt;Dişlerde meydana gelmiş eğilmeler, şekil bozulmaları,&lt;br /&gt;Bazı organlar; örneğin hepatit enfeksiyonu geçirmiş bir karaciğer, enfekte olmuş bir doku, kireçlenmeye maruz kalmış eklemler,&lt;br /&gt;Gözde katarakt gelişmesi,&lt;br /&gt;Boyun ve bel fıtığı,&lt;br /&gt;Kronikleşmiş adale kasılmaları,&lt;br /&gt;İç kulakta meydana gelmiş ve dolaşımı bozan yaşlılık hastalıkları,&lt;br /&gt;Gözde meydana gelmiş Keratit yada uveit hastalıkları&lt;br /&gt;Bedene sonradan takılan tüm protezler ve kalp pilleri...&lt;br /&gt;Damar içine takılmış stentler...&lt;br /&gt;İsteyerek yada yanlışlıkla yutulan ve beden içinde kalmış her yabancı cisim...&lt;br /&gt;Prostat Hipertrofisi,&lt;br /&gt;Karaciğer yada kalpte meydana gelmiş olan yağlanmalar...&lt;br /&gt;Peruklar...&lt;br /&gt;Saç ekmek için kafatasına yapılan operasyonlar,&lt;br /&gt;Cilt gerdirme ameliyatlarında gizlenen yerlerde kalmış skar dokuları,&lt;br /&gt;Cep telefonları,&lt;br /&gt;Elekromanyetik tüm kirlenmeler,&lt;br /&gt;Gıdalar vasıtasıyla aldığımız kimyasal kanserojen maddeler..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın en küçük birimi hücresidir.Hücrenin içinde normal şartlarda potasyum dışında ise sodyum iyonları bulunur.Bu iyonlar sürekli hareket halinde bulunarak insanın hücresinde meydana gelen tüm olayları kontrol ederler.Hücre bir potasyum pili olarak işlevini yapar.İçinde mevcut bir enerji ve işleyiş mekanizması vardır.Bozucu alanlar ilk önce hücrenin çalışma performansını bozup görevlerini yapamaz hale getirir.Hücre bölünemez.Yada hızlı bir şekilde kontrolsüz olarak farklı bir formasyonda büyüyerek çoğalmaya başlar.Kanserin başla &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;                                                                                                      &lt;span style="color: rgb(83, 83, 83);font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;font-size:78%;"  &gt; &lt;span class="tah9"&gt; ması ve hücrenin içinde bulunan DNA ve RNA da olan değişimler, kromozom anomalileri bu dönemde gelişmeye başlar.Bu durum bir kısır döngü olarak sürekli ilerleyen ve hızlanan bir seyir gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak öncelikle kendi bozucu alanınızı tespit etmeniz gerekir.Tespit yapıldıktan sonra bu alandan kurtulmaya çalışmalısınız.Bu çabaların elbette sayısız farklı yöntemleri vardır.Özellikle Nöral Terapi yöntemi bozucu alan tedavisinde son imkanları en maksimum seviyede sunmakta kısa sürede önemli sonuçlar ortaya çıkararak yüz güldürücü etkiler meydana getirmektedir.Özellikle skatris dokularına direkt enjeksiyon yoluyla müdahalede bulunulması hastanın kısa sürede sağlığında büyük bir devrim yaşamasını sağlamaya yetmektedir.Yada bel ve boyun ağrılarından şikayetçi hastaların ilk seans sonrasında şikayetlerinde yüzde doksanlara varan iyileşmeler ortaya çıkmaktadır.Burada ilacın deri altına yada derin dokulara yapılmasının ardından oralarda tüm hücresel düzeyde işlevsellik maksimum seviyeye çıkmakta kan dolaşımında düzelme, oksijen seviyesinde artma ve daha pek çok faktör kısa sürede iyileşmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Siz siz olun en iyisi kendi orijinal ve özgünlüğünüze dışarıdan bir müdahalede bulundurmayın.Maddeler halinde sıraladığımız hastalıklarınız yada alışkanlıklarınız varsa en kısa süre içinde kurtulmaya çalışın.Havanızı ve alanınızı bozdurmayın ki sağlığınızın aynı zamanda yaşamınızın tadını doyasıya yaşayabilin.&lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;a href="http://www.tamtip.com/detay.php?iid=763&amp;amp;sid=&amp;amp;ad=S%DDZ%DD%20BOZAN%20BOZUCU%20ALANINIZ%20NED%DDR?&amp;amp;ad2=&amp;amp;mid=763&amp;amp;olay=mak&amp;amp;sayfa=2"&gt;kaynak&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;                       &lt;br /&gt;                       &lt;table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0" width="100%"&gt;                           &lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;                             &lt;td scope="row" height="50%"&gt; &lt;span class="style1"&gt; &lt;span style="color: rgb(83, 83, 83);"&gt; &lt;span style=";font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;font-size:78%;"  &gt;                                                             &lt;/span&gt; &lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(83, 83, 83);font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;font-size:78%;"  &gt;                                                           &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;                             &lt;td height="50%"&gt;&lt;div class="style1" align="right"&gt;&lt;span style="color: rgb(83, 83, 83);font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;font-size:78%;"  &gt;                                                                 &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt; &lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-1414677763502139111?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/1414677763502139111/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=1414677763502139111&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/1414677763502139111'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/1414677763502139111'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2007/12/sizi-bozan-bozucu-alaniniz-nedir.html' title='»  SİZİ BOZAN BOZUCU ALANINIZ NEDİR?'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-2622641096140171491</id><published>2007-12-12T12:27:00.000-08:00</published><updated>2007-12-12T12:29:10.556-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ALTERNATİF TIP'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KANSER'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='RUH SAĞLIĞI'/><title type='text'>YAŞAM İÇİN BİR BARDAK SU</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:100%;color:#035d8a;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;img src="http://www.gidaraporu.com/images/UN8CACDNLVKCA43C2URCASQLM8VCAU1HJXVCAL9KAZ8CA17BYMGCAX4N62HCA3UNZ5ACAU58TXTCAMJLWJCCAXPY5T6CAS12IL1CA0NIO4XCAKLTF7SCAGK3Q93CAC8181VCACH2E7ZCAC5M4QHCAUPK9MD.jpg" alt="bir bardak su" align="right" /&gt; &lt;b&gt;YAŞAM İÇİN BİR BARDAK SU&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bir yıl boyunca, kuraklığın verdiği korku ile büyük küçük toplumun her kesiminden insanlar olarak, o kabuslu günlerde, defalarca nasıl bir heyecan ve ihlasla yaptığımız yağmur dualarını hatırlayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yıl boyunca susuzluk tehdidi ile geçen günlerimizden sonra yağan yağmurları hangi sevinç dolu duygularla karşıladığımızı düşünelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Yer küremizin yüzeyinin %71 ini denizler, %29 unu karalar oluşturur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  İnsan bedeni, %25 katı maddeden, %75 sudan oluşmaktadır. Beyin dokusunun ise %85’i sudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Dünya oluşumundan önce de su vardı ve oluşum tamamlandıktan sonra da ilk hayat suda başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Suyun hayatın olmazsa olmaz temel unsurlarından biri olduğunu biliyoruz. Gerçek anlamda faydalarının tespiti konusunda yapılan bazı çalışmaların aslında bir şans eseri ortaya çıktığını ve bu yöndeki çalışmaların o günden sonra hız kazandığını biliyor muydunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İranlı hekim DR. FERİDUN Batmanghelidj, suyun hastalıklara iyi geldiğini, insanı iyileştirdiğini hapishanede bir şans eseri öğrenmiş. “1979 da İran devrimi patladığında Ben siyasi bir tutuklu olarak hapiste bulunuyordum. Bir gün koğuşta, mahkumlardan birinin, koridorda, iki büklüm olmuş vaziyette, inanılmaz mide sancılarıyla kıvrandığını gördüm. Beni görünce ızdıraplı bir sesle “Ülserim beni öldürüyor” diye seslendi. Onun için ne yaptın diye sordum. “Üç adet Tagamet ve bir şişe dolusu antiasit aldım ama banamısın demedi” diye cevap verdi.”şeklinde vakayı özetleyen Dr. FERİDUN Batmanghelidj, 10 saatten beri bu şekilde ızdırap içinde sancı çeken hasta mahkuma gayri ihtiyarı müdahale eder ve ölmek üzere olduğunu düşündüğü adama iki bardak su içirir. Fakat ne görsün, adam çok geçmeden kıvranmaktan kurtulur. O günden sonra Dr. Batmanghelidj, suyun şifa verici etkisi üzerine çalışmalarını yoğunlaştırma kararı alır. Cezaevinde kaldığı 2,5 yıl içerisinde yaklaşık 3 bin peptik ülser hastası tutuklu ve hükümlüyü iyileştirir. Tabi ki ilaç olarak yalnızca su kullanarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 2,5 yıl kadar sonra tahliye vakti geldiğinde, hapishane müdürüne ricada bulunur ve "lütfen ben bir müddet daha burada tutuklu kalmak istiyorum, zira araştırmalarımın en önemli evresine girmiş bulunmaktayım ve bu kadar çok hastayı dünyanın hiçbir yerinde, bu koşullarda bulamam" der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Böylece Batmanghelidj, bir müddet daha "gönüllü hapis" yatar ve çalışmalarını sürdürür. Hapiste iken keşfinin ilk duyursunu Iranian Medical Association’da yayınlatır. Tebliğinin bir tercümesini de the Journal of Clinical Gastroenterology Haziran 1983 sayısında misafir editör olarak yayınlatır. Bugün bütün dünyaya sesin duyurabilmiş ve ekol oluşturmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Dr. Batmanghelidj “Hasta Değil Susuzsunuz" kitabında vucudumuzun tam 46 nedenle suya ihtiyaç duyduğunu anlatmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Bunlar şunlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  1- Hiçbir canlı susuz yaşayamaz.&lt;br /&gt;  2- Göreceli su yetersizliği vücudun bazı fonksiyonlarını önce bastırır, sonra öldürür.&lt;br /&gt;  3- Su temel enerji kaynağıdır.&lt;br /&gt;  4- Su vücudun her hücresinde elektriksel ve manyetik enerji üretir, bize yaşam gücü verir.&lt;br /&gt;  5- Hücre yapısındaki maddeleri birbirine bağlayan bir yapıştırıcıdır.&lt;br /&gt; 6- DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur, böylece üretilen anormal DNA sayısı azalır.&lt;br /&gt; 7- Bağışıklık sisteminin (bütün mekanizmalarının) merkezi olan kemik iliğinde, bu sistemi kanser de dahil olmak üzere, çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir.&lt;br /&gt; 8- Bütün besinlerin, vitamin ve minerallerin temel çözücüsüdür. Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metobolik aşamalarında görev yapar.&lt;br /&gt; 9- Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi vücuda aktarır. Susuz yenen yemeğin vücut için hiçbir enerji değeri yoktur.&lt;br /&gt;  10- Su, besinlerdeki gerekli ögelerin emilimini artırır.&lt;br /&gt;  11- Bütün ögelerin vücuda taşınmasına yardımcı olur.&lt;br /&gt;  12- Akciğerlerde oksijen toplayan kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır.&lt;br /&gt;  13- Hücreye ulaşan su, o hücreye oksijen verir ve atık gazları vücuttan atılmaları için akciğerlere taşır.&lt;br /&gt;  14- Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için karaciğer ya da böbreklere taşır.&lt;br /&gt;  15- Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, artrit ve sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur.&lt;br /&gt;  16- Omurgadaki diskleri “şok emici su yastıkları” na dönüştürür.&lt;br /&gt;  17- Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.&lt;br /&gt;  18- Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur.&lt;br /&gt;  19- Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler.&lt;br /&gt;  20- Vücudun soğutma (terleme) ve ısıtma (elektrik) sistemleri için vazgeçilmezdir.&lt;br /&gt;  21- Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve elektriksel enerji verir.&lt;br /&gt;  22- Serotonin ve diğer nörotransmitterlerin (sinir ileticileri) üretimi için vazgeçilmezdir.&lt;br /&gt;  23- Melatonin de dahil olmak üzere, beyinde üretilen bütün hormonların yapımı için gereklidir.&lt;br /&gt;  24- Çocuklarda ve yetişkinlerde dikkat yetersizliği sorununa çözüm getirir.&lt;br /&gt;  25- Çalışma verimini artırır ve dikkat aralığını büyütür.&lt;br /&gt;  26- Su dünyadaki diğer bütün içeceklerden daha kolay bulunabilir ve hiçbir yan etkisi yoktur.&lt;br /&gt;  27- Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesine yardımcı olur.&lt;br /&gt;  28- Uykuyu düzenler.&lt;br /&gt;  29- Yorgunluğun giderilmesine yardımcı olur ve bize gençliğin enerjisini verir.&lt;br /&gt;  30- Cildi yumuşatır ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur.&lt;br /&gt;  31- Gözlere canlılık ve parlaklık verir.&lt;br /&gt;  32- Glokomdan korunmamıza yardım eder.&lt;br /&gt;  33- Kemik iliğinde kan üretim sistemlerini düzenler, lösemi ve lenfoma oluşumunun önlenmesine yardımcı olur.&lt;br /&gt;  34- Vücutta enfeksiyon ve kanser hücrelerinin geliştiği bölgelerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için çok gereklidir.&lt;br /&gt;  35- Kanı sulandırır ve dolaşım sırasında pıhtılaşmasını önler.&lt;br /&gt;  36- Kadınlarda, adet öncesi ağrıyı ve ateş başmasını hafifletir.&lt;br /&gt;  37- Kalp atışıyla birlikte kanı sulandırıp dalgalandırarak dolaşımdaki katı maddelerin dibe çökmesini engeller.&lt;br /&gt; 38- İnsan vücudunda dehidrasyon sırasında kullanılabilecek bir su deposu yoktur. Bu nedenle gün boyunca düzenli olarak su içmemiz gerekir.&lt;br /&gt;  39- Dehidrasyon cinsellik hormonunun üretimine engel olur, bu iktidarsızlık ve libido kaybının başlıca nedenlerinden biridir.&lt;br /&gt;  40- Su içtiğiniz zaman susuzluk ve açlık duygularını ayırt edebilirsiniz.&lt;br /&gt; 41- Kilo vermenin en iyi yolu su içmektir. Düzenli aralıklarla su için ve sıkı bir rejim yapmadan zayıflayın. Acıktığınız zaman aşırı yememeli, ama susadığınızda suyunuzu içmelisiniz.&lt;br /&gt; 42- Dehidrasyon doku boşlukları, eklemler, böbrekler, karaciğer, beyin ve deride zehirli çökeltilerin birikmesine yol açar. Su bunları temizler.&lt;br /&gt;  43- Su, gebelikte sabah bulantılarını azaltır.&lt;br /&gt;  44- Zihin ve vücut fonksiyonlarını bütünleştirir. Karar verme ve hedefleri belirleme yeteneğini artırır.&lt;br /&gt; 45- Yaşlılıkta bellek kaybının önlenmesine yardımcı olur. Alzheimer, multipl skleroz, Parkinson ve Lou Gehring hastalıklarının riskini azaltır.&lt;br /&gt;  46- Kafein, alkol ve bazı ilaçlara duyulan bağımlılığın giderilmesine yardımcı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Bir bardak suyun faydaları işte böyle. Suyun yukarıda sıralanan faydalarını okuyunca; &lt;b&gt;“Canlı olan her şeyi sudan yarattık. Hala inanmıyorlar mı?” (Enbiya, 30) &lt;/b&gt; ayetini aklımızdan çıkarmamamız gerektiğini daha iyi anlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  (Suyun faydaları konusunda daha ayrıntılı bilgi almak isteyenler&lt;br /&gt;  &lt;a href="http://www.watercure.com/index.html" rel="nofollow"&gt;watercure&lt;/a&gt; adresini ziyaret edebilirler.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaynak: gıda raporu&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-2622641096140171491?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/2622641096140171491/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=2622641096140171491&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/2622641096140171491'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/2622641096140171491'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2007/12/yaam-iin-bir-bardak-su.html' title='YAŞAM İÇİN BİR BARDAK SU'/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-6003935880461238258</id><published>2007-12-06T11:18:00.000-08:00</published><updated>2007-12-06T11:19:26.490-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;table border="0" cellpadding="5" cellspacing="0" width="490"&gt; &lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;h1 style="font-family: Arial; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 24px; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Fesleğenin faydaları&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;        &lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;   &lt;h2 style="font-family: Arial; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 16px; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Enerji verici, hafızayı ve konsantrasyonu güçlendirici bir bitki olan fesleğenin yararları sayılamayacak kadar çok. İşte faydalarından bir kaçı:       &lt;/span&gt;&lt;/h2&gt;     &lt;/td&gt;         &lt;/tr&gt;         &lt;tr&gt;             &lt;td class="stdSmall" align="right" height="10"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;         &lt;/tr&gt;   &lt;tr&gt;             &lt;td align="right"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;         &lt;/tr&gt;                &lt;tr&gt;             &lt;td style="font-size: 14px;" id="objectContent"&gt;    &lt;div id="haberImage"&gt;   &lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;img alt="Fesleğenin faydaları" src="http://image.haber7.com/haber/88598.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;        &lt;/div&gt;     &lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;   &lt;p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Enerji verici, hafızayı ve konsantrasyonu güçlendirici bir bitki olan fesleğenin yararları sayılamayacak kadar çok. İşte faydalarından bir kaçı: &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;strong&gt;Fesleğenin yararları...&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;• Asabiyetten ileri gelen genel güçsüzlüğe, sindirim bozukluğuna, uykusuzluğa ve migrene karşı etkilidir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;• Özellikle sindirimi kolaylaştırıcı özelliği sayesinde hazımsızlık çekenlerin baş ilâcıdır. Aynı zamanda sinir hastalarına, iyi uyuyamayan çocuklara, baş dönmesi çeken yetişkinlere, bağırsak sorunlarından yakınanlara, öksürüğe, anjin ya da boğmacalılara verilir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;• Fesleğenin kaynatılmasıyla elde edilen su süzüldükten sonra, arı sokmasında enfekte olan yere sürülerek ağrıyı hafifletir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;• Ağızda oluşan yaralar ve pamukçuk ağız banyosu yoluyla tedavi edilir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;• Sütü gelmeyen ya da az gelen kadınların süt verimini çoğaltmak için de kullanılır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;• Farklı bir özelliği de sivrisinek ve tahtakurusu gibi haşaratları kokusu sayesinde kaçırmasıdır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;• Mutfakta tazesi veya kurusu kullanılır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;• Çorbalara, domates, patlıcan, kabak, mantar yemeklerine, salatalara, hamur işlerine katılır.&lt;br /&gt;      &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;   &lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;   Bizim aile   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt; &lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-6003935880461238258?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/6003935880461238258/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=6003935880461238258&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/6003935880461238258'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/6003935880461238258'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2007/12/fesleenin-faydalar-enerji-verici-hafzay.html' title=''/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-3068609515957060307</id><published>2007-11-21T09:44:00.000-08:00</published><updated>2007-11-21T09:46:26.869-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;table border="0" cellpadding="5" cellspacing="0" width="490"&gt; &lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;h1   style="font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;font-family:Arial;font-size:24px;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bütün hastalıkların kaynağı çürük diş&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;        &lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     &lt;/span&gt;   &lt;h2   style="font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;font-family:Arial;font-size:16px;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Diş çürükleriyle diş eti hastalıklarının yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, kemik erimesi, şeker hastalığı ve kadınlarda erken doğum ve düşük doğum ağırlığı risklerini artırdığı bildirildi.&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt;     &lt;/td&gt;         &lt;/tr&gt;         &lt;tr&gt;             &lt;td class="stdSmall" align="right" height="10"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;         &lt;/tr&gt;   &lt;tr&gt;             &lt;td align="right"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;         &lt;/tr&gt;                &lt;tr&gt;             &lt;td  id="objectContent" style="font-size:14px;"&gt;    &lt;div id="haberImage"&gt;   &lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;img alt="Bütün hastalıkların kaynağı çürük diş" src="http://image.haber7.com/haber/39826.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;     &lt;div id="bannerCorp"&gt;         &lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" height="250" width="250"&gt;     &lt;param name="movie" value="http://image.haber7.com/bannerz/730fa9415068c777dd8d594ccc7da1b5.swf"&gt;     &lt;param name="quality" value="high"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/object&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;         &lt;/div&gt;     &lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;Sağlık Bakanlığından Ağız ve Diş Sağlığı Haftası ve 22 Kasım Diş Hekimliği Günü nedeniyle yapılan açıklamada, ağız ve diş sağlığını bozan faktörlerin bireyin vücut sağlığını da doğrudan etkilediği kaydedilerek, diş çürükleriyle diş eti hastalıklarının yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, kemik erimesi, şeker hastalığı ve kadınlarda erken doğum ve düşük doğum ağırlığı risklerini artırdığı belirtildi.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;Bakteri plağı (diş plağı), karbonhidratlı gıdalar ve bünyesel etkenlerin (dişin yapısı, tükürüğün bileşimi) diş çürüklerine neden olduğu kaydedilen açıklamada, ''Diş çürüğüne eskiye oranla daha sık rastlanmasının nedenlerinden biri beslenme alışkanlıklarının değişmesidir.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;Sert gıdalarla beslenildiğinde doğal yollarla dişlerde bir temizlik sağlanırken, günümüzde hazır gıda tüketimi artmıştır. Bisküvi, şeker, çikolata, kola hatta şekerli çay gibi gıda maddeleri dişlerin üzerine yapışıp asit oluşturmakta, dişler fırçalanmadığı takdirde de çürüğe sebep olmaktadır'' denildi.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;Diş sağlığı için peynir, süt ve yoğurt tüketilmesi, şekerli yiyeceklerin tükürük akışının en yoğun olduğu ana öğünler sırasında yenmesi gerektiği bildirilerek, ''Bakteri plağı adı verilen, dişler üzerinde biriken film tabakasının günlük fırçalama ve diş ipliği kullanımı ile uzaklaştırılmasının sağlıklı bir ağız için temel gereksinim olduğu vurgulandı.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;-DİŞ ÇÜRÜĞÜ VE DİŞ ETİ HASTALIKLARINDAN KORUNMA-&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;Diş çürüğü ve diş eti hastalıklarından korunmada sabah kahvaltısı sonrası ve gece yatmadan önce 2'şer dakikalık etkili bir fırçalama işleminin yeterli olduğuna dikkat çekilerek, bunun için yumuşak ya da orta sertlikte, uygun büyüklükte, naylon kıllı bir diş fırçasının uygun olduğu kaydedildi. Etkili bir diş fırçalamanın dişlerin görünen yüzeylerinin temizliğini sağlamakla birlikte, bakteri plağının diş aralarından uzaklaştırılmasını sağlamadığı belirtilerek, ''Bu nedenle diş araları günde bir kez tercihen gün sonunda diş ipi ile temizlenmelidir'' denildi.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;Dişleri korumada flor uygulamasının da etkili olduğu ifade edildi. Halk arasında süt dişlerinin önemli olmadığına dair yanlış bir inanış bulunduğu kaydedilerek, süt dişlerinin ''nasıl olsa değişecek'' mantığı ile ihmal edilmemesi gereği üzerinde duruldu.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;Açıklamada, süt dişi çürüklerinin ve yapısal bozuklukların önlenmesinde şu hususlara dikkat edilmesi gerektiği bildirildi: - Bebeğin gece ağzında biberonla uyuma alışkanlığı önlenmeli,&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;- Beslendikten sonra mutlaka su içirilmeli, daha sonra uyutulmalı,&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;- Biberondaki süte şeker, bal pekmez gibi tatlandırıcılar ilave edilmemeli,&lt;br /&gt;- İlk dişlerin sürmeye başlamasıyla gece ve sabah beslenmeleri sonrası temiz, ıslak bir tülbent ile dişler silinerek temizlenmeli,&lt;br /&gt;- Emzikler, ağlayan bebekleri susturmak amacıyla bal, pekmez, reçel gibi tatlandırıcılara batırılarak verilmemeli,&lt;br /&gt;- Kötü alışkanlıkların kontrolü sağlanmalı (parmak-dil emme, tırnak yeme),&lt;br /&gt;- Dişler sürdükten sonra bebeğin eline verilen karbonhidratlı-şekerli gıdalar yerine elma, havuç gibi besin değeri yüksek; diş temizliğine yardımcı gıdalara yönlendirilmeli.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;-KORUYUCU HEKİMLİK-&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;Çürükten korunmanın, bir kişisel irade konusu olduğu ve herkesin sağlam dişler ve sağlıklı ağzın getireceği rahatlığın bilincine varması gerektiği belirtilerek, diş hekimliğinde ve diğer tıp bilimlerinde koruyucu hekimliğin önem kazandığı kaydedildi. Araştırmalarda koruyucu tedbirler alındığında diş ve diş eti hastalıklarının önlenebildiğinin saptandığı bildirilen açıklamada, koruyucu hekimlik uygulamalarıyla toplumsal duyarlılığın gereği olarak diş hekimliği mesleğinin toplum yararına sunulması, sağlığın korunmasında eğitimin öneminin vurgulanması gibi amaçlar gözetildiği bildirildi.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;-AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI HİZMETLERİ-&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;Son yıllarda ağız ve diş sağlığı hizmetlerinin sunumunda büyük ilerlemeler kaydedildiği, halka çok daha iyi hizmet verebilmek için, 2002 yılından bugüne kadar Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlara 3 bin 233 diş hekimi ataması yapıldığı duyuruldu.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;Sağlık Bakanlığına bağlı birinci basamak sağlık kuruluşları olan sağlık ocakları, ana çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezleri ile sağlık merkezlerinde koruyucu ve önleyici diş hekimliği hizmetlerinin yanı sıra, imkanlar ölçüsünde dolgu, diş taşı temizliği gibi tedavi edici diş hekimliği hizmetlerinin bir bölümünün verilebildiği, özel şartlar ve yardımcı sağlık personeli gerektiren protez, ortodonti, ağız-diş-çene hastalıkları ve cerrahisi uygulamalarının ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurumlarında yapıldığı bildirildi.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;Bakanlığa bağlı 3 diş hastanesi, 87 ağız diş sağlığı merkezi, 93 diş tedavi protez merkezi ve devlet hastaneleri bünyesindeki diş polikliniklerinde ikinci basamak ağız diş sağlığı hizmetleri sunulduğu belirtildi&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;  AA   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt; &lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-3068609515957060307?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/3068609515957060307/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=3068609515957060307&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/3068609515957060307'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/3068609515957060307'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2007/11/btn-hastalklarn-kayna-rk-di-di.html' title=''/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-8981765205598290208</id><published>2007-11-17T12:51:00.000-08:00</published><updated>2007-11-17T12:55:13.849-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='K'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;table style="text-align: left; margin-left: 0px; margin-right: auto;" bgcolor="#ffffff" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0" width="770"&gt; &lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td width="5"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;         &lt;td align="left" valign="top" width="490"&gt;     &lt;table border="0" cellpadding="5" cellspacing="0" width="490"&gt;         &lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;             &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;h1 style="font-family: Arial; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 24px; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;Kahvenin bilinmeyen yönleri&lt;/h1&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;h2 style="font-family: Arial; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 16px; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;Kahve içmek pek çok kişi için büyük bir zevk ve vazgeçilmez bir alışkanlıktır. Ancak, zinde kalmak ve enerjimizi yüksek seviyede tutmak için hemen hemen her gün içtiğimiz kahvenin yararlarının yanında bir o kadarda ciddi zararları olduğunu unutmamak gerek&lt;/h2&gt;     &lt;/td&gt;         &lt;/tr&gt;         &lt;tr&gt;             &lt;td class="stdSmall" align="right" height="10"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;         &lt;/tr&gt;   &lt;tr&gt;             &lt;td align="right"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;         &lt;/tr&gt;                &lt;tr&gt;             &lt;td style="font-size: 14px;" id="objectContent"&gt;    &lt;div id="haberImage"&gt;   &lt;img alt="Kahvenin bilinmeyen yönleri" src="http://image.haber7.com/haber/77644.jpg" /&gt;     &lt;div id="bannerCorp"&gt; &lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" id="dijital_kuran" align="middle" height="250" width="250"&gt; &lt;param name="allowScriptAccess" value="sameDomain"&gt; &lt;param name="movie" value="http://image.haber7.com/ads/dijital_kuran/dijital_kuran.swf"&gt;&lt;param name="quality" value="high"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#ffffff"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;         &lt;/div&gt;    &lt;br /&gt; &lt;p&gt;Kahve içmek pek çok kişi için büyük bir zevk ve vazgeçilmez bir alışkanlıktır. Ancak, zinde kalmak ve enerjimizi yüksek seviyede tutmak için hemen hemen her gün içtiğimiz kahvenin yararlarının yanında bir o kadarda ciddi zararları olduğunu unutmamak gerekir... &lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Kahvenin Zararları &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Yüksek tansiyon:&lt;/strong&gt; Yapılan araştırmalara göre, düzenli olarak günde 4-5 bardak kahve içenlerin kan basınçları, yani tansiyonları hızla yükseliyor. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Kalp:&lt;/strong&gt; Aşırı kahve tüketimi kalbin ritmini olumsuz yönde etkiliyor. Kahvenin içerdiği kafein fazla tüketildiğinde, kalpte ritim bozuklukları meydana gelebiliyor. Düzensiz kalp atışları ve kalp çarpıntısına neden olabiliyor. Bu nedenle özellikle kalp hastalarının sınırlı miktarda kahve içmeleri gerekiyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Mide:&lt;/strong&gt; Kahve, ülseri tetikliyor ve midenin asit salgılamasını uyarıyor. Bu nedenle mide hastalarının günde 2 fincandan fazla kahve tüketmemeleri gerekiyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Şeker hastalığı: &lt;/strong&gt;Yapılan araştırmalar, yemek zamanlarında yükselen kan şekeriyle birlikte tüketilen kahvenin şeker hastalığını olumsuz yönde etkilediğini ortaya koyuyortı. Uzmanlar şeker hastalarının da kahveyi sınırlı tüketmesini öneriyor. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Su kaybı:&lt;/strong&gt; Uzmanların bir kısmı kahvenin vücutta sıvı kaybına neden olduğunu savunurken, bir kısmı da bu kaybın önemsiz derecede az olduğunu savunuyorlar. Fakat yine de ağır basan görüş diğer kafeinli içecekler gibi kahvenin de vücutta su kaybı yarattığı yönünde.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Doğurganlık:&lt;/strong&gt; Günde üç fincan veya daha fazla kahve içmek, kadının doğurganlık oranını azaltıyor. Çünkü aşırı miktarda kafein tüketimi yumurtlamayı olumsuz etkiliyor. Yapılan araştırmalarda ise her gün düzenli olarak kahve içen erkeklerin içmeyenlere oranla daha güçlü spermleri olduğu kanıtlandı. Kafeinin spermin üzerinde uyarıcı etkisi olduğunu savunan uzmanlar, bunun merkezi sinir sisteminde de aynı etkiyi gösterdiğini iddia ediyorlar. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Hamilelik: &lt;/strong&gt;Kafeinin anne karnındaki bebeğe zararlı olduğu biliniyor. Uzmanlar, hamile kadınların günlük kafein tüketme sınırlarının 300 mg ile sınıtlı kalması gerektiğini belirtiyor. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Kahvenin Faydaları &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Kanser: &lt;/strong&gt;Kahve, yeşil ve siyah çay gibi antioksidanlar içeriyor. Bu da kansere yol açan hücrelerin çoğalmasını engelliyor. Ayrıca, yapılan bir araştırmada, kahvenin ve egzersizin güneş ışınlarının neden olduğu cilt kanserinden koruduğu ortaya çıktı. Araştırmaya göre, fiziksel egzersizle birlikte ölçülü kahve tüketimi, güneşin ultraviyole B (UVB) ışınlarının yol açtığı kanserojen etkileri ortadan kaldırabiliyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Safra taşları: &lt;/strong&gt;Kadın vücudu erkeğe kıyasla iki kat daha fazla safra taşı üretiyor. Günde dört bardak kahve içen kadınların içmeyenlere oranla yüzde 25 daha az safra taşından şikayet ettiği kanıtlandı. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Konsantrasyon:&lt;/strong&gt; Kahve konsantrasyona yardımcı oluyor. Yapılan araştırmalarda, okul çağındaki çocukların az miktarda kahve ile süt içtiklerinde sabahki derslerinde daha başarılı oldukları görülüyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Parkinson: &lt;/strong&gt;Yapılan bir araştırmada günde bir fincan kahve içen erkeklerin parkinson hastalığı riskinin yüzde 40’a varan oranlarda azaldığı ortaya çıkarıldı. Buna karşın, menopoz sonrası ostrojen terapisi gören kadınlarda kahve tüketimi Parkinson Hastalığı riskini artırıyor.. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Karaciğer:&lt;/strong&gt; Kahve tüketmek özellikle siroz yüzünden oluşan karaciğer kanseri riskinin azaltılmasına yardımcı oluyor. Düzenli kahve içenlerin siroz gibi karaciğer rahatsızlıklarından daha az şikayet ettiği görülüyor.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ailem   &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt; &lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1028908474489563173-8981765205598290208?l=zencefillik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://zencefillik.blogspot.com/feeds/8981765205598290208/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1028908474489563173&amp;postID=8981765205598290208&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/8981765205598290208'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1028908474489563173/posts/default/8981765205598290208'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://zencefillik.blogspot.com/2007/11/kahvenin-bilinmeyen-ynleri-kahve-imek.html' title=''/><author><name>ZENCEFİL</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02502819845069817553</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1028908474489563173.post-8905661836623620305</id><published>2007-11-12T22:41:00.000-08:00</published><updated>2007-11-17T12:53:46.720-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA SAĞLIK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ŞEKER'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HABER'/><title type='text'>SİVİLCELER</title><content type='html'>&lt;p&gt;Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın beslenmebulteni.com sitesinde yayınlanan yazısı:&lt;/p&gt;     &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Unu şekeri azaltın, ergenlik sivilcelerinden kurtulun!&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p&gt;Ergenlik sivilceleri de denilen akneler başta ergenler olmak üzere birçok insanın başının belası; yüzde 90’ından fazlasında bu sivilceler mevcut; yaşı 25’in üzerindeki erişkin insanların ise yaklaşık yarısında var. Tıptaki ilerlemeler akneli insan oranında azalma sağlamadığı gibi artışı da engelleyemiyor! Bu konunun uzmanları hastalığın gerçek nedenini bir türlü bulamıyorlar. Bu bağlamda cildiye hekimlerinin büyük bir ekseriyeti kendilerinden çok emin bir şekilde, beslenme ile akneler arasında hiçbir ilişkinin olmadığını söylüyorlar. Çünkü takip ettikleri dünyanın en itibarlı cildiye (dermatoloji) kitaplarında da aynısı yazılı (1,2). Acaba bu gerçekten doğru mu? &lt;/p&gt;     &lt;p&gt;Yıllardır unsuz-şekersiz bir beslenme tarzı olan ‘Taş devri diyeti’ni hastalıklı ya da sağlıklı herkese öneriyoruz. Bu diyeti uygulayan kişilerin dikkatini en çok çeken noktalardan biri diyetle birlikte sivilcelerinin kaybolmasıdır. Yaptığımız açıklamalarda biz bu sivilcelerin kaybolmasını, unsuz-şekersiz diyetin insülin direncini kontrol altına alması sonucu hormonal dengenin düzelmesine bağlıyorduk. Buna dayanak olarak da unlu-şekerli ve rafine edilmiş gıdaları tüketmeyen ilkel topluluklarda ergenlik sivilcelerinin yok denecek kadar az olduğunu tespit eden toplum çalışmalarını gösteriyorduk. Ama şimdiye kadar bu konuda kontrol grubu ile karşılaştırmalı bir çalışma yapılmamıştı. İşte böyle bir araştırma dünyanın en iyi klinik beslenme dergilerinden biri olan (bizce en iyisi) ‘Journal of Clinical Nutrition’ dergisinin Temmuz 2007 sayısında yayınlandı (3). &lt;/p&gt;     &lt;p&gt;Aşağıda hem bu çalışmanın özetini, hem de Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın 70 yıllık literatür ışığında konu hakkındaki düşüncelerini bulacaksınız. Birçok cildiyecinin ezberini bozacak bu dosyayı kaçırmayın.&lt;/p&gt;     &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Çalışmanın özeti&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p&gt;Yaşları 15-25 yaş arasında değişen 43 erkek hasta çalışmaya alınmış&lt;sup&gt; &lt;/sup&gt;ve rastgele iki gruba ayrılmış (23+20). Her iki gruba da 12 hafta süre ile aynı kalori ve aynı dağılımda (yüzde 25 protein, yüzde 45 şeker ve yüzde 30 yağ)&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;bir diyet verilmiş. &lt;/p&gt;     &lt;p&gt;Yalnız birinci grup hasta, glisemik endeksi ya da glisemik yükü düşük şekerler alırken ikinci grup glisemik endeksi yüksek şekerleri yemiş. Yani ilk grup lifi daha çok ve yavaş emilen şekerleri (örneğin kepek ekmeği) kullanırken ikinci grup hasta lifi az ve hızlı emilen (beyaz ekmek gibi) şekerleri tüketmişler. Her iki grup da bir temizleyici losyon kullanmışlar. &lt;/p&gt;     &lt;p&gt;Oniki hafta sonra birinci gruptaki akne lezyon sayısı, ikinci gruba (yani hızlı emilen şekerleri yiyen) oranla çok daha fazla azalmış. Bu süre içinde ilk grupta ortalama 23.5 lezyon kaybolurken, ikinci grupta bu sayı 12’de kalmış. &lt;/p&gt;     &lt;p&gt;İlk grup 2.9 kg tartı kaybederken aynı kaloriyi tüketen ikinci gruptakiler ise 0.5 kg almış. Benzer şekilde ilk grupta insülin direnci azalırken ikinci grupta ise artmış. &lt;/p&gt;     &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın yorumu:&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p&gt;Yukarıda bahsi geçen çalışma ‘Taş Devri Diyeti’ gibi unsuz-şekersiz bir diyetin ergenlik sivilcelerini bariz bir şekilde azalttığını göstermektedir. &lt;/p&gt;     &lt;p&gt;Bu çalışmanın ikinci ilginç bulgusu ise (bize göre gayet normal) aynı kaloriyi almalarına rağmen, yavaş emilen şekerleri alan grupta tartı kaybı olurken hızlı emilen şekerleri alan grupta hastaların tam tersine kilo almalarıdır. Bu durum ilk gruptaki hastaların insülin direncinin azalmasına bağlıdır. &lt;/p&gt;     &lt;p&gt;Bu araştırmada ilgi çeken bir nokta hızlı emilen şekerleri alan grupta da (çok daha az olsa bile) aknelerin azalmış olması.&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;Bu durum her iki hasta grubunda deriye sürülen losyonun 
